30 Eylül 2018 Pazar

Merhaba.

Bir süredir rölantiye alınmış hislerimle gezeleyip duruyordum. Cuma günü terapi sürecimi tamamladığımdan değil de, terapistim yurt dışına taşınacağı için terapimin son seansıydı. Güzel bir kapanış oldu aslında. Kendisine ilk seans panik içinde "BEN ANXIOUS ATTACHED'İM! BENİ SECURE TARAFA GEÇİRİN!" demiştim. Bugün ise rahatlıkla anxious attached filan olmadığımı söyleyebilirim. Aslında sadece bir label tutkunuymuşum sanırım. Ben anxious attached değilim, sen de avoidant değilsin. Ama bir şeyleri anlamlandırmaya ihtiyacım vardı o dönem ve John Bowlby epey destek oldu bana. İşin güzel yanı şimdi "ee madem anxious ve avoidant değilmiştik, O ZAMAN NEY İDİK?" diye yeni arayışlara girmiyor olmak. Öyleydik işte. Öyle bi, güzel bi şeydik, bana kalırsa.

Ne diyordum, rölantiye alınmış hislerimle gezeleyip duruyordum. Son seans bir açılım mı denir, dökülüm mü denir, artık her ne ise, yani ben normalde ağlarım, ağlak bir insanım, bu süreçte neden ağlamadım, ağlamam lazımdı, bu düşüncelerimi paylaştım ve sonra nihayet ağladım. Aslında tam ağlamak değildi, terapistin uzattığı peçeteyi alıp gözlerime bastırdım ve birkaç damla göz yaşım gözümden süzülemeden peçeteyi boyladı. Benim gibi bir ağlama üstadı için hiçbir şey, fakat yine benim gibi bir süredir ağlamayan bir ağlama üstadı için her şey.

Bu seanstan sonra sanırım ortalarda olmayan hüznüm yerli yerine gelmiş bulundu. Göğüs kafesime oturmayı çok seven fil, yerine yerleşti. Paşa gönlüm ve canım kendimde bir durgunluk söz konusu. Lafı uzatmaya gerek yok, KAFASI YENİ GELDİ.

-en azından bana ait olan uykumu geri aldım. bu da bi' şey.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder