7 Eylül 2025 Pazar

Merhaba!

Günler aşırı hızlı bir şekilde geçip giderken, hayatımda ilk defa yaz bitti depresyonuna girmediğimi fark ettim. Her an yeni bir tatile gidebileceğimi bildiğim için mi yoksa oyun arkadaşım Mert dört mevsim online olduğu için mi bilemiyorum. İkisi birbiriyle bağlantılı gibi zaten. 

Geçen gün, Kızılay Nedjima'da sene 2012 gibi içtik. Vodka vişne, ortada salatalık ve havuç ikramı. Aşırı sarhoş olduğumuzda saat daha akşam 8 falandı. 9buçukta uyumuşum. 

Dün tiyatro hemhal'in yeni oyunu En Sevdiğinden Başla'ya gittik. Deneyimselli tiyatro. Nezaket Erden'i çok seviyorum. 

Bugün harika bir kahvaltı yaptıktan sonra ben şimdi çalışmaya oturdum, Mert tenis şampiyonşiplerle ilgili bir şeyler izliyor, Bowie de yanında gebeşiyor. Öğleden sonra voleybol finalini izlemeye gideceğiz. Hava serinledi, az önce çorap ve sweatshirt giydim. İşte perfect Sunday! 

Ve Çeşme vlog'u! Beğenmeyi ve abone olmayı unutmayınnnn!



27 Ağustos 2025 Çarşamba

Merhaba!

Burada tacizcimi ifşa ettim ama sonra silip başka şeylerden bahsetmeye karar verdim. 

Ağustos ayı harika geçti. Ki ağustosa pek de bayılmam. Yarısını yazlık yerlerde hayatımın en kafası rahat ve harika tatilini geçirdiğim için olabilir. Muhtemelen. Tabii.

1 hafta kadarını Urla'da, geçen bahsettiğim yapay zekaya social work ve psychology eğitme işini havuz başında afedersiniz kıçımla yapıp normalde kazanacağımdan çok kazanarak geçirdim. NE? Evet, doğru. Bu hem süper hem de sinir bozucu bir şey. 

Sonraki birkaç günü hayatımda hiç deneyimlemediğim kadar sıcak bir havada Kemer'de geçirdim. Lobide oturarak. Çünkü çok ama çok ama ÇOK SICAKTI. Gece bile. İnanılmaz. Plajdaki göstergede 45 yazıyordu. Gece ise 38 falan. Son gün 35 oldu da SERİNLEDİK. O gün gün doğumunu görmeye çok yaklaştık, ama bu renkler de yeterliydi. 

Ve en harika ve muhteşem ötesi kısmına geliyorum: Olympos'tan kano ile açılıp koy koy gezip Korsan Koyu'na kamp atışımız. Mert'in annesi kamp atmak yerine çadır kurmak, kamp kurmak dediğini, bunun outdoor bir jargon olup olmadığını sordu. Güzel bir tespit ama emin değilim. Belki de öyle. Belki de yalnızca gerçek kampçılar ÇADIR ATAR ve diğerleri.. bilirsiniz işte... çadır kurar. Anyways. Biz çadır atıyoruz, kamp atıyoruz. Ve evet artık kendimi outdoor olarak görüyorum, itirazı olan?

Ben çok yüzmeyi, suda durmayı seven biri değildim. Mert de öyle. Ama bizde sevgili kanomuz Deniz Tavuğu ile birlikte yeni bir özellik açıldı: Suda olma isteği. Koya yolculuk zaten enfesti. Gün batımında, ağustos böcekleri çığlıkları ve denizin sesiyle fış fış kayıkçılık. Sonra çadırımızı bile kurmadan denize girdik ve çıkmak bilmedik. Harika bir su.  

