27 Eylül 2026 Pazar

 "Çocuklar bulunmak için saklanır, yakalanmak için kaçarlar. Aranmayanlar ve bulunmayanlar da büyüyünce benim gibi olurlar." 

                                                                                                                         Ev-Nermin Yıldırım

24 Eylül 2026 Perşembe

Merhaba!

Sonbahar geldiği gibi beni bitirdi. Son 10 gündür falan morallerim çökmüş, sinüzitim belirmiş, yorgun ve derbeder hissediyorum. Hava erken kararıyor, işlerim çok yoğun, kafam aşırı dolu, dokunsan ağlayacağım. İnsanlar nasıl işten sonra çocuklarını okuldan alıp eve gidip yemek hazırlayıp çocukla oynayıp onu yıkayıp yatırıp bunların bazılarını kendine de yapıp ve bu döngüyü sonsuza kadar sürdürebiliyor, gerçekten aklımı çıldıracak gibi oluyorum düşündükçe. Helal olsun sizlere insanlar. Ve ben hala, haftaiçi çamaşır yıkayabilirsem şayet, ADULTING ABİ.... diye triplere giriyorum ve bunda bir beis görmüyorum.

Her neyse. Ben de durur muyum? Yapıştırdım Ekim'e 2 tane Olimpos tatili. Katılmam gereken gün batımı avcılığı çalıştayları var sonuçta. Yazı sündürmek için çok uygun bir coğrafyada yaşıyoruz. İmkanı olup değerlendirmeyen maldır. 

Sonra bir sabah işe giderken etiketinde "Son Elveda" yazan barbunyalar tarafından dövüldüm. Canım çok sıkıldı. Hayır hayır, resmen üzüldüm ya! Ertesi gün ise Son Elveda'nın silindiğini ve fiyatın 100 TL'ye düşürüldüğünü gördüm. Bu duygusal manipülasyon dolu marketing strategy'e kanıp o barbunyaları 120 TL'ye alsaydım kendimi aptal gibi hissederdim.














Sonraki gün aylık travma tetiklenme seansımı almak üzere annemlere gittim ve hiç beklemediğim bir şey oldu. 9 yaşımdayken yaptığım, babamın saklamış olduğu bir resmim meydana çıkmış, onu gösterdiler. Babamın onu yanlışlıkla saklamış olduğundan emin olsam da içimde bir sıcaklık hissettim. Ayrıca mutfakta yeni alınmış bir kilo barbunya gördüm. Anneme kaç TL'ye aldığını sordum, 70 TL dedi. NE?

Sonra evde biriken birkaç IT işini hallettim, annem ve babamı chat gpt sesli yanıt özelliği ile tanıştırıp akıllarını aldım ve birkaç günlük bedava yemek ve sıfır negatif vibe ile evime döndüm. 

Dönerken, sokağımda, biraz uzaklardan gelen, ve belki de kalan son cırcır böceğinin son elvedasını işittim.

14 Eylül 2026 Pazartesi

Merhaba!

Hava durumu sapığı olduğum için dün benim için yazın son günü olduğunu biliyordum.

Shaun Tan'ın uyarısını dinledim. Ufak bir seremoni ile yaza veda ettim.

Geçenlerde gün batımlarına ne kadar fena aşık olduğumu düşündüm. Festivalde. Gün batımını kaçıracağım korkusuyla arkadaşlarımı bırakıp koşturdum. İzlerken ağladım. Dünyaya dair en iyi şey kesinlikle gün batımıdır. Daha iyi bir renk paleti yoktur. Gün batımını daha çok ciddiye almalıyız. Nerede olursak olalım işi gücü bırakıp onu izlemeliyiz. Tapınmak yani. Akşam namazı gibi. İzlerken bir noktada kendim gün batımı oldum. Egocentrik bir yerden söylemiyorum bunu. Blend in oldum yani. Her hücremde hissettim. 

Sonra eski hayatımda Olimpos Antik Kenti'nde yaşayan biriymişim, ve mesleğim gün batımı avcılığıymış gibi hayaller kurdum. 

Gün batımı avsının görevleri:

  • Gün batımlarını büyük bir ciddiyetle izlemek ve ardından görme engellilere gün batımını tasvir etmek 
  • Gün batımı hak savunuculuğu yapmak
  • Gün batımı izlemeye dair kapasite geliştirme eğitimleri düzenlemek 
Gün batımı tanrıçası olmak dururken niçin gün batımı avcısı olmak peki? Çünkü o kadar sorumluluğu kaldıramam. G5 yeterli. Ayrıca misyonu da bol çünkü farklı yerlerdeki gün batımlarını da izlemem gerekiyor. Dağların ardındakiler, denizler (zaten), ormanların içerisinde sadece gökyüzüne bakarak görülebilenler, farklı mevsimler, hastane odaları, şehirler, evler, çöller, bazı sıkıcı devlet kurumlarının sıkışık odaları, bazı evlerin mutfakları, bahçeler veya aklınıza gelebilecek her yer ve her açıdan görülen gün batımları. 

