20 Ekim 2026 Salı

Merhaba.


Zorttirizort eğitimindeyim ama bu sefer Antalya’da. Arkamda aşırı iyi bir manzara var. Dün akşam sahile gidip gün batımı namazımı kıldım. Karşıki dağların arkasından başka bir özel show ile battı. Yanıma bir kadın oturdu. Sanırım o da namaza durmuştu ama ağlıyordu. Acaba ne düşünüyordu, bilmiyorum. Belki burası da onun son elveda lokasyonudur. Lanet olası zenginler. 


Kötü karma dengeleme sürecim diş çektirmemle son bulmamış, ısırarak yardığımı sandığım dilimi aslında 70 dk boyunca ağzımı kurcalayan aletler yaralamış. 4 gündür daha bugün katımsı beslenebilmeye başladım. Gerizekalı olduğum için de cuma günü içtiğim alkoller ile yaralı dilimi dağlamışım sanırım. Maffoldum. İnsan uykusundan DİL ACISI ile uyanır mı ya? Neyse, evrene yanlış mesajlar vermek istemem. Uyanır efendim gayet de. 


2026 bitmeden dilimle beraber son kötü karmaların dengelenme silsilesi yaşanıyor herhalde. Teslim oluyorum. Ne olacaksa olsun. Ha bir de antibiyotik nedeniyle ishal oldum mesela. Onu unutmuşum. Duygusal ve fiziksel olarak tokatlanıyorum. Projelerde de etkinlikler fonların harcama dönemi biterken aşırı yoğun üst üste üst üste yapılıyor ve maffoluyoruz ya. Ona benzettim bunu. Harcayalım bitsin artık. 


Ağız içine sürülen bi krem var. MERHEM hatta. Kenakort. Sürüyosun, mum gibi donuyor yüzeyde ve teması engellediği için bir süre acımıyor ve aynı zamanda da tedavi ediyor. Çocukluğumdan beri hep benimledir. Babamın harika genetiğinden gelen aft ikramı. Bu dil yarasını da onunla kaplıyorum, pek fayda etmiyor. Yani acıyı biraz engelliyor ama tedavi etmiyor. Çünkü enfeksiyonlu bir yara değil diyeymiş. Bu da aklıma şu dizeleri getirdi.


İlaç milaç bok püsür

Şuramda bir şeyler var

Sahiden bir şeyler var

Haykırmadan anlatamam...


Her boku böyle romantize etmenin tadı bir başka. Terapistim yetişkince üzülmenin işte tam olarak böyle bir şey olduğunu söylemişti. Bir yaz gecesini, babam ameliyat sonrası aşağıda yoğun bakımda iken ablamla onkoloji kliniği yataklı servisinde geçirirken, o an ablamla olmanın ve pencereden görünen dolunayın ne kadar harika olduğunu düşündüğümü veya yine yazın bir gece eve gelip, Kamiş'in karşısında yere çöküp höykürerek ağladıktan sonra kendimi kilimime sarıp bir süre cenin pozisyonunda yattığımı anlattıktan sonra. 


Geçenlerde delirmeyeceğime dair beni ikna ederse artık zihnimin labirentlerine girebileceğimizi, yoksa zihnimi ve kalbimi delik deşik etmeye açıkçası hiç de gerek olmadığını düşündüğümü söyledim. Aksi takdirde paramı geri alamayacağımı bile bile de ikna oldum. 


Sonumuz hayrola. 


ah bir de bana Bilge hanım demese...

15 Ekim 2026 Perşembe

Merhaba!

