27 Şubat 2025 Perşembe

Merhaba!

Adana'da başladığım misyon, Hatay'da devam ediyor ve vücudum bozulmuş durumda. Sanki misyona değil askerliğe gelmişim gibi. Her sabah 6:30'da kalkıp Yayladağı veya Cilvegözü sınır kapısına gidiyoruz. Bütün gün donarak çalışıyoruz. Otelde sabaha kadar klimayı açık tutuyorum çünkü başka türlü ısınmak imkansız. Sabaha kadar klimayla uyuduğum için vücudumda su kalmadı, dudağım uçukladı, Covid'im soğuk ve nemsizlikten ağır bir sinüzite döndü. Alnıma dokunduğumda sanki iltihabı hissediyor gibiyim, öyle bir sümükle dolu beynimin içi. Pazar akşamı döndüğümde, 14 gün aralıksız çalışmış olacağım. Başta bu misyon için aldığım parayı duyunca "OOO ÇOK İYİİİ" filan demiştim ama şu an bu çilenin karşılığı verilen paranın 2 katı BELKİ olabilirdi.

Sahada bu kadar söyleniyor olmak çok tarzım değil aslında ama çekilen çile ile yapılan iş ve tatmin orantılı olmalı bence. Sahada gerçekten yararlı bir iş yapıyor olsak, bütün yorgunluğun üzerine insanın içinde bir motivasyon oluyor ama şu yaptığımız iş… HER NEYSE. Aslında açık açık anlatabilirim, NOLACAK SANKİ, KOVACAKLAR MI?

Bir de kat kat giyinmiş ve sağında solunda UFO olan ben üşürken, karşımda ayağında çorap bile olmayan çocukları görmek de farklı bir şey. Savaş sanki daha dün çıkmış da bu insanlar yeni gelmiş gibiler. Oysaki 10 yıldır buradalar ve geri dönüyorlar. Çorapsız. Ayakkabısız. Ama umutlu.

Bütün bunların yanında, Antakya’nın hâlâ enkazlarla dolu olması… Hatay’a hayatımda ilk defa geldim ve depremden beri daha önce gelmediğim için çok üzülüyorum. Bütün bu enkazların arasında hayatına devam eden insanlar var. Okula, işe, eğlenmeye giden… Bu adaptation skills karşısında eğilmek gerek. İnsanları görüp "Acaba neler yaşadı, enkaz altında kaldı mı, yakınlarını kaybetti mi?" diye düşünüyorum.

İşte böyle, şartlardan şikayet edip edip sonra başka başka hayatları düşünüp, şahit olup, ardindan kendine kızma döngüsü içerisinde geçen günler.

Evimi, sevgilimi, köpeklerimi, arkadaşlarımı ve HAYATIMI çok özledim. Hepsine kavuşacağım. Özel değilim,  sadece evrende birtakım bazı rastgele olaylar, birtakım bazı rastgele başka olaylara neden olduğu için şanslıyım. Şimdilik.

Fotoğraflar ve yazının rezalet düzeni için kusura bakmayın, Blogspot bu konuda maalesef 2010'larda kaldı.













21 Şubat 2025 Cuma

Merhaba!

Tat reseptorlerim Adana'daki son gunumde yerine geldi ve en cok merak ettigim, bir kebabcidaki unlu makarnaydi, ve dun onu yedim. Sonra da Kazim Bufe'de muzlu sut ictim. Simdi sizlere yasadiklarimi anlatacagim. Kebapcida makarna ne alaka diyip durmayin, olay o zaten. 

Oncelikle zaten yeniden tat alabiliyor olmak harika bir his. Aksam otele sirt cantami biraktiktan sonra ciktim ve makarna yiyecegim yerin hic de yakin olmadigini gordum ama bu beni yildirmadi ve bir taksiye biniverdim. Mekan Cukurambar'daki dev ve sacma sapan dekorlari olan alakasiz kahvecilere benziyordu. Oturunca hemen masama cesitli mezeler, sumakli sogan zart zurt geldi ve dedim ki tesekkurler ben sadece makarna yiyecegim. Adam dedi ki olsun bunlar ikram, dedim ki tesekkurler, sadece makarna. Pek hosuna gitmedi sanirim bu durum. Bu arada iceride masalara makarna dagitan biri vardi. Aslinda makarna ikrammis, kebabini falan soyluyorsun, bir de makarna veriyorlar. Ama porsiyon olarak da satiyorlar. Ben baska bi sey istemem dedikce farkli bir garson gelip farkli urunler teklif etti. Bir ara aralarinda 'istemiyormus, yemeyecekmis' filan diye konusurlerken duydum. ANYWAYS, makarnam geldi... ve koca bir husran. Bu mu yani ove ove bitiremediginiz, yok Barilla'dan gelmisler de tatmaya, yok soyleymis de boyleymis de, S A C M A L I K. 

Sinirim cok bozuldu. Biraz yedim, baya da yedim aslinda, bol koymuslar, bitiremedim. Bu arada burayi Adana'ya gelecegim belli olunca aklima Mert soktu. Kendisi su an bana borcludur maddi manevi.....

Sonra kalan umudumu muzlu sute iteledim ve garson hemen surdan kalkan otobuslerin Kazim Bufe'nin oralara gittigini soyledi. Harika haber. Sans barlarim acilmis olsa gerekti. Otobuse bindim, sofore de sordum, teyitlestik, geldigimizde haber verecekti. Telefondan konum da actim. Firfir muzlu sute dogru gidiyoruz. Yanima bir genc kiz oturdu. Dedi ki, Kazim Bufe'ye gideceksiniz degil mi? Evet, dedim. Daha var, dedi. Aslinda haritadan bakiyorum, baya da yaklastik. Hani insem bi 5-10 dk yururum, kadar yakiniz. Kiz bana dedi ki 'burda oturmuyo musunuz?' yok, dedim, Ankara'dan geldim. Gozum de haritada. Dedi ki, daha cok var abla. Ve indi. Hay Allah dedim, cok falan yok, ama otobus boyle ara sokaklara falan giriyor, herhalde dedim tam onune gitmesine cok var manasinda dedi, dolanmasini beklemeyi tercih edersem belki de cok vardir. Sonra aklima sey geldi: Ben sofor olsam ve birileri beni inecekleri yere gelince soylememe dair tembihlese kesin unuturdum. Benim sofor versiyonum tam olarak boyle biri olurdu. Ama soforler asla unutmuyor. Otobus kalabaliktan yangin yeri de olsa, cok fena trafikler de olsa, unutmuyorlar. 

Baktim Kazim Bufe'den gercekten uzaklasmaya basladik ve sokaklar, caddeler iyice genislemeye basliyor, firladim one, sofor beye guvenim tam ama icime bir kurt dustu, onu gucendirmeden sormak istiyorum, dedim ki 'sey imm doneceksiniz galiba ama Kazim Buf....' Sofor bey durdu ve dedi ki:

Abla ben senden cok ozur diliyorum. Sen burda in, su karsi koseden 45C'ye bin, 43F gonderdi beni de` dedi ve kapiyi acti. NE?! Hicbir sey diyemedim, indim, hareket etmeye basladi ve kapi kapanirken son sozlerini duydum: SAKIN YURUME AMA LUtfen ozur dileri.....

Sacma sapan bir kavsagin ortasinda kalakaldim ve Kazim Bufe'ye yuruyerek 25 dakika falan uzaklikta oldugumu gordum. Soforun bahsettigi duraga falan gitmek istemedim ve bana son sozlerini hice sayarak yurumeye karar verdim. Bu sirada Adanali genc kizin beni neden trolledigini dusunup durdum. Benden ne istedin Adanali kiz? 

Hava Adana icin cok serindi. Bir ara arkamdan kol kola girmis uc genc kadinin konusmalarina sahit oldum. Ortalarina aldiklari kadina 'kendini kasma, usumeyi unut, usumuyormussun gibi dusun, kasarsan daha cok usursun!` Anladim ki hava localler icin gercekten cok soguktu. Bir Ankarali icin ise cok serindi.

Kazim Bufe'ye ulastigimda cok kalabalik oldugunu, koca koca adamlarin pipetle muzlu sut ictiklerini gordum. Komikti. Muzlu sutumu aldim. Bu hava icin pek de uygun olmayan, milkshake gibi bir sey. Yani guzel mi, guzel. OLAYYYY mi, hayir. Belki yazin Adana sicaginda asfalta yapismaya 5 kala icmek icin iyi bir alternatif olabilir. Birazini ictim. Bitiremedim. Yarisini siseye doldurttum.   

Su an Adana goc idaresinde cantamda 1 pet sise muzlu sut ile oturmus bu yaziyi yaziyorum. 

Aksam Hatay'a gidiyorum. 

Hoccakalin. 








18 Şubat 2025 Salı

Mersin'den selamlar dostlarim!

Humanitaryen aid emekciligime 2 hafta boyunca Mersin, Adana ve Hatay'da devam edecegim. Gecen hafta covid oldum. Tat reseptorlerimden en son Persembe ogleden sonra Mert'n hazirladigi nar, kivi ve portakal tabagini yedigimde haber aldim. Bu arada bir insan icin nar ayiklamak ne harika bir sevgi dilidir ya. Sansli bir bayanim. 

Neyse, oyle mi boyle mi derken kendimi daha iyi hissediyorum ve Pazar gunu zaten yola ciktim. Adana'da kaliyorum, gunu birlik Mersin'deyim falan. VE TAT ALAMIYORUM. Cuma gunu Hatay'a gececegim. Ankara'ya donene kadar tadim geri gelmeli. Dalindan Hatay durum yiyecektim, hayallerim vardi...

Dun Adana'ya donerken arabada bi sey cicekli bi kolonya bulup burnuma sokumladim. Cok uzak diyarlardan cok hafif bir koku duyumsadim. Koku reseptorlerimi durtukleyerek uykularindan uyandirayazdim. Soyle bi kimildandilar, ama uyanamadilar... 

Mart sonu issiz kalacagim konusu netlik kazandi. Issizlige cok uzulmuyorum da, isimi ve ofisimi gercekten cok seviyordum. Bu is bana cok ama cok iyi gelmisti. Ki bence isin kendisi de inanilmaz kiymetli ve HAVALIydi. Ilk defa bir isimden kufrederek ayrilmiyorum. Iyi de yapiyordum laf aramizda. Kontorlumde olmayan seyler icin kendimi duvarlara calamam. Sessizce uzuntumu yasar, siktir ederim. Kontrolumde olan seyler icin de kendimi duvarlara calamam. 

                                   B O S V E R  N A P A L I M 

Dun aksam patronum aradi teams'ten. Olaylarin kesinlestigini haber vermek icin yani. Yapamadim, basaramadim, option bulamadim, halledemedim, sorry filan diyor. Dedim tamam moruk, senin bi sucun yok. No worries yani. Yaptiginiz is bir suru hayat kurtardi biliyorsun, dedi. Biliyorum, dedim..

Neyse yani sonuc olarak diyecegim su:

Infuencer olmamak icin hicbir sebebim kalmadi.....

























11 Şubat 2025 Salı

Merhaba!

Kendimi seneler sonra yine bir otelde, en onde davos koltuklarin oldugu bir salonda, yalandan siritip problem cozme modumda saga sola kostururken buldum. Farkli olan tek dekor Turkiye Yuzyili bayragi. Bu sefer olaylarin diger tarafinda olmam ise hicbir degisiklik hissettirmiyor. Bu arada bu otel bundan tam 10 sene once, su yazinin sonunda bahsettigim otel. Just wow. 

Humanitarian aid calisanlarinin butun dunyada issizlikle burun buruna geldigi bir donemdeyiz. Trump kisisi olaylara noktayi koydu. Ben de Mart sonunda veya ondan birkac ay sonra isten cikarilacagim gibi gorunuyor. Kendimi hazirladigim ve bu belirsizlikle yasayip durdugum icin sok olmadim ama yine de bu uzulmeme engel degil. Ote yandan onumde biiirr suru sonsuz ve nispeten eglenceli firsatlar beliriyor gibi. Sadece 2 senede bir hayatimda onemli degisiklikler olmasindan biraz yoruldum. Ama adaptasyon skill'lerim ve gamsizligim beni yine kurtaracak. (Napim olim mi..... tavrim ve ben.)

Bugun Mert'in dogum gunu. Gercek bir maceraperest, cok ama cok yetenekli ve inanilmaz yaratici bu oyun arkadasiyla birlikte oldugum icin cok sansli hissediyorum. Iyi ki dogmus demekten baska yapabilecegim tek sey anne ve babasina tesekkurlerimi sunmak olacaktir. (Gerekirse Allah'a da sukredebilirim..)

Yilin bu zamanlari kendimi bahar gelene kadar dusuk pil moduna aldigimi bilenler bilir. Subat dogumlu bir deliyle birlikte oldugum icin dusuk pil modu olayi ikinci bir duyuruya kadar iptal edilmistir.

Bu yaziyi cennetten bi fotografla sonlandiriyorum..