Ayrıca o gece ve sonraki gece meteor yağmuru olacaktı ve Korsan Koyu o gece yalnızca bizden, ve diğer ucunda kamp ATMIŞ olan, karanlığın içinden bize bir tas TÜRLÜ getiren bir aileden ve onların iddia ettiğine göre akşam 8-9'dan sonra teşrif edecek olan domuzlardan ibaretti. Ha bir de bir sürü yengeç. Yani meteor yağmuru izlemek için bütün şartlar tamamlanmıştı. 

Hava karardı, yıldızlar ışıl ışıldı. 12'yi bekliyorduk derken koyun sağındaki dağlardan yavaş yavaş artan aydınlık yıldızların parıltısını azaltmaya başladı, derken bir de ne görelim: AY! Bunu hesaba katmamışız. Katlanabileceğim tek ve ilginç bir şekilde güzel tek beyaz ışık olan sevgili ay'ımız meteor yağmuru izlemeyi imkansız hale getirdi. Ama Mert'in dürbünüyle kendisini dikizlemek çok eğlenceliydi. Pütürleri görünüyordu! Yani, ay ona kızmak ve küsmek için fazla harika biri. Dolayısıyla "ulan meteorlar bee tüh" falan olayımız pek de uzun sürmedi. Derken denizin dibine kurduğumuz çadırda dalgaların sesi ve müthiş bir esintiyle uyuduk. 

Ertesi gün planımız yine kanoyla açılıp Korsan Koyu civarlarında gezelemekti. Kalktık, çadırımızı gölge bir yere taşıdık, kahvaltı yaptık ve dürbünle tur teknelerini dikizledik. Sonra yola koyulduk. 5-6 saat falan kano yapıp buruşana kadar yüzdük. Kanomuzu teknelerin giremeyeceği kayalık aralarına bağlayıp saçma sapan deliklere girdik. Deniz gözlüğüyle balık ve yengeçlere baktık. Kayaya yapışmış meme gibi bir deniz şeysini yanlışlıkla söndürdüm. Kolumu deniz anası bıztlattı (rezalet bir acı) ve Mert'in ayağının altını 3 yerden fıştfışıtfışt kaya kesti (rezalet bir acı) AMA biz bunlara ufak macera sıyrıkları diyoruz. Keyfimizi kaçıran şey oranı yüzde 1 bile değildi yani.

Sonra koyumuza döndük, biraz da orda yüzdük. Zengin rus teknesindeki aşırı güzel kadının balıklama atlama seremonisini izledik ve kadın rezalet atladığı için sevindim. Sonra sevindim diye üzüldüm. 

2. gün yorgunluktan geberdiğimiz için daha erken uyuduk. Uyuyalı daha 1 saat olmuşken Mert uyku sersemiyken bir hayvanın çadırımızın dibine geldiğini duyumsamış/hissetmiş ve önce beni sessizce uyandırması gerektiği detayını atlayarak çadırın içinde aniden HHIIĞAĞĞAĞ diye bağırarak doğruldu ve hayatımda kalp krizi geçirmeye en yaklaştığım anı tecrübe etmeme neden oldu, aşkım. Sonra sabah oldu. Toplandık ve Deniz Tavuğu ile tekrar Olympos'a doğru yola koyulduk. Fış Fış Fış. 

Son 15 dakikası falan epey yorucuydu. Döndüğümüzde toplam 18 km kano yapmıştık. Yapabilmenin mutluluğunun hastasıyım! Bu işin her anı, hafif gezeleme, bir hedefe varmaya çalışma, aşırı yorulma (bazen uzun süre kürek çekince kolunuzun ağrımasını beklerken alakasız bir popo lobunuz ağrıyabiliyor)  veya sadece üzerinde oturma fark etmez, her anı AMAZING DOSTLAR. Kendinize bir iyilik yapın ve gidin şişme kano alın. Sup board falan boşverin. Neden? Sup boardla çadırınız ve bir sürü eşyanız ile koy koy keşif yapamazsınız. Tatlı tatlı süzülürsünüz only. O da güzel. Ondan da alalım aslında. BİZ ARTIK SU SPORU İŞİNE VARIZ ARKADAŞLAR HER TÜRLÜ.

