4 Nisan 2025 Cuma

 Merhaba

Merhaba şu an bunu ünlem işareti ile denedim blogumda yani merh dan sonra bir ünlem olmalı gibi ama olmadı o yüzden şu an noktalama işaretleri olmaksızın bir ses kaydı atarak bu blogu yazıyorum. Bir noktalama işareti oldu bir ilerlemeeydi belki de bu., Yapıyorsun yapıyorsun ilginç tamam

Paragraf yapsan bir Güzel bu gece şu an yazmak için oldukça sarhoşum ama teknolojinin bana verdiği nimetlerden yararlanarak şu an soyledigim her kelimenin karşında bir yansıması oluyor ilginç bir şekilde ne güzel. 

Geçirdiğimiz enteresan günlerde yaşadığım şeyler oldukça duygusal en son yazdığım yazıda sanki eylemlere gitmeyecekmişim gibi bir izlenim oluşmuş olabilir. Fakat yazdığım şeylerden birkaç saat sonra kendimi çantama taksitli su gaz maskesi falan gibi şeyler hazırlarken buldum. Ve tabii ki olmam gereken yerlerde kendimi bulundurdu. Yani yanlış oldu cümle ama tamam bu kadar da bilebilir şu an elim üşeniyor çünkü yazmaya. Paragraf başı yok alt paragrafa geç geç alta geç alttayız 

Tamam şöyle yapalım böyle paragraf başı daha iyi oldu tamam

Okay ağam tabii ki de yazdığım yazıdan sonra gaza gelip benim benim tarafımdan beklenen gibi benden bekliyorsunuzdur tabii ki şu tabii ki de yani bu tarz şeylere diye düşünüyorum emsallerimle sokağa çıkıp haklarimi aradım gereksiz gazlarla gerekse yani bir şekilde tabii ki de başımıza gelmesi gereken şeylerin hepsi geldi. Şu anda olaylar biraz daha boy kot konusunda yoğunlaştı şu an ben de bütün arkadaşlarım halktaki halkımızdaki insanlar gibi boykot hakkımı değerlendiriyorum anayasamızdaki bildiren boykot bir haktır boykot olarak çarşamba günleri alışveriş yapmamaya özen göstererek genel olarak da daha az alışveriş yaparak boy kutumu değerlendiriyorum. Alt paragraf geçelim aşağı 

Sanıyorum teknolojinin o kadar da gelişmediğini bize anlatacak bir yazı olacak ama bence komik tatlı bir hatıra olarak da hafızalarımızda zuhur edebilir yalan değil yani. Koyabilir orada.com..com. Paragrafa geçelim baş

Bayramın nasıl geçti diye sorarsanız fena geçmedi normal hani çok da yıllar geçtikçe daha az akrabalar ziyaret ediliyor ben yediğim şeyler olarak boykotla dahilinde yengemle kuzenlerimin yaptığı şeyden yedim baklavadan ve sarmadan yedim çünkü kendi ailemin evinde de börek yediğim için bir daha da börek yemek istemedim halbuki onlarda da börek vardı. Alt paragrafa geçerim 

Onun dışında tabii ki de bildiğiniz gibi boykota devam ediyoruz ben de ben ve sevdiklerimle herkeste ediyor muyuz şey yaptı biliyorsunuz muyuz muse

 grubu vardı eskiden hala da var tabii ki grubu onu boykot ettik onu boykot etmedik mi yüzü boykot etmedik|| mi muse , u

 Türkiye’de ağırlayacak olan grubu organizasyon şirketini boykot ettik ve başarılı olduk iptal edildi Muyuz ya düşünsenize eğer bu Red Hot Chili Peppers olsaydı benim yaşayacağım şeyi delirmeyi kendini yerlere vurmayı düşünebilir miydiniz edemezdiniz eğer ki çok eski okuyucum değilseniz beni tanımıyorsanız daha çok eskilerden çok da önemli değil şöyle ben kendi kendime böyle konuşuyorum bir dahaki bir ata geçeyim ya o kadar da benim de bir 

İyi geceler diliyorum sayın okuyucular sizleri seviyorum noktalarda, o kadar da takılmayın boykotdayız çarşamba günleri boykotdayız genelde de daha az harcıyoruz gibi bir boykot öyle çok da geberiyorsak almıyoruz yani hadi öptüm bye bye.

YAŞASIN SESLİ KAYIT


21 Mart 2025 Cuma

Merhaba!