Adulting sınavlarımın bitmediği günler. İşim aşırı yoğun, durduk yere dişim ağrımaya başladı ve ağrılı dişimle saçma sapan yerlere (Niğde) gidip oralarda sürünmek zorunda kaldım. Döndüğümde diş ağrısını ertelemeyen yetişkin ve sorumluluk sahibi biri olarak dişçiye gittim, muhtemelen bir dolgu ile yırtacaktım. Derken, kanal tedavili dişimin KIRILDIĞINI ve ÇEKİLMESİ gerektiğini öğrendim. Bu bilgiler bana çok fazla geldiği için biraz zaman istedim. Ağrıdan ölmüyorum ama o tarafla da bir şey yiyemiyordum, yine de konuyu sindirmek ve 1 dişçiye daha danışmak istedim ve malesef evet, dişim çekilmeli imiş ve bugün tam 70 dakika ve 5 anestezi süren bir OPERASYON ile dişim çekildi. Daha doğrusu parçalar halinde ayıklandı. Şu an uyuşukluğu geçmeye başlıyor ve uyuşukken ısırıp yardığım dilimin acısı ince ince sızıyor. 

Geçen hafta bu diş ağrısı dertlerimin arasında bir de kombimin su akıttığını fark ettim. Ev sahibini ara, servisi ara, tesisatçıyı ara şu bu derken neyse ki Ezgiş'im geldi ve Nevoş, Ezgiş ve ben Olimpos'a gittik.  İçimdeki cırcır böceğinin sesi git gide kısılsa da oralarda cırcır böceklerinin epey kalabalık ve gür sesli olduklarını görmek iyi geldi. 

Ah Çıralı... Dünyanın en bir güzel yeri. Leş esnaflarına ve dünyanın en çirkin görünümlü restoranlarına rağmen, koku reseptörlerime bayram ettiren, o tatlı cennet. Bu sefer ziyaretim biraz buruktu, ama böylesine sevilecek bu dünya, yaşadım! diyebilmen için.

Bir ara kızlar odada gebeşirken me time diye Çıralı'ya, önceki kaldığımız yerlere yürüdüm. O tarafa gitmenin bana nasıl hissettireceğinen pek emin değildim. Bi ufak korktum, yalan yok ama istediğim yere vardığımda korktuğum kadar kötü hissetmediğimi fark ettim. Hatta hoşuma bile gitti diyebilirim. Bir şezlonga oturdum. Koskoca sahilde tek tük insan. Hava bulutlu olduğu için gün batımı renk paleti yoktu ma her yerde çok güzel ve ürpertici bir mavilik vardı. Tam olarak aynı yerdeki diğer hallerimi, bizi, düşündüklerimi, bildiklerimi, özlediklerimi, yanıldıklarımı ve hayatın garipliğini düşünüp ağladım. 

Hava kararmaya yakınken Deniz Tavuğu'yla bir yandan hızlı hızlı kürek çekip bir yandan ıslanarak kıyıya çıkmaya çalıştığımız an nasıl da alive hissettiğimi. Dünyanın en iyi gün batımına nasıl orada ve birlikte şahit olduğumuzu. O zamanlar bütün bu masalla beraber yokuş aşağı yuvarlanmaya başlamama çok az bir zaman kaldığına dair hiçbir fikrimin olmadığını. Sonunda öyle ya da böyle duvara toslayacağımı bilmediğimi. 

ve yine de bunların hepsinin hala ne kadar gerçek olduğunu. 

düşünüp ağladım.

İşte bu yüzden,

Son elveda için daha iyi bir yer düşünemiyorum.





27 Eylül 2026 Pazar

 "Çocuklar bulunmak için saklanır, yakalanmak için kaçarlar. Aranmayanlar ve bulunmayanlar da büyüyünce benim gibi olurlar." 

                                                                                                                         Ev-Nermin Yıldırım

24 Eylül 2026 Perşembe

Merhaba!

Sonbahar geldiği gibi beni bitirdi. Son 10 gündür falan morallerim çökmüş, sinüzitim belirmiş, yorgun ve derbeder hissediyorum. Hava erken kararıyor, işlerim çok yoğun, kafam aşırı dolu, dokunsan ağlayacağım. İnsanlar nasıl işten sonra çocuklarını okuldan alıp eve gidip yemek hazırlayıp çocukla oynayıp onu yıkayıp yatırıp bunların bazılarını kendine de yapıp ve bu döngüyü sonsuza kadar sürdürebiliyor, gerçekten aklımı çıldıracak gibi oluyorum düşündükçe. Helal olsun sizlere insanlar. Ve ben hala, haftaiçi çamaşır yıkayabilirsem şayet, ADULTING ABİ.... diye triplere giriyorum ve bunda bir beis görmüyorum.