Çocukluğun renk paleti.

Turuncu, Mor ve Diğerleri ismini buradan alıyor ve belki de benimle kaybolacak.

Önemli değil. 






1 Eylül 2026 Salı

Merhaba!

Bugün 1 Eylül. Yani teknik olarak yazı bitirmiş bulunuyoruz. 

Geçen gün festivale gittik. Sol ayak baş parmağım dans etmekten su topladı. Harika bir su toplayış ve yazı noktalayış oldu. Yazın bitişi, sonbaharın gelişi, önümüzün kış oluşu ile ilgili şeyler düşünüp kendimi dertlendirmek yerine, şimdilik geçirdiğim yazı düşünüyorum. Ayrıca Güney'de Kasım'a kadar yaz devam ediyor...  

Geçirdiğim yazı da filtreleme yöntemiyle düşünemiyorum tabii ki. Paket halinde geliyor. Geçenlerde üzüntü basması ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Bu aralar o hüznün, hiç beklemediğin yerlerde belirmesine dair bir şeyler fark ettim. Hani hayatın doğal akışında birden beliren bi hüzüntü var, o tamam, onun nerede belireceğini ön göremezsin, yapacak da hiçbir şey yok, gelecek ve gidecek ama bir de asla beklemediğin yerlerde beliren bir versiyonu var. Örneğin Ankara-İzmir yolu üzerindeki Afium Alışveriş Merkezi...  O tabelayı gördüğüm an beliren sinapslar arasındaki elektrik akımı. Afium mu gerçekten ya? Yani özlemek ve hüzünlenmek için daha iyi yerler biliyorum ama Afium'u da kodlamışız nöronlara. Zaten bunları ayırabilsek düşük bütçeli eternal sunshine off the spotless mind olurduk. 

Geçen hafta terapiden birkaç saat önce çok büyük bir öfke, üzüntü, şok ve mallık yaşadım. Sonra terapiste anlattım. Sonra eve geldim Nilsu'ya anlattım. Ertesi sabah sıfır hisle uyandım. Hala da o konuyla ilgili hissim sıfır. O kadar sıfır ki, o günkü hislerim gerçek miydi, abarttım mı, uydurdum mu, yanlış mı anladım falan diyorum kendi kendime. Benim bu hislerle mesafelenme işi bazen bir gift,  bazen de bir curse gerçekten de. Neyse, terapist haftaya kaldığımız yerden didikler de musluğu geri açar belki. Ya da açmasa mı? Açtırmazsam açamaz. Açtırcam gibi. Zaten açtırmayacaksan niye gidiyosun ki terapiye, bırak kalsın öyle. Gittiğime göre açtırıyorum. Ama yavaş açtırırım belki. Tazyiksiz gelsin. Sonra üstüm başım batıyor. 

Herhalde dünyanın en iyi hislerinden biri gerçekten de kimse bakmıyormuş gibi dans etmek. Dans etmek bir his mi? Bazen evet. Özgürlük. Sevinç ve de coşku. 

Peki ayak baş parmağının su toplaması bir his mi? 

Bazen evet. 

13 Ağustos 2026 Perşembe

"Bazıları uslu durmanızı ve neşe içinde, bütün eşyaların ya da selamlamak amacıyla herkesin üzerine tırmanmamanızı tercih etse de, siz yine bildiğinizi yapın. Bazıları korku ya da iğrenmeyle sizden uzak duracaktır. Ancak, sevgiliniz -eğer sizin için doğru sevgili ise- bu yönünüzü sevecektir.

Bazı kişiler ne olduğunu anlamak için her şeyi koklamanızdan hoşlanmayacaktır. Ve Tanrı bilir, ayaklarınızı havaya dikip sırtüstü yatmanızdan da hoşlanmayacaktır. Kötü kız. Kötü kurt. Kötü köpek. Doğru mu? Yanlış. Devam edin. Tadını çıkarın."

                                                                                            Kurtlarla Koşan Kadınlar-Clarissa P. Estes



10 Ağustos 2026 Pazartesi

Merhaba!

Sanırım son 48 yılın falan en iyi haftasını geçirdim. Meltoş'un düğünü evrenine hapsolmak istiyorum. Sonsuza kadar aynı haftayı yaşayalım isterdim ama bu satırları malum kuruluştan yazmaktayım.