Direniş 2025 başlayınca ister istemez Direniş 2013’ü düşünmeye başladım. Gariptir ki ne o zamanki defterlerime, ne de buraya bir bok yazmamışım. Halbuki ilk hafta bizzat kendim de direnmiştim. Akay yokuşunda hayatımın ilk biber gazını yediğimi, Atatürk Bulvarı’nı trafiğe kapatan kalabalığın içinde olduğumu elbette ki unutmadım. “KORKMAYIN, SES BOMBASII!” da aklımda yer eden cümlelerden biri.

Benimki gibi bir aileyle yaşarken direnişlere katılmak çok zordu. Her gün kavga kıyametle sonlanıyor, ama her nasılsa da kimse beni eve kilitlemiyordu. Demek ki sandığım kadar fena insanlar değillerdi...

Asıl unutmadığım ve hâlâ içimi delilercesine kemiren bir diğer şey; o zamanki sevgilim, kendisi ODTÜ’deydi, direnişlere beraber gidiyorduk, bir gün Kızılay’da direnirken, eve dönmek istediğini söyledi. Belki biraz haklıydı, ortalık tehlikeli olmaya başlamıştı ama ben asla dönmek istemiyordum. Neyse, dönmeye karar verdik. Bu esnada onun okuldan birkaç arkadaşıyla karşılaştık ve onlara ne dese beğenirsiniz? "BİLGE EVE DÖNMEK İSTİYOR."  Tabii ya, arkadaşlarını Bilkentli prenses sevgilinin eve dönmek istediğine, senin de sahiplenen bir errrkek olarak onu eve götüreceğine inanmaları en kolayı.

Mayıs ayında 34 olacağım, eski sevgililerimi kötü anmak için çok yaşlıyım ama hayattaki en büyük korkularımdan biri bir gün çocuğum olursa, ve maalesef erkek olursa, böyle bir erkek olması.

Her neyse, şimdi içimdeki o direnişçi kızçe 2023 Mayıs’ta nasıl küstü, yorulduysa, bir türlü kımıldanamadı. Öte yandan sonraki yıllar içinde geliştirdiğim astım ile biber gazı karşılaşması nasıl olur, onu da kestirmek zor. Biraz da yavşaklaştım mı nedir, bilmiyorum. Olan oldu işte.

Dün akşam YouTube’dan Gezi videoları izleyip biraz ağladım. Bir yandan da Z kuşağının direnişini... “Direnişe gidiyorum, beraber hazırlanalım” videolarına bayıldımmmm. Ve şunu düşündüm: Biz direnirken bu herifler baya yaşlıydı, 12 sene sonra hâlâ aynı moruklar var. Bu nasıl bir asla ölmemezliktir ya. Gerçekten bebek yiyor olmalısınız. Bir de şey komik: Eski görüntüleri izleyince canlandı; MHP milletvekilleri de Gezi Parkı’na gidip destek vermiş, Bahçeli “ÇOCUĞUN YAŞINDAAAKİ EVLATLARA SALDIRMAYAAA... UTANMIYOR MUSUNNNN????” diye bağırıyor filan. Bir gençlikte böylesi dev bir dönekliğe şahit olmak inanılmazzz.

Dur bakalım ya, hafiften kıpırdanıyor gibiyim, belki giderim de.. arkalarda dururum...

 

20 Mart 2025 Perşembe

Merhaba!

8 Mart yine harika geçti. Her sene bir öncekinden daha organize buluşup pankart hazırlıyoruz. Bakalım seneye nasıl olacak. Yürüyüş için yanıma aldığım renkli farları ve yüze yapıştırılan fıtıfıtıları gecenin sonunda gittiğimiz mekandaki kızçelerin yüzlerine çalıyordum. Herkes çok mutlu oldu. Bir tane kız ABLA SEN MELEK MİSİN dedi. Ablası gurban.

Haftasonu hava 24 dereceydi ve sevdiğim neredeyse herkesle Portakal Çiçeği'ndeydik. Bu kışı da atlattığımız için bizimle gurur duyuyorum. Dün kar yağmış olması ve birkaç gün daha soğuk olacak olması bunu değiştirmiyor. Mart'ı iyi tanırım, sıkıntı yok.

Geçen hafta cuma günü ofis bahçesinde Unhappy Hour düzenledim. Rakı sofrası kurduk. Bunun için siyah balonlar sipariş ettim ve birtakım başka süslemeler yaptım. Ne diyebilirim ki, her şeyi partiye dönüştürmeye bayılıyorum.

Çok güzel vakit geçirdik. Ağlayanlar falan oldu. Ben ağlamadım. Fazla üzgün de hissetmiyorum açıkçası. Ya da avoidance at its best mi acaba, emin değilim.

