-onunla diğer mevsimler nasıl oluyor diye hemen bi bakıveresim geliyor.
27 Kasım 2018 Salı
7 Kasım 2018 Çarşamba
15 Ekim 2018 Pazartesi
Geçen sene bugün gün boyu Ozan'da sims oynadıktan sonra akşam annemin ABLAN DOĞURUYOR telefonunu alıp uçarak (hayır hiç de uçmayarak, önce kendi evime ordan esenler otogara) Ankara'ya gitmiştim. Benim hayalimde sabaha doğru doğması falan vardı ama ben otobüse bindiğim sırada, yani sanırım bu saatlerde doğmuştu. Güleç yüzlü minik balığım Alpkuş, iyi ki doğdun.
Haftasonu hem köyümün başkent oluşunu hem de Alptuğ'un doğum gününü kutlamak için Ankara'ya gittim. "Acaba ne kadar kaldı geri dönmeme" diye düşündüm durdum.
Gelirken bir çanta dolusu daha kitap getirdim. Bu ikiye bölünmüşlük kolaylaşacağı yerde iyice zorlaşmaya başladı.
-izleyip göreceğiz.
Haftasonu hem köyümün başkent oluşunu hem de Alptuğ'un doğum gününü kutlamak için Ankara'ya gittim. "Acaba ne kadar kaldı geri dönmeme" diye düşündüm durdum.
Gelirken bir çanta dolusu daha kitap getirdim. Bu ikiye bölünmüşlük kolaylaşacağı yerde iyice zorlaşmaya başladı.
-izleyip göreceğiz.
8 Ekim 2018 Pazartesi
5 Ekim 2018 Cuma
İstanbul'da 3. senem.
Sanki 16 senedir buradaymışım ve yaşanacak bir şey, tanışacak insanlar, biriktirecek anılar kalmamış gibi hissediyorum.
Bazen de çok kısa bir anlığına şöyle hissediyorum: BELKİ DE EĞLENCE YENİ BAŞLIYORDUR? OLABİLİR Mİ BÖYLE BİR ŞEY?
Sonra bu hissim bir anda kayboluyor: Yok beeee too old for this shit.
-lütfen olsun çünkü.
30 Eylül 2018 Pazar
Merhaba.
Bir süredir rölantiye alınmış hislerimle gezeleyip duruyordum. Cuma günü terapi sürecimi tamamladığımdan değil de, terapistim yurt dışına taşınacağı için terapimin son seansıydı. Güzel bir kapanış oldu aslında. Kendisine ilk seans panik içinde "BEN ANXIOUS ATTACHED'İM! BENİ SECURE TARAFA GEÇİRİN!" demiştim. Bugün ise rahatlıkla anxious attached filan olmadığımı söyleyebilirim. Aslında sadece bir label tutkunuymuşum sanırım. Ben anxious attached değilim, sen de avoidant değilsin. Ama bir şeyleri anlamlandırmaya ihtiyacım vardı o dönem ve John Bowlby epey destek oldu bana. İşin güzel yanı şimdi "ee madem anxious ve avoidant değilmiştik, O ZAMAN NEY İDİK?" diye yeni arayışlara girmiyor olmak. Öyleydik işte. Öyle bi, güzel bi şeydik, bana kalırsa.
Ne diyordum, rölantiye alınmış hislerimle gezeleyip duruyordum. Son seans bir açılım mı denir, dökülüm mü denir, artık her ne ise, yani ben normalde ağlarım, ağlak bir insanım, bu süreçte neden ağlamadım, ağlamam lazımdı, bu düşüncelerimi paylaştım ve sonra nihayet ağladım. Aslında tam ağlamak değildi, terapistin uzattığı peçeteyi alıp gözlerime bastırdım ve birkaç damla göz yaşım gözümden süzülemeden peçeteyi boyladı. Benim gibi bir ağlama üstadı için hiçbir şey, fakat yine benim gibi bir süredir ağlamayan bir ağlama üstadı için her şey.
Bu seanstan sonra sanırım ortalarda olmayan hüznüm yerli yerine gelmiş bulundu. Göğüs kafesime oturmayı çok seven fil, yerine yerleşti. Paşa gönlüm ve canım kendimde bir durgunluk söz konusu. Lafı uzatmaya gerek yok, KAFASI YENİ GELDİ.
-en azından bana ait olan uykumu geri aldım. bu da bi' şey.
Bir süredir rölantiye alınmış hislerimle gezeleyip duruyordum. Cuma günü terapi sürecimi tamamladığımdan değil de, terapistim yurt dışına taşınacağı için terapimin son seansıydı. Güzel bir kapanış oldu aslında. Kendisine ilk seans panik içinde "BEN ANXIOUS ATTACHED'İM! BENİ SECURE TARAFA GEÇİRİN!" demiştim. Bugün ise rahatlıkla anxious attached filan olmadığımı söyleyebilirim. Aslında sadece bir label tutkunuymuşum sanırım. Ben anxious attached değilim, sen de avoidant değilsin. Ama bir şeyleri anlamlandırmaya ihtiyacım vardı o dönem ve John Bowlby epey destek oldu bana. İşin güzel yanı şimdi "ee madem anxious ve avoidant değilmiştik, O ZAMAN NEY İDİK?" diye yeni arayışlara girmiyor olmak. Öyleydik işte. Öyle bi, güzel bi şeydik, bana kalırsa.
Ne diyordum, rölantiye alınmış hislerimle gezeleyip duruyordum. Son seans bir açılım mı denir, dökülüm mü denir, artık her ne ise, yani ben normalde ağlarım, ağlak bir insanım, bu süreçte neden ağlamadım, ağlamam lazımdı, bu düşüncelerimi paylaştım ve sonra nihayet ağladım. Aslında tam ağlamak değildi, terapistin uzattığı peçeteyi alıp gözlerime bastırdım ve birkaç damla göz yaşım gözümden süzülemeden peçeteyi boyladı. Benim gibi bir ağlama üstadı için hiçbir şey, fakat yine benim gibi bir süredir ağlamayan bir ağlama üstadı için her şey.
Bu seanstan sonra sanırım ortalarda olmayan hüznüm yerli yerine gelmiş bulundu. Göğüs kafesime oturmayı çok seven fil, yerine yerleşti. Paşa gönlüm ve canım kendimde bir durgunluk söz konusu. Lafı uzatmaya gerek yok, KAFASI YENİ GELDİ.
-en azından bana ait olan uykumu geri aldım. bu da bi' şey.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)