Her neyse. Ben de durur muyum? Yapıştırdım Ekim'e 2 tane Olimpos tatili. Katılmam gereken gün batımı avcılığı çalıştayları var sonuçta. Yazı sündürmek için çok uygun bir coğrafyada yaşıyoruz. İmkanı olup değerlendirmeyen maldır. 

Sonra bir sabah işe giderken etiketinde "Son Elveda" yazan barbunyalar tarafından dövüldüm. Canım çok sıkıldı. Hayır hayır, resmen üzüldüm ya! Ertesi gün ise Son Elveda'nın silindiğini ve fiyatın 100 TL'ye düşürüldüğünü gördüm. Bu duygusal manipülasyon dolu marketing strategy'e kanıp o barbunyaları 120 TL'ye alsaydım kendimi aptal gibi hissederdim.














Sonraki gün aylık travma tetiklenme seansımı almak üzere annemlere gittim ve hiç beklemediğim bir şey oldu. 9 yaşımdayken yaptığım, babamın saklamış olduğu bir resmim meydana çıkmış, onu gösterdiler. Babamın onu yanlışlıkla saklamış olduğundan emin olsam da içimde bir sıcaklık hissettim. Ayrıca mutfakta yeni alınmış bir kilo barbunya gördüm. Anneme kaç TL'ye aldığını sordum, 70 TL dedi. NE?

Sonra evde biriken birkaç IT işini hallettim, annem ve babamı chat gpt sesli yanıt özelliği ile tanıştırıp akıllarını aldım ve birkaç günlük bedava yemek ve sıfır negatif vibe ile evime döndüm. 

Dönerken, sokağımda, biraz uzaklardan gelen, ve belki de kalan son cırcır böceğinin son elvedasını işittim.

14 Eylül 2026 Pazartesi

Merhaba!

Hava durumu sapığı olduğum için dün benim için yazın son günü olduğunu biliyordum.

Shaun Tan'ın uyarısını dinledim. Ufak bir seremoni ile yaza veda ettim.

Geçenlerde gün batımlarına ne kadar fena aşık olduğumu düşündüm. Festivalde. Gün batımını kaçıracağım korkusuyla arkadaşlarımı bırakıp koşturdum. İzlerken ağladım. Dünyaya dair en iyi şey kesinlikle gün batımıdır. Daha iyi bir renk paleti yoktur. Gün batımını daha çok ciddiye almalıyız. Nerede olursak olalım işi gücü bırakıp onu izlemeliyiz. Tapınmak yani. Akşam namazı gibi. İzlerken bir noktada kendim gün batımı oldum. Egocentrik bir yerden söylemiyorum bunu. Blend in oldum yani. Her hücremde hissettim. 

Sonra eski hayatımda Olimpos Antik Kenti'nde yaşayan biriymişim, ve mesleğim gün batımı avcılığıymış gibi hayaller kurdum. 

Gün batımı avsının görevleri:

  • Gün batımlarını büyük bir ciddiyetle izlemek ve ardından görme engellilere gün batımını tasvir etmek 
  • Gün batımı hak savunuculuğu yapmak
  • Gün batımı izlemeye dair kapasite geliştirme eğitimleri düzenlemek 
Gün batımı tanrıçası olmak dururken niçin gün batımı avcısı olmak peki? Çünkü o kadar sorumluluğu kaldıramam. G5 yeterli. Ayrıca misyonu da bol çünkü farklı yerlerdeki gün batımlarını da izlemem gerekiyor. Dağların ardındakiler, denizler (zaten), ormanların içerisinde sadece gökyüzüne bakarak görülebilenler, farklı mevsimler, hastane odaları, şehirler, evler, çöller, bazı sıkıcı devlet kurumlarının sıkışık odaları, bazı evlerin mutfakları, bahçeler veya aklınıza gelebilecek her yer ve her açıdan görülen gün batımları. 