Sonra Olympos'a döndük. Tekrar denize girdik bi serinleme amaçlı. Bu arada Antalya'da denizde serinlemek diye bir şey yokmuş Ağustos ayında. O da ilginç bir deneyim oldu. Sonra arabayı park ettiğimiz mekanın duşlarında bir duş. 2 günlük tuzdan arınış. Hayvan gibi bir kahvaltı ve yemek üzerine Urla'ya dönüş. Sonra Ankara. Akşamlarının mis gibi ürpertmeli serinliği gelmiş bu esnada köyümüze, harika bir hava. 

Oralarda kano yaparken Likya yolunun o kısmının geçtiği dağları gördük. Bu Kasım'da da oraları yürümek istiyoruz İNŞ İŞE GİRMEZSEM BU ESNADA. Kız o nasıl dilek? 

Wow ne anlattım be.

Bilgiş ne oldu vlog işi diye soranlara (kimse) cevabım:

-Çeşme vlog ÇOK YAKINDA! 

Sonrasında da bu yazıdaki kano gezisininki gelecek. 

Cennet vatanımız diyor, bu yazıyı sonlandırıyorum. 

Hoşçakalın!

24 Temmuz 2025 Perşembe

Merhaba!

Geçen hafta evime döndüm. Evimde kalan erko öğrencilerin müthiş temizlik anlayışları nedeniyle hayatımda ilk defa 3.5 saat boyunca sadece mutfak ve banyo temizledim. Ki ben titiz biri değilimdir. Her neyse. Evdeyim. 

Hava haftalardır aşırı sıcak. Yani, Ankara'da yazın 3-5 gün bi aşırı sıcak olur, sonra okeydir ama bu aşırı sıcak 3 haftadır falan yükselerek devam ediyor. Neyse ki evim "KLİMA LAZIM" dedirtmiyor. 

Sadece blogspot, gmail ve youtube'a girebilen, 2013'te alınan bilgisayarıma veda zamanı geldi ve dün aynısının gelişmişini aldım. BEN GİBİ YANİ.  Henüz elime ulaşmadı, heyecanla bekliyorum. THE SIMS Mİ İNDİRSEM ACABA? İşsizken iyi gitmez mi? Sabahlara kadar sims oynarım. Of düşünürken bile darlandım. Saçmalamayın! 

Bu arada ben arada art therapy workshop'ları yapmaya başladım yeniden. Çok iyi geçiyor. Bir şeyler yapmayı seviyorum. İşsiz kaldığımdan beri ufak da olsa bi şeyler üretmek, bir şeylere tutunmak mental'ime aşırı iyi geldi. Ayrıca 5 haftalık sanat terapisi psikososyal destek programı eğitime katıldım, cumartesi günü son günü. Yıllar önce vakıfta çalışırken sahanın göbeğinde öğrendiğim şeyleri hatırlamak ve daha yapılandırılmış şekilde yeniden üzerlerinden geçmek iyi oldu. Aslında sanat terapisi eğitimlerinin hasını İstanbul Sanatla Yaşam Derneği düzenliyor. 3 yıl süren bir eğitim. Ankara'da yok. Sanki Bilecik'teyiz ya, işe bak. 

Geçen hafta Meltem buradaydı. Canım Meltoş'um. Onu çok seviyorum. Seneye yaza düğünümüz varr! 

Haftaya pazar Urla'ya gidiyorum. Ordan Mert ve arkadaşları ile Antalya'da yatış, yiyiş ve içiş tatili, ordan da kano ve kamp yapmalık sürpriz lokasyonlara geçeceğiz, henüz o kısmı planlamadık. HEYECANLIYIMMM!

Peki ikinci vlogum'u izlemeyen kaldı mı? Aşk olsun... Abone olup yorum yazmayı unutmuyorsunuz herhalde? 


