Bu hafta işe sıfır kere gittim. Geçen misyonda haftasonları da çalıştığım için oradan gelen overtime izinlerimi falan yiyimliyorum. Haftaya 1-2 kere uğrar, biraz salaklanır, rakı bardaklarımı ve kalan başka eşyalarımı alır, konuyu kapatırım.

Son iki buçuk sene için herkese teşekkürler. Harikaydı. Gerçekten. 



















27 Şubat 2025 Perşembe

Merhaba!

Adana'da başladığım misyon, Hatay'da devam ediyor ve vücudum bozulmuş durumda. Sanki misyona değil askerliğe gelmişim gibi. Her sabah 6:30'da kalkıp Yayladağı veya Cilvegözü sınır kapısına gidiyoruz. Bütün gün donarak çalışıyoruz. Otelde sabaha kadar klimayı açık tutuyorum çünkü başka türlü ısınmak imkansız. Sabaha kadar klimayla uyuduğum için vücudumda su kalmadı, dudağım uçukladı, Covid'im soğuk ve nemsizlikten ağır bir sinüzite döndü. Alnıma dokunduğumda sanki iltihabı hissediyor gibiyim, öyle bir sümükle dolu beynimin içi. Pazar akşamı döndüğümde, 14 gün aralıksız çalışmış olacağım. Başta bu misyon için aldığım parayı duyunca "OOO ÇOK İYİİİ" filan demiştim ama şu an bu çilenin karşılığı verilen paranın 2 katı BELKİ olabilirdi.

Sahada bu kadar söyleniyor olmak çok tarzım değil aslında ama çekilen çile ile yapılan iş ve tatmin orantılı olmalı bence. Sahada gerçekten yararlı bir iş yapıyor olsak, bütün yorgunluğun üzerine insanın içinde bir motivasyon oluyor ama şu yaptığımız iş… HER NEYSE. Aslında açık açık anlatabilirim, NOLACAK SANKİ, KOVACAKLAR MI?

Bir de kat kat giyinmiş ve sağında solunda UFO olan ben üşürken, karşımda ayağında çorap bile olmayan çocukları görmek de farklı bir şey. Savaş sanki daha dün çıkmış da bu insanlar yeni gelmiş gibiler. Oysaki 10 yıldır buradalar ve geri dönüyorlar. Çorapsız. Ayakkabısız. Ama umutlu.

Bütün bunların yanında, Antakya’nın hâlâ enkazlarla dolu olması… Hatay’a hayatımda ilk defa geldim ve depremden beri daha önce gelmediğim için çok üzülüyorum. Bütün bu enkazların arasında hayatına devam eden insanlar var. Okula, işe, eğlenmeye giden… Bu adaptation skills karşısında eğilmek gerek. İnsanları görüp "Acaba neler yaşadı, enkaz altında kaldı mı, yakınlarını kaybetti mi?" diye düşünüyorum.

İşte böyle, şartlardan şikayet edip edip sonra başka başka hayatları düşünüp, şahit olup, ardindan kendine kızma döngüsü içerisinde geçen günler.

Evimi, sevgilimi, köpeklerimi, arkadaşlarımı ve HAYATIMI çok özledim. Hepsine kavuşacağım. Özel değilim,  sadece evrende birtakım bazı rastgele olaylar, birtakım bazı rastgele başka olaylara neden olduğu için şanslıyım. Şimdilik.

Fotoğraflar ve yazının rezalet düzeni için kusura bakmayın, Blogspot bu konuda maalesef 2010'larda kaldı.













21 Şubat 2025 Cuma

Merhaba!

Tat reseptorlerim Adana'daki son gunumde yerine geldi ve en cok merak ettigim, bir kebabcidaki unlu makarnaydi, ve dun onu yedim. Sonra da Kazim Bufe'de muzlu sut ictim. Simdi sizlere yasadiklarimi anlatacagim. Kebapcida makarna ne alaka diyip durmayin, olay o zaten. 

