Merhaba!
Burada tacizcimi ifşa ettim ama sonra silip başka şeylerden bahsetmeye karar verdim.
Ağustos ayı harika geçti. Ki ağustosa pek de bayılmam. Yarısını yazlık yerlerde hayatımın en kafası rahat ve harika tatilini geçirdiğim için olabilir. Muhtemelen. Tabii.
1 hafta kadarını Urla'da, geçen bahsettiğim yapay zekaya social work ve psychology eğitme işini havuz başında afedersiniz kıçımla yapıp normalde kazanacağımdan çok kazanarak geçirdim. NE? Evet, doğru. Bu hem süper hem de sinir bozucu bir şey.


Sonraki birkaç günü hayatımda hiç deneyimlemediğim kadar sıcak bir havada Kemer'de geçirdim. Lobide oturarak. Çünkü çok ama çok ama ÇOK SICAKTI. Gece bile. İnanılmaz. Plajdaki göstergede 45 yazıyordu. Gece ise 38 falan. Son gün 35 oldu da SERİNLEDİK. O gün gün doğumunu görmeye çok yaklaştık, ama bu renkler de yeterliydi.
Ve en harika ve muhteşem ötesi kısmına geliyorum: Olympos'tan kano ile açılıp koy koy gezip Korsan Koyu'na kamp atışımız. Mert'in annesi kamp atmak yerine çadır kurmak, kamp kurmak dediğini, bunun outdoor bir jargon olup olmadığını sordu. Güzel bir tespit ama emin değilim. Belki de öyle. Belki de yalnızca gerçek kampçılar ÇADIR ATAR ve diğerleri.. bilirsiniz işte... çadır kurar. Anyways. Biz çadır atıyoruz, kamp atıyoruz. Ve evet artık kendimi outdoor olarak görüyorum, itirazı olan?
Ben çok yüzmeyi, suda durmayı seven biri değildim. Mert de öyle. Ama bizde sevgili kanomuz Deniz Tavuğu ile birlikte yeni bir özellik açıldı: Suda olma isteği. Koya yolculuk zaten enfesti. Gün batımında, ağustos böcekleri çığlıkları ve denizin sesiyle fış fış kayıkçılık. Sonra çadırımızı bile kurmadan denize girdik ve çıkmak bilmedik. Harika bir su.
Ayrıca o gece ve sonraki gece meteor yağmuru olacaktı ve Korsan Koyu o gece yalnızca bizden, ve diğer ucunda kamp ATMIŞ olan, karanlığın içinden bize bir tas TÜRLÜ getiren bir aileden ve onların iddia ettiğine göre akşam 8-9'dan sonra teşrif edecek olan domuzlardan ibaretti. Ha bir de bir sürü yengeç. Yani meteor yağmuru izlemek için bütün şartlar tamamlanmıştı.
Hava karardı, yıldızlar ışıl ışıldı. 12'yi bekliyorduk derken koyun sağındaki dağlardan yavaş yavaş artan aydınlık yıldızların parıltısını azaltmaya başladı, derken bir de ne görelim: AY! Bunu hesaba katmamışız. Katlanabileceğim tek ve ilginç bir şekilde güzel tek beyaz ışık olan sevgili ay'ımız meteor yağmuru izlemeyi imkansız hale getirdi. Ama Mert'in dürbünüyle kendisini dikizlemek çok eğlenceliydi. Pütürleri görünüyordu! Yani, ay ona kızmak ve küsmek için fazla harika biri. Dolayısıyla "ulan meteorlar bee tüh" falan olayımız pek de uzun sürmedi. Derken denizin dibine kurduğumuz çadırda dalgaların sesi ve müthiş bir esintiyle uyuduk.

Ertesi gün planımız yine kanoyla açılıp Korsan Koyu civarlarında gezelemekti. Kalktık, çadırımızı gölge bir yere taşıdık, kahvaltı yaptık ve dürbünle tur teknelerini dikizledik. Sonra yola koyulduk. 5-6 saat falan kano yapıp buruşana kadar yüzdük. Kanomuzu teknelerin giremeyeceği kayalık aralarına bağlayıp saçma sapan deliklere girdik. Deniz gözlüğüyle balık ve yengeçlere baktık. Kayaya yapışmış meme gibi bir deniz şeysini yanlışlıkla söndürdüm. Kolumu deniz anası bıztlattı (rezalet bir acı) ve Mert'in ayağının altını 3 yerden fıştfışıtfışt kaya kesti (rezalet bir acı) AMA biz bunlara ufak macera sıyrıkları diyoruz. Keyfimizi kaçıran şey oranı yüzde 1 bile değildi yani.
Sonra koyumuza döndük, biraz da orda yüzdük. Zengin rus teknesindeki aşırı güzel kadının balıklama atlama seremonisini izledik ve kadın rezalet atladığı için sevindim. Sonra sevindim diye üzüldüm.
2. gün yorgunluktan geberdiğimiz için daha erken uyuduk. Uyuyalı daha 1 saat olmuşken Mert uyku sersemiyken bir hayvanın çadırımızın dibine geldiğini duyumsamış/hissetmiş ve önce beni sessizce uyandırması gerektiği detayını atlayarak çadırın içinde aniden HHIIĞAĞĞAĞ diye bağırarak doğruldu ve hayatımda kalp krizi geçirmeye en yaklaştığım anı tecrübe etmeme neden oldu, aşkım. Sonra sabah oldu. Toplandık ve Deniz Tavuğu ile tekrar Olympos'a doğru yola koyulduk. Fış Fış Fış.
Son 15 dakikası falan epey yorucuydu. Döndüğümüzde toplam 18 km kano yapmıştık. Yapabilmenin mutluluğunun hastasıyım! Bu işin her anı, hafif gezeleme, bir hedefe varmaya çalışma, aşırı yorulma (bazen uzun süre kürek çekince kolunuzun ağrımasını beklerken alakasız bir popo lobunuz ağrıyabiliyor) veya sadece üzerinde oturma fark etmez, her anı AMAZING DOSTLAR. Kendinize bir iyilik yapın ve gidin şişme kano alın. Sup board falan boşverin. Neden? Sup boardla çadırınız ve bir sürü eşyanız ile koy koy keşif yapamazsınız. Tatlı tatlı süzülürsünüz only. O da güzel. Ondan da alalım aslında. BİZ ARTIK SU SPORU İŞİNE VARIZ ARKADAŞLAR HER TÜRLÜ.
Sonra Olympos'a döndük. Tekrar denize girdik bi serinleme amaçlı. Bu arada Antalya'da denizde serinlemek diye bir şey yokmuş Ağustos ayında. O da ilginç bir deneyim oldu. Sonra arabayı park ettiğimiz mekanın duşlarında bir duş. 2 günlük tuzdan arınış. Hayvan gibi bir kahvaltı ve yemek üzerine Urla'ya dönüş. Sonra Ankara. Akşamlarının mis gibi ürpertmeli serinliği gelmiş bu esnada köyümüze, harika bir hava.
Oralarda kano yaparken Likya yolunun o kısmının geçtiği dağları gördük. Bu Kasım'da da oraları yürümek istiyoruz İNŞ İŞE GİRMEZSEM BU ESNADA. Kız o nasıl dilek?
Wow ne anlattım be.
Bilgiş ne oldu vlog işi diye soranlara (kimse) cevabım:
-Çeşme vlog ÇOK YAKINDA!
Sonrasında da bu yazıdaki kano gezisininki gelecek.
Cennet vatanımız diyor, bu yazıyı sonlandırıyorum.
Hoşçakalın!