Şaka maka yazın yarısını geçtik. İnanılır gibi değil. Ne kadar süredir işsiz olduğumu hesaplamayı bıraktım. Bir tane ai işine girdim gibi bu arada, ai'a social work öğreticem sanırım, tam anlamadım. Bütün işlerimizi robotlara teslim edip sonsuza kadar işsiz kalmak için ne gerekiyorsa yapıyor gibiyiz ama, du bakalım. 

Haydi görüşürüzzz! 

9 Temmuz 2025 Çarşamba

Merhaba! 

Dün bir gaza geliş yaşadım ve İLK VLOG’UMU YÜKLEDİM!

Beni tanıyan herkes bunun benim için ne kadar önemli olduğunu bilir… amaan ister orta yaş bunalımı diyin, ister bilmem ne, NE VAR KARDEŞİM NE? (Kimsenin bir şey dediği yoktur, kendi kendime yapıyorumdur ne yapıyorsam…)

Bütün cesaretlendirme ve editing credits Mertcimin. Canım.

HAZIRSAK, İŞTE İLK VLOG!

Beğenmeyi, abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın çünkü sırada ORDU VLOG var… 

Bu arada sadece birkaç arkadaşıma gönderdim ve buradan paylaştım. Aşırı bi link paylaşım işine girmedim. Ne biliiim, öyle işte. 

17 Haziran 2025 Salı

Merhaba!

3 aydır çalışmıyorum. Bunun ilk 1 ayı eylemiydi boykotuydu bilmem nesiydi diye geçti. Sonra olmasından yüzde yüz emin gibi bir şey olduğum bir işten reddedildim ve olaylar biraz gerginleşmeye başladı. Bu yazıya başlamadan önce 2 ilana daha başvurdum, heyecanla reddimi bekliyorum. Imposter syndrome'um tavan yaptı. Şimdiye kadarki bütün işlerime YANLIŞLIKLA alındığıma neredeyse eminim... Çok tuhaf, şimdiye kadarki en sevdiğim işimde, işimde gücümdeyken, yaptığım şeyden tatmin oluyorken falan, her şey okeydi. Benim kontrolümde olmayan sebeplerden işimin sona ermiş olması beni zaman geçtikçe daha çok üzer oldu. Ve bu üzülmenin içi yüzde 85 imposter dolu. Halbuki bitmeden önce hiç ortada yoktu. Yani bu bitiş benim başarısızlığım değil ve bundan bilinç düzeyinde yüzde yüz eminim, ama kalbim ve gururumun kırıklığını açıklayamıyorum. Bir yanım er ya da geç yeni bir işe gireceğimden ve o zaman bu harika boş günlerimin tadını yeterince çıkaramadığımı düşünüp kendime kızacağımdan emin. Diğer yanım sonsuza kadar bir daha maaşlı bir işimin olmayacağını (bazen in a good way) söylüyor. Her ne kadar işimi seviyorduysam da sık sık "lan sonsuza kadar işe mi gidicez böyle?" diyordum. Korkunç bir düşünce... İşe gitmemek, dostlarım, aslında harika bir şey. Biraz alışkanlıklar, çokça ekonomik kaygılar ve en çok da Cuma neşesi özlemi... Amaan, ne biliyim ben

Bu durum sadece beni değil bir sürü insanı etkiledi tabii ki. Dünya genelinde 20000 UN çalışanı.... Just wow. Bu sırada canım Ezgiş'im Adana'da açılan pozisyona kabul aldı ve taşındı. Hayatlarımız bir anda nasıl da değişti böyle. Imposter bilmem ne tamam da, bu da çok kalp kırıcı. Ha kendisi şu an mutlu, keyfi yerinde, ben kendime üzülüyorum herhalde. Bencillik. Hiçbir şey değişmesincilik. Her şey benim istediğim gibi bir şekilde değişmesin hem de...