Oncelikle zaten yeniden tat alabiliyor olmak harika bir his. Aksam otele sirt cantami biraktiktan sonra ciktim ve makarna yiyecegim yerin hic de yakin olmadigini gordum ama bu beni yildirmadi ve bir taksiye biniverdim. Mekan Cukurambar'daki dev ve sacma sapan dekorlari olan alakasiz kahvecilere benziyordu. Oturunca hemen masama cesitli mezeler, sumakli sogan zart zurt geldi ve dedim ki tesekkurler ben sadece makarna yiyecegim. Adam dedi ki olsun bunlar ikram, dedim ki tesekkurler, sadece makarna. Pek hosuna gitmedi sanirim bu durum. Bu arada iceride masalara makarna dagitan biri vardi. Aslinda makarna ikrammis, kebabini falan soyluyorsun, bir de makarna veriyorlar. Ama porsiyon olarak da satiyorlar. Ben baska bi sey istemem dedikce farkli bir garson gelip farkli urunler teklif etti. Bir ara aralarinda 'istemiyormus, yemeyecekmis' filan diye konusurlerken duydum. ANYWAYS, makarnam geldi... ve koca bir husran. Bu mu yani ove ove bitiremediginiz, yok Barilla'dan gelmisler de tatmaya, yok soyleymis de boyleymis de, S A C M A L I K. 

Sinirim cok bozuldu. Biraz yedim, baya da yedim aslinda, bol koymuslar, bitiremedim. Bu arada burayi Adana'ya gelecegim belli olunca aklima Mert soktu. Kendisi su an bana borcludur maddi manevi.....

Sonra kalan umudumu muzlu sute iteledim ve garson hemen surdan kalkan otobuslerin Kazim Bufe'nin oralara gittigini soyledi. Harika haber. Sans barlarim acilmis olsa gerekti. Otobuse bindim, sofore de sordum, teyitlestik, geldigimizde haber verecekti. Telefondan konum da actim. Firfir muzlu sute dogru gidiyoruz. Yanima bir genc kiz oturdu. Dedi ki, Kazim Bufe'ye gideceksiniz degil mi? Evet, dedim. Daha var, dedi. Aslinda haritadan bakiyorum, baya da yaklastik. Hani insem bi 5-10 dk yururum, kadar yakiniz. Kiz bana dedi ki 'burda oturmuyo musunuz?' yok, dedim, Ankara'dan geldim. Gozum de haritada. Dedi ki, daha cok var abla. Ve indi. Hay Allah dedim, cok falan yok, ama otobus boyle ara sokaklara falan giriyor, herhalde dedim tam onune gitmesine cok var manasinda dedi, dolanmasini beklemeyi tercih edersem belki de cok vardir. Sonra aklima sey geldi: Ben sofor olsam ve birileri beni inecekleri yere gelince soylememe dair tembihlese kesin unuturdum. Benim sofor versiyonum tam olarak boyle biri olurdu. Ama soforler asla unutmuyor. Otobus kalabaliktan yangin yeri de olsa, cok fena trafikler de olsa, unutmuyorlar. 

Baktim Kazim Bufe'den gercekten uzaklasmaya basladik ve sokaklar, caddeler iyice genislemeye basliyor, firladim one, sofor beye guvenim tam ama icime bir kurt dustu, onu gucendirmeden sormak istiyorum, dedim ki 'sey imm doneceksiniz galiba ama Kazim Buf....' Sofor bey durdu ve dedi ki:

Abla ben senden cok ozur diliyorum. Sen burda in, su karsi koseden 45C'ye bin, 43F gonderdi beni de` dedi ve kapiyi acti. NE?! Hicbir sey diyemedim, indim, hareket etmeye basladi ve kapi kapanirken son sozlerini duydum: SAKIN YURUME AMA LUtfen ozur dileri.....

Sacma sapan bir kavsagin ortasinda kalakaldim ve Kazim Bufe'ye yuruyerek 25 dakika falan uzaklikta oldugumu gordum. Soforun bahsettigi duraga falan gitmek istemedim ve bana son sozlerini hice sayarak yurumeye karar verdim. Bu sirada Adanali genc kizin beni neden trolledigini dusunup durdum. Benden ne istedin Adanali kiz? 

Hava Adana icin cok serindi. Bir ara arkamdan kol kola girmis uc genc kadinin konusmalarina sahit oldum. Ortalarina aldiklari kadina 'kendini kasma, usumeyi unut, usumuyormussun gibi dusun, kasarsan daha cok usursun!` Anladim ki hava localler icin gercekten cok soguktu. Bir Ankarali icin ise cok serindi.

Kazim Bufe'ye ulastigimda cok kalabalik oldugunu, koca koca adamlarin pipetle muzlu sut ictiklerini gordum. Komikti. Muzlu sutumu aldim. Bu hava icin pek de uygun olmayan, milkshake gibi bir sey. Yani guzel mi, guzel. OLAYYYY mi, hayir. Belki yazin Adana sicaginda asfalta yapismaya 5 kala icmek icin iyi bir alternatif olabilir. Birazini ictim. Bitiremedim. Yarisini siseye doldurttum.   