Sevdiğim insanları çocukluğumun geçtiği yerlere götürmeyi çok severim. Sevdiğim insanların çocukluklarının geçtiği yerlere gitmeyi de çok severim. Çocukluklarımızı tanıştırmış gibi oluruz, ve insan ömrünün en harika dönemi çocukluktur. 

Meltoş bizi 12 senedir her yaz çocukluğunun geçtiği yere götürüyor. Çocukluklarımız buluştu, birbirimizi daha iyi anlar olduk. Bu sene düğünü için oraya dünyanın bir ucundaki en sevdiklerini, ailesini ve bizleri götürdü. Kendi çocukluğum, onunki, bizimki birbirine karıştı. Saf sevgi ve anlayış neredeyse elle tutulur bir hale geldi. Yani ben bile bu kadar mutluysam, o nasıl hissediyordur diye düşünüp iyice manyak ettim kendimi.

Düğünde Andrew ile birbirlerine söyledikleri vow'lar... içimde bir yerleri sızlattı, o kesin. Çok ama çok etkilendim, duygulandım. Birbirlerine public'te söyledikleri sözler bunlar ise, asıl deep down hisleri nelerdir...Karşılıklı böylesine bir anlayış, pure sevgi, aynı takımda olabilmek.. Yani onları zaten tanıyor ve bunları biliyordum ama bu şekilde şahit olmak bambaşka hissettirdi. Bu harika ilişkiden bana düşen pay, onlar adına çok çok mutlu hissetmek. İşte gerçek sevgiden oluşan bulaşıcı bir mutluluk sarmalı.

Tabii reality bites. Geldik yine köyümüze ve işimize. Hepimiz düğün düşüşü yaşıyoruz, MELTOŞ BİZE NE ETTİN? 

Seneye Andrew'a sünnet düğünü planlarına girişilsin acilllll.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Merhaba!

Geçen hafta gelin geldiğim evin boşaldığını ve birilerinin boş evi gezdiğini gördüm. O evi ilanda ilk gördüğüm zamanı hatırladım. BURADA YAŞAMALIYIM dediğimi. Ev sahibinin işleri biraz yokuşa sürdüğünü ama sonunda orada yaşadığımı. Aslında cephesinden ve ağaçlarla çevrili olmasından dolayı epey karanlık bir evdi. Oradaki hayatımın da pek aydınlık olduğu söylenemez, ama her şeye rağmen harika bir ev. Umarım yeni sakinlerine daha aydınlık hissettirir. Çünkü biliriz ki, home is where the heart is. Kalbimiz aydınlıksa, her yer parıldar. 

Sonra bir üst katının da yakında kiraya verileceğini öğrendim. Muhtemelen daha yüksek olduğu için daha aydınlıktır. Bir çılgınlık yapıp TAŞINSAM MI dedim, kirası benim kiramdan neredeyse 30 kokteyl parası falan fazla. Şimdilik ilgilenmiyorum...

Perşembe günü, tam 13 gün sonra işe geldim. NATO zirvesi moral oldu ve önce Bodrum'a, sonra Kaş'a gittim. Çok eğlendim, yer yer üzüldüm, çok konuştum ve güldüm ve de düşündüm. (yani normal hayat?)

Üzüntü bastığı an gelen algı değişikliği ne garip. Deniz aynı mavi, güneş aynı sıcak, dağlar desen aynı, ama kalbin grinder'a tepilip sağa sola kanırtılırken hepsinin tadı birbirine karışıyor.

Kaş'ta ablam ve Hacer'le geçirdiğimiz harika bir deniz gününün ardından akşam hazırlanıp güzel bir yemek yedik, sonra margaritamdan bir yudum aldım ve dedim ki "bence bunu cointreau'yla yapmamışlar, beğenmedim.."  (tamamdır margarita gurmesi...) ve... bayıldım. Bir an böyle ateşler bastı, elim ayağım çekelendi ve Ebru Gündeş gibi slow motion bir şekilde Hacer'in üzerine döküldüm.

Sonra sesler, insanlar, ayaklarını havaya kaldırın, suuu, kolonyaa, ayy bembeyaz oldu kızzz, falan filan derken kendime geldim, içerisi klimalı olduğu için orada oturmaya karar verildi, kalktım, içeri girdim, herhalde erken kalkmışım, ben yine baybay. İkinciye olunca bacılarım endişelenerek ambulans çağırdılar.

Ambulanstayımdır: OFFF BEYAZ IŞIKK ABİİİ... (bu şakayı tam olarak ambulansta düşündüm)

Tahlil mahlil yapıldı ve bir şeyim çıkmadı.

Geriye iki ihtimal kaldı:

Kötü margaritaya tahammülümün olmayışı

veya tabii ki nazar..

ikinci ayılmamda mekanda bu şarkı çalıyordu, cute.