Bütün bunlar olurken sade bir törenle (Mert'in, bahçesinde 16 kişiye mangalda hamburger yaptığı) 34. yaşımı doldurmuş bulundum. Teşekkürler sevgilim! Usulca bir şişe pembe cini devirdim, geceye yaydığım için yerlerde yuvarlanmadım. Geçen seneki doğum günümde 1 saatlik bir boşluk var. Ne yaparsam yapayım hatırlayamıyorum. 

Sonra Neval ve Ezgi ile Kaş'a gittik. 4 günlük tatilimizin son 25 dakikası falan güneş açtı ama olsun, yine de çok güzeldi. Kız tatili bambaşka bi şey yav! 

Bu arada Mert'le şişme kano aldık ve Kaş'tan dönünce Urla'ya gittik. Urla'da kanomuzla test sürüşü yaptıktan sonra dedik ki buralar kamp için güzel değil, GÖCEK'E GİDELİM!

Göcek'te Sarsala Koyu'ndan çadırımız ve kamp çantalarımızı da kanoya yükleyerek kamp atmalık güzel bir koy arama umuduyla kürek çektik. Ters rüzgar ve dalgalar bizi epey yorduğu için ilk bulduğumuz koya yerleştik. Arkadaşlar şişme kano harika bir şey! Karayolu ulaşımı olmayan ve yalnızca teknelerle gidilen koylara fış fış kanoyla gidebiliyorsunuz! (Tabii koyların yakınlarından Likya yolunun bir kısmı da geçiyor, yürüyerek de ulaşılabilir, onun da en kralını yaptık ama bu sene denizci personamız açıldı) Her neyse, 2 gün orda kamp yaptıktan sonra tekrar Sarsala'ya döndük, sonra Urla, sonra Ankara.

Yarın Ordu'ya, haftaya da Çeşme'ye gidiyoruz! Leyleği havada mı gördün kızzz diyecek olursanız cevabım havada veya karada sıfır leylek gördüğüm olacaktır. Bazı denk gelişler ve izin alma derdi olmamanın haklı gururu ve zamanında 850 kere Gaziantep misyonuna gitmiş olmanın verdiği maddi kafa rahadlığı diyelim. 

Temmuz'da haftasonları bir sanat terapisi eğitimiyle geçecek. Ağustos'ta yine gezmeler var. 

Bu arada hazır işsizim, sanat sepet işlerime ağırlık veriyorum. Punch needle'a fena sardım. Çantalara yapıp satma planlarım var. Sonrasında tufting'e geçişleyebilirim. Resim falan zaten devam gibi ara sıra. Ama asıl olay şu: Urla'ya giderken iyice gaza geldim ve dedim ki VLOG ÇEKİCEM LAN BEN! YETER ARTIK! Başladım yatay video'lar çekmeye. Baya bi çekim yapmışım. Dün akşam Mert'le kurgusunu yaparken baya eğlendik. Ama o gaza gelişim gitti, yeniden olumsuz hisler geldi. Bilemiyorum, muhtemelen yüklemem. YA DA YÜKLERİM....

Sanat sepet demişken sadece görsel sanatlarda yokum.... Müzik piyayasına da giriş yaptım...

Mert'in yeni şarkısında parmak şıklatış, alkış tutuş ve hatta 'hhıııaaeeğğaaa' sesimle ben de varım! 

İşte yokluğumda bunlar oldu hala burayı neden okuduğunu anlamadığım sevgili okuyucu dostum. 

Sevgiler,

Bilgiş

8 Mayıs 2025 Perşembe

 
















Mert Hıdrellez dileklerini yazıyor, 5 Mayıs 2025, 23:45

“…Sonra gideceklerdi, rengarenk bulutlar dalgalanacak ve batıya sürüklenecekti. Sonra zihinlerimiz çabucak fabrika ayarlarına dönecek ve konuşmalar kaldığı yerden devam edecekti. Bu, iyi ya da kötü bir şeyin habercisi miydi? Bir salgının belirtisi miydi ya da sistemdeki bozukluğun bir işareti? İlahi bir mesaj mıydı? Kaosa dair bir ders miydi? Ne demekti bu? Ne demek? Sonra çatık kaşlarla fotoğrafları ve video kanıtlarını inceleyecektik; medya analizlerini dinleyecek, kutsal kitaplara ve meteorolojiye danışacak, haritalara, grafiklere, istatistiklere ve çan eğrilerine bakacaktık. Sonra endişelenecektik.