Su an Adana goc idaresinde cantamda 1 pet sise muzlu sut ile oturmus bu yaziyi yaziyorum. 

Aksam Hatay'a gidiyorum. 

Hoccakalin. 








18 Şubat 2025 Salı

Mersin'den selamlar dostlarim!

Humanitaryen aid emekciligime 2 hafta boyunca Mersin, Adana ve Hatay'da devam edecegim. Gecen hafta covid oldum. Tat reseptorlerimden en son Persembe ogleden sonra Mert'n hazirladigi nar, kivi ve portakal tabagini yedigimde haber aldim. Bu arada bir insan icin nar ayiklamak ne harika bir sevgi dilidir ya. Sansli bir bayanim. 

Neyse, oyle mi boyle mi derken kendimi daha iyi hissediyorum ve Pazar gunu zaten yola ciktim. Adana'da kaliyorum, gunu birlik Mersin'deyim falan. VE TAT ALAMIYORUM. Cuma gunu Hatay'a gececegim. Ankara'ya donene kadar tadim geri gelmeli. Dalindan Hatay durum yiyecektim, hayallerim vardi...

Dun Adana'ya donerken arabada bi sey cicekli bi kolonya bulup burnuma sokumladim. Cok uzak diyarlardan cok hafif bir koku duyumsadim. Koku reseptorlerimi durtukleyerek uykularindan uyandirayazdim. Soyle bi kimildandilar, ama uyanamadilar... 

Mart sonu issiz kalacagim konusu netlik kazandi. Issizlige cok uzulmuyorum da, isimi ve ofisimi gercekten cok seviyordum. Bu is bana cok ama cok iyi gelmisti. Ki bence isin kendisi de inanilmaz kiymetli ve HAVALIydi. Ilk defa bir isimden kufrederek ayrilmiyorum. Iyi de yapiyordum laf aramizda. Kontorlumde olmayan seyler icin kendimi duvarlara calamam. Sessizce uzuntumu yasar, siktir ederim. Kontrolumde olan seyler icin de kendimi duvarlara calamam. 

                                   B O S V E R  N A P A L I M 

Dun aksam patronum aradi teams'ten. Olaylarin kesinlestigini haber vermek icin yani. Yapamadim, basaramadim, option bulamadim, halledemedim, sorry filan diyor. Dedim tamam moruk, senin bi sucun yok. No worries yani. Yaptiginiz is bir suru hayat kurtardi biliyorsun, dedi. Biliyorum, dedim..

Neyse yani sonuc olarak diyecegim su:

Infuencer olmamak icin hicbir sebebim kalmadi.....

























11 Şubat 2025 Salı

Merhaba!

Kendimi seneler sonra yine bir otelde, en onde davos koltuklarin oldugu bir salonda, yalandan siritip problem cozme modumda saga sola kostururken buldum. Farkli olan tek dekor Turkiye Yuzyili bayragi. Bu sefer olaylarin diger tarafinda olmam ise hicbir degisiklik hissettirmiyor. Bu arada bu otel bundan tam 10 sene once, su yazinin sonunda bahsettigim otel. Just wow. 

Humanitarian aid calisanlarinin butun dunyada issizlikle burun buruna geldigi bir donemdeyiz. Trump kisisi olaylara noktayi koydu. Ben de Mart sonunda veya ondan birkac ay sonra isten cikarilacagim gibi gorunuyor. Kendimi hazirladigim ve bu belirsizlikle yasayip durdugum icin sok olmadim ama yine de bu uzulmeme engel degil. Ote yandan onumde biiirr suru sonsuz ve nispeten eglenceli firsatlar beliriyor gibi. Sadece 2 senede bir hayatimda onemli degisiklikler olmasindan biraz yoruldum. Ama adaptasyon skill'lerim ve gamsizligim beni yine kurtaracak. (Napim olim mi..... tavrim ve ben.)

Bugun Mert'in dogum gunu. Gercek bir maceraperest, cok ama cok yetenekli ve inanilmaz yaratici bu oyun arkadasiyla birlikte oldugum icin cok sansli hissediyorum. Iyi ki dogmus demekten baska yapabilecegim tek sey anne ve babasina tesekkurlerimi sunmak olacaktir. (Gerekirse Allah'a da sukredebilirim..)

Yilin bu zamanlari kendimi bahar gelene kadar dusuk pil moduna aldigimi bilenler bilir. Subat dogumlu bir deliyle birlikte oldugum icin dusuk pil modu olayi ikinci bir duyuruya kadar iptal edilmistir.

Bu yaziyi cennetten bi fotografla sonlandiriyorum..