Çocukluğun renk paleti.

Turuncu, Mor ve Diğerleri ismini buradan alıyor ve belki de benimle kaybolacak.

Önemli değil. 






1 Eylül 2026 Salı

Merhaba!

Bugün 1 Eylül. Yani teknik olarak yazı bitirmiş bulunuyoruz. 

Geçen gün festivale gittik. Sol ayak baş parmağım dans etmekten su topladı. Harika bir su toplayış ve yazı noktalayış oldu. Yazın bitişi, sonbaharın gelişi, önümüzün kış oluşu ile ilgili şeyler düşünüp kendimi dertlendirmek yerine, şimdilik geçirdiğim yazı düşünüyorum. Ayrıca Güney'de Kasım'a kadar yaz devam ediyor...  

Geçirdiğim yazı da filtreleme yöntemiyle düşünemiyorum tabii ki. Paket halinde geliyor. Geçenlerde üzüntü basması ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Bu aralar o hüznün, hiç beklemediğin yerlerde belirmesine dair bir şeyler fark ettim. Hani hayatın doğal akışında birden beliren bi hüzüntü var, o tamam, onun nerede belireceğini ön göremezsin, yapacak da hiçbir şey yok, gelecek ve gidecek ama bir de asla beklemediğin yerlerde beliren bir versiyonu var. Örneğin Ankara-İzmir yolu üzerindeki Afium Alışveriş Merkezi...  O tabelayı gördüğüm an beliren sinapslar arasındaki elektrik akımı. Afium mu gerçekten ya? Yani özlemek ve hüzünlenmek için daha iyi yerler biliyorum ama Afium'u da kodlamışız nöronlara. Zaten bunları ayırabilsek düşük bütçeli eternal sunshine off the spotless mind olurduk. 

Geçen hafta terapiden birkaç saat önce çok büyük bir öfke, üzüntü, şok ve mallık yaşadım. Sonra terapiste anlattım. Sonra eve geldim Nilsu'ya anlattım. Ertesi sabah sıfır hisle uyandım. Hala da o konuyla ilgili hissim sıfır. O kadar sıfır ki, o günkü hislerim gerçek miydi, abarttım mı, uydurdum mu, yanlış mı anladım falan diyorum kendi kendime. Benim bu hislerle mesafelenme işi bazen bir gift,  bazen de bir curse gerçekten de. Neyse, terapist haftaya kaldığımız yerden didikler de musluğu geri açar belki. Ya da açmasa mı? Açtırmazsam açamaz. Açtırcam gibi. Zaten açtırmayacaksan niye gidiyosun ki terapiye, bırak kalsın öyle. Gittiğime göre açtırıyorum. Ama yavaş açtırırım belki. Tazyiksiz gelsin. Sonra üstüm başım batıyor. 

Herhalde dünyanın en iyi hislerinden biri gerçekten de kimse bakmıyormuş gibi dans etmek. Dans etmek bir his mi? Bazen evet. Özgürlük. Sevinç ve de coşku. 

Peki ayak baş parmağının su toplaması bir his mi? 

Bazen evet. 

13 Ağustos 2026 Perşembe

"Bazıları uslu durmanızı ve neşe içinde, bütün eşyaların ya da selamlamak amacıyla herkesin üzerine tırmanmamanızı tercih etse de, siz yine bildiğinizi yapın. Bazıları korku ya da iğrenmeyle sizden uzak duracaktır. Ancak, sevgiliniz -eğer sizin için doğru sevgili ise- bu yönünüzü sevecektir.

Bazı kişiler ne olduğunu anlamak için her şeyi koklamanızdan hoşlanmayacaktır. Ve Tanrı bilir, ayaklarınızı havaya dikip sırtüstü yatmanızdan da hoşlanmayacaktır. Kötü kız. Kötü kurt. Kötü köpek. Doğru mu? Yanlış. Devam edin. Tadını çıkarın."

                                                                                            Kurtlarla Koşan Kadınlar-Clarissa P. Estes