Ama o an, kısacık anların en kısasında, nedenini sormadık. Kelebeklerden başka şey düşünmedik; başımıza konan kelebeklerden, arkadaşlarımızın, ailemizin başına, tanıdığımız-tanımadığımız herkesin başına, bütün şehre aynı anda konan kelebeklerden başka hiçbir şey düşünmedik. Hareket etme, diye fısıldadık, hiç bitmesin istedik. Kıpırdama, kıpırdama, kıpırdama!”

                                                                                                                                    Shaun Tan

İşte 6 Mayıs 2025 böyle bir gündü.


23 Nisan 2025 Çarşamba

Merhaba!

Çocukken kaygıdan uyuyamadığımda dışarı bakıp ışığı yanan evler arardım. Görünce anlık bir rahatlama gelirdi. Hayat devam ediyor, her şey normal, yalnız değilsin. 

Birkaç gündür duygu durumumda birtakım dalgalanmalar var ve tam olarak o zamankine benzer şeyler hissediyorum. Dizi izlemek, podcast dinlemek, tiktok kaydırmak falan anlık iyi geliyor. Bir şekilde kendimi oyalayıp dikkatimi dağıtıyorum. Sonra şunu düşündüm: o kaygılı kız çocuğu Bilgiş.. evdeki herkes uyumuş... telefon yok, internet yok, ev karanlık. Cesaretini toplayıp sessizliği bölmeye karar verip anne babasının odasının önünde "anne.... anne.. uyuyamıyorum.." diyor ve ya ses gelmiyor, ya tersleniyor, veya şanslı günüyse 1-2 kelime ile geçiştiriliyor. Ah canım kendim.. Sonra yapacak bir şey yok, bir şekilde uyuyor ve sabah oluyor. Günler çok normal geçerken, güneş batınca o kaygı ufaktan dürtüklüyor ve yine upuzun başka bir gece başlıyor. Sonra her nasılsa, bu hisler bir gün son buluyor.

Yetişkin ben... Hiçbir şey uykusuna engel olamaz.. Hatta eğer kaygı verici bir şey varsa direkt uyku sahillerinde koşarak yok oluyor. Evde yalnız olmak harika bir şey ve hatta istek değil, ihtiyaç.

Bu birkaç günlük yalnızlık, sessizlik, belirsizlik ve kaygı bandosu bana şunu gösterdi: Büyümek veya güçlenmek, veya direnç kazanmak, bu hislerin bir daha asla yaşanmaması demek değil. Bu hislerin her an gelebileceğini bilmek, ve geldiklerinde AY SİZ DE KİMSİNİZ, BENİMKİ GİBİ GAMSIZ BİR BEDENDE NE İŞİNİZ VAR? NE MÜNASEBET? BİR YANLIŞLIK OLMALI?! diye debelenmek yerine, Simon ve Garfunkel'in de dediği gibi;

Hello darkness my old friend... 

diyebilmek.

Kaygılanmak veya yalnız kalamayış çocukluktu da madem, o çocuk halinle ve dikkatini dağıtacak herhangi bir araç olmadan bu hislerle nasıl başa çıkmıştın, he Bilgiş? Bi de o uzun gecelerin sabahı kalkıp okula gidip orada da bi ton saçmalıkla uğraşıyordun. Zor iş. Çocukları küçümsemeyin. 

Yatarken bi ayetel kursi, bi de felak nas yapıştırayım ben yine de....