17 Haziran 2025 Salı

Merhaba!

3 aydır çalışmıyorum. Bunun ilk 1 ayı eylemiydi boykotuydu bilmem nesiydi diye geçti. Sonra olmasından yüzde yüz emin gibi bir şey olduğum bir işten reddedildim ve olaylar biraz gerginleşmeye başladı. Bu yazıya başlamadan önce 2 ilana daha başvurdum, heyecanla reddimi bekliyorum. Imposter syndrome'um tavan yaptı. Şimdiye kadarki bütün işlerime YANLIŞLIKLA alındığıma neredeyse eminim... Çok tuhaf, şimdiye kadarki en sevdiğim işimde, işimde gücümdeyken, yaptığım şeyden tatmin oluyorken falan, her şey okeydi. Benim kontrolümde olmayan sebeplerden işimin sona ermiş olması beni zaman geçtikçe daha çok üzer oldu. Ve bu üzülmenin içi yüzde 85 imposter dolu. Halbuki bitmeden önce hiç ortada yoktu. Yani bu bitiş benim başarısızlığım değil ve bundan bilinç düzeyinde yüzde yüz eminim, ama kalbim ve gururumun kırıklığını açıklayamıyorum. Bir yanım er ya da geç yeni bir işe gireceğimden ve o zaman bu harika boş günlerimin tadını yeterince çıkaramadığımı düşünüp kendime kızacağımdan emin. Diğer yanım sonsuza kadar bir daha maaşlı bir işimin olmayacağını (bazen in a good way) söylüyor. Her ne kadar işimi seviyorduysam da sık sık "lan sonsuza kadar işe mi gidicez böyle?" diyordum. Korkunç bir düşünce... İşe gitmemek, dostlarım, aslında harika bir şey. Biraz alışkanlıklar, çokça ekonomik kaygılar ve en çok da Cuma neşesi özlemi... Amaan, ne biliyim ben

Bu durum sadece beni değil bir sürü insanı etkiledi tabii ki. Dünya genelinde 20000 UN çalışanı.... Just wow. Bu sırada canım Ezgiş'im Adana'da açılan pozisyona kabul aldı ve taşındı. Hayatlarımız bir anda nasıl da değişti böyle. Imposter bilmem ne tamam da, bu da çok kalp kırıcı. Ha kendisi şu an mutlu, keyfi yerinde, ben kendime üzülüyorum herhalde. Bencillik. Hiçbir şey değişmesincilik. Her şey benim istediğim gibi bir şekilde değişmesin hem de...

Bütün bunlar olurken sade bir törenle (Mert'in, bahçesinde 16 kişiye mangalda hamburger yaptığı) 34. yaşımı doldurmuş bulundum. Teşekkürler sevgilim! Usulca bir şişe pembe cini devirdim, geceye yaydığım için yerlerde yuvarlanmadım. Geçen seneki doğum günümde 1 saatlik bir boşluk var. Ne yaparsam yapayım hatırlayamıyorum. 

Sonra Neval ve Ezgi ile Kaş'a gittik. 4 günlük tatilimizin son 25 dakikası falan güneş açtı ama olsun, yine de çok güzeldi. Kız tatili bambaşka bi şey yav! 

Bu arada Mert'le şişme kano aldık ve Kaş'tan dönünce Urla'ya gittik. Urla'da kanomuzla test sürüşü yaptıktan sonra dedik ki buralar kamp için güzel değil, GÖCEK'E GİDELİM!

Göcek'te Sarsala Koyu'ndan çadırımız ve kamp çantalarımızı da kanoya yükleyerek kamp atmalık güzel bir koy arama umuduyla kürek çektik. Ters rüzgar ve dalgalar bizi epey yorduğu için ilk bulduğumuz koya yerleştik. Arkadaşlar şişme kano harika bir şey! Karayolu ulaşımı olmayan ve yalnızca teknelerle gidilen koylara fış fış kanoyla gidebiliyorsunuz! (Tabii koyların yakınlarından Likya yolunun bir kısmı da geçiyor, yürüyerek de ulaşılabilir, onun da en kralını yaptık ama bu sene denizci personamız açıldı) Her neyse, 2 gün orda kamp yaptıktan sonra tekrar Sarsala'ya döndük, sonra Urla, sonra Ankara.

Yarın Ordu'ya, haftaya da Çeşme'ye gidiyoruz! Leyleği havada mı gördün kızzz diyecek olursanız cevabım havada veya karada sıfır leylek gördüğüm olacaktır. Bazı denk gelişler ve izin alma derdi olmamanın haklı gururu ve zamanında 850 kere Gaziantep misyonuna gitmiş olmanın verdiği maddi kafa rahadlığı diyelim. 

Temmuz'da haftasonları bir sanat terapisi eğitimiyle geçecek. Ağustos'ta yine gezmeler var. 

Bu arada hazır işsizim, sanat sepet işlerime ağırlık veriyorum. Punch needle'a fena sardım. Çantalara yapıp satma planlarım var. Sonrasında tufting'e geçişleyebilirim. Resim falan zaten devam gibi ara sıra. Ama asıl olay şu: Urla'ya giderken iyice gaza geldim ve dedim ki VLOG ÇEKİCEM LAN BEN! YETER ARTIK! Başladım yatay video'lar çekmeye. Baya bi çekim yapmışım. Dün akşam Mert'le kurgusunu yaparken baya eğlendik. Ama o gaza gelişim gitti, yeniden olumsuz hisler geldi. Bilemiyorum, muhtemelen yüklemem. YA DA YÜKLERİM....

Sanat sepet demişken sadece görsel sanatlarda yokum.... Müzik piyayasına da giriş yaptım...

Mert'in yeni şarkısında parmak şıklatış, alkış tutuş ve hatta 'hhıııaaeeğğaaa' sesimle ben de varım! 

İşte yokluğumda bunlar oldu hala burayı neden okuduğunu anlamadığım sevgili okuyucu dostum. 

Sevgiler,

Bilgiş