Merhaba!
Çocukken kaygıdan uyuyamadığımda dışarı bakıp ışığı yanan evler arardım. Görünce anlık bir rahatlama gelirdi. Hayat devam ediyor, her şey normal, yalnız değilsin.
Birkaç gündür duygu durumumda birtakım dalgalanmalar var ve tam olarak o zamankine benzer şeyler hissediyorum. Dizi izlemek, podcast dinlemek, tiktok kaydırmak falan anlık iyi geliyor. Bir şekilde kendimi oyalayıp dikkatimi dağıtıyorum. Sonra şunu düşündüm: o kaygılı kız çocuğu Bilgiş.. evdeki herkes uyumuş... telefon yok, internet yok, ev karanlık. Cesaretini toplayıp sessizliği bölmeye karar verip anne babasının odasının önünde "anne.... anne.. uyuyamıyorum.." diyor ve ya ses gelmiyor, ya tersleniyor, veya şanslı günüyse 1-2 kelime ile geçiştiriliyor. Ah canım kendim.. Sonra yapacak bir şey yok, bir şekilde uyuyor ve sabah oluyor. Günler çok normal geçerken, güneş batınca o kaygı ufaktan dürtüklüyor ve yine upuzun başka bir gece başlıyor. Sonra her nasılsa, bu hisler bir gün son buluyor.
Yetişkin ben... Hiçbir şey uykusuna engel olamaz.. Hatta eğer kaygı verici bir şey varsa direkt uyku sahillerinde koşarak yok oluyor. Evde yalnız olmak harika bir şey ve hatta istek değil, ihtiyaç.
Bu birkaç günlük yalnızlık, sessizlik, belirsizlik ve kaygı bandosu bana şunu gösterdi: Büyümek veya güçlenmek, veya direnç kazanmak, bu hislerin bir daha asla yaşanmaması demek değil. Bu hislerin her an gelebileceğini bilmek, ve geldiklerinde AY SİZ DE KİMSİNİZ, BENİMKİ GİBİ GAMSIZ BİR BEDENDE NE İŞİNİZ VAR? NE MÜNASEBET? BİR YANLIŞLIK OLMALI?! diye debelenmek yerine, Simon ve Garfunkel'in de dediği gibi;
Hello darkness my old friend...
diyebilmek.
Kaygılanmak veya yalnız kalamayış çocukluktu da madem, o çocuk halinle ve dikkatini dağıtacak herhangi bir araç olmadan bu hislerle nasıl başa çıkmıştın, he Bilgiş? Bi de o uzun gecelerin sabahı kalkıp okula gidip orada da bi ton saçmalıkla uğraşıyordun. Zor iş. Çocukları küçümsemeyin.
Yatarken bi ayetel kursi, bi de felak nas yapıştırayım ben yine de....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder