Bazen anneme durduk yere ters davranıyorum. Hiçbir sebebi yokken. Bana herhangi bir şey sorduğunda, benimle muhabbet etmeye çalıştığında ya da mesela bir yer ya da bir dizi hakkında konuştuğunda. Bazen gelip açıkça "Bilge benim yanımda otursana biraz, canım çok sıkılıyor." diyor. Yanına gidip surat asıyorum, yuh. O anlarda, yani ters davranırken bile vicdan azabı önden ilerliyor. Ters davrandıktan sonra zaten aşırı üzülüyorum. Geçenlerde durduk yere ZBAM diye acı bir farkındalık yaşadım. Sanırım bütün çocukluğum böyle geçti. Anneme hevesle bir şey anlattığımda, ona bir şeyler sorduğumda, benimle ilgilenmesini açıkça dile getirdiğimde... Bu tam olarak ondan öğrendiğim bir şeymiş meğer. Bu ilgisizlik ya da geçiştirme gibi de değil. Bildiğin soğukluk, rahatsız olma, iteleme gibi çirkin bir şey.
Dört sene önce İstanbul'a, bütün bunlarla yüzleşmek için yeterli güce ve olgunluğa erişmeyi beklemek için gitmişim gibi.
14 Aralık 2019 Cumartesi
2 Aralık 2019 Pazartesi
Eve dönüşüm ve seneler sonra yeniden Six Feet Under'a başlayışım,
Nate'in eve dönüşü ve ailesini daha yakından tanımaya başlaması... Güzel denk geldi. Tesadüf de denemez aslında, denk getirdim.
Annem geçen hafta dizinden ameliyat oldu. Kimse annesini öyle çaresiz, acılar içinde ağlayarak görmesin. Hastanedeki ikinci gününde bacak egzersizlerini yaptırdım. Ne kadar uzak kalmışız aslında diye düşündüm. Annemin ayağına en son ne zaman dokunmuştum? Ya da saçlarına? Dün annemi yıkadım. Yumuşacık pofik bir bulut gibi. İlişkimiz birkaç günde birkaç level atladı ve bugün ona evlenmeyi planladığımızı söyledim. Çok sevindi. Bana babamın kendisini gül kurusu elbisesinin içinde görüp çok etkilendiğini anlattı. Bilmediğim bir hikaye. Neden bilmiyordum? Neden bu kadar uzağız?
Belki de şimdiye kadar idare ederek yürüttüğümüz ilişkimiz -kesinlikle birden bire çocukluğumdan beri kıskandığım arkadaşlarımın anneleriyle olan ilişkilerini yaşamayacağımızdan eminim- biraz daha karşılıklı anlayışla bezenir...
-ah bu ev ve bu aile... siz ne çeşit illüzyonlarsınız?
Nate'in eve dönüşü ve ailesini daha yakından tanımaya başlaması... Güzel denk geldi. Tesadüf de denemez aslında, denk getirdim.
Annem geçen hafta dizinden ameliyat oldu. Kimse annesini öyle çaresiz, acılar içinde ağlayarak görmesin. Hastanedeki ikinci gününde bacak egzersizlerini yaptırdım. Ne kadar uzak kalmışız aslında diye düşündüm. Annemin ayağına en son ne zaman dokunmuştum? Ya da saçlarına? Dün annemi yıkadım. Yumuşacık pofik bir bulut gibi. İlişkimiz birkaç günde birkaç level atladı ve bugün ona evlenmeyi planladığımızı söyledim. Çok sevindi. Bana babamın kendisini gül kurusu elbisesinin içinde görüp çok etkilendiğini anlattı. Bilmediğim bir hikaye. Neden bilmiyordum? Neden bu kadar uzağız?
Belki de şimdiye kadar idare ederek yürüttüğümüz ilişkimiz -kesinlikle birden bire çocukluğumdan beri kıskandığım arkadaşlarımın anneleriyle olan ilişkilerini yaşamayacağımızdan eminim- biraz daha karşılıklı anlayışla bezenir...
-ah bu ev ve bu aile... siz ne çeşit illüzyonlarsınız?
13 Kasım 2019 Çarşamba
26 Ekim 2019 Cumartesi
Merhaba.
25 gündür Ankara'dayım. Hem sanki hiç evden gitmemişim gibi, hem de hiç de öyle değil gibi. Zaten aile evimi evim gibi hissetmiyordum. Hem ailecek de çok sık taşındığımızdan, hem İstanbul'a taşınmadan önceki son yıllarda yurt ve ev arasında göçebe yaşadığımdan, hem de fiziksel olan ev hissinin haricinde ailemle de aramızın süper olmayışından, zaten benim çok uzun zamandır evim yok aslında. İstanbul'da da olmadı. Herkesin farklı arayışları varsa, benimki bir ev mi acaba?
1 senedir et yemiyorum. Annem bugün kuru fasulye yapmış. 2 tencere. Birisinde et var, diğerinde yok. Sanki bu biraz ev gibi mesela. Ankara zaten ev. Home is where heart is ise, Arda da ev. Yani aslında evde sayılırım ve gittikçe ev-leneceğim diyebiliriz.
-whoops.
25 gündür Ankara'dayım. Hem sanki hiç evden gitmemişim gibi, hem de hiç de öyle değil gibi. Zaten aile evimi evim gibi hissetmiyordum. Hem ailecek de çok sık taşındığımızdan, hem İstanbul'a taşınmadan önceki son yıllarda yurt ve ev arasında göçebe yaşadığımdan, hem de fiziksel olan ev hissinin haricinde ailemle de aramızın süper olmayışından, zaten benim çok uzun zamandır evim yok aslında. İstanbul'da da olmadı. Herkesin farklı arayışları varsa, benimki bir ev mi acaba?
1 senedir et yemiyorum. Annem bugün kuru fasulye yapmış. 2 tencere. Birisinde et var, diğerinde yok. Sanki bu biraz ev gibi mesela. Ankara zaten ev. Home is where heart is ise, Arda da ev. Yani aslında evde sayılırım ve gittikçe ev-leneceğim diyebiliriz.
-whoops.
13 Ekim 2019 Pazar
1 Ekim 2019 Salı
Merhaba.
Kendime çok ayıp. Bu blog'ta görülmemiş bir şey; 2 ay sıfır yazı. İnanılır gibi değil. Hem de en sevdiğim aylardan biri olan Eylül'de asla yazmamışım. Yazmadım. Kafam pek yerinde değil. Birincisi yaklaşık bir senedir aşığım ve bu durum hali hazırda devam ederken bir de burada bahsetmiş bulunduğum istifa ediş, evi kapatış, boş yapış ve Ankara'ya kesin dönüş işleri beni ne olursa olsun her ay en az 1 yazı yazdığım blog'cuğumdan uzaklaştırdı.
İstifadan sonra azıcık kafamı dinleyip İstanbul'da son maaşımı yeme hayallerim pek kurguladığım gibi gitmedi ve inanır mısınız bir kere daha, evet, yanlış görmüyorsunuz bir kere daha yer değiştirdim. Ve 3 haftadır kaldığım ev, İstanbul'daki ilk evim. Başladığım yerdeyim -daha az enerji ve daha az para ve daha kalın bacaklar ile-
Yarın Ankara'ya kesin dönüş yapıyorum. Kısa süre sonra kalan eşyalarımı toparlamak için tekrar geleceğim ama mental olarak bu bir kesin dönüş. Kendimi bu dönüş ile ilgili bir şeyler hissetmeye zorladım. Pek başarılı olamadım. Burada hayatıma girenlerle bi veda rakısı yapmak istedim, sonra bunu aslında o kadar da istemediğimi fark ettim. Kendimi asla adult hissetmediğim için adulting meselesini kapatmıştım ama adulting diye bir şey varsa o da bu herhalde. İnsanlarla o kadar da görüşmek istememek. Çevrenin küçücük kalması ve bunun hiç de üzücü olmaması.
Arda askere gitti. Yerel seçim hafta sonu hariç her hafta sonu görüşerek kusursuz bir şekilde yürüttüğümüz ve benim Ankara'ya taşınmamla taçlanan uzak mesafe ilişkimiz Türk Silahlı Kuvvetleri yüzünden 3 haftalık bir sekteye uğradı. Ama ilk haftası bitti bile. Konfetttiiyyyss.
Ve şu dizeleri yazmak için mi geldim acaba?
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Kendime çok ayıp. Bu blog'ta görülmemiş bir şey; 2 ay sıfır yazı. İnanılır gibi değil. Hem de en sevdiğim aylardan biri olan Eylül'de asla yazmamışım. Yazmadım. Kafam pek yerinde değil. Birincisi yaklaşık bir senedir aşığım ve bu durum hali hazırda devam ederken bir de burada bahsetmiş bulunduğum istifa ediş, evi kapatış, boş yapış ve Ankara'ya kesin dönüş işleri beni ne olursa olsun her ay en az 1 yazı yazdığım blog'cuğumdan uzaklaştırdı.
İstifadan sonra azıcık kafamı dinleyip İstanbul'da son maaşımı yeme hayallerim pek kurguladığım gibi gitmedi ve inanır mısınız bir kere daha, evet, yanlış görmüyorsunuz bir kere daha yer değiştirdim. Ve 3 haftadır kaldığım ev, İstanbul'daki ilk evim. Başladığım yerdeyim -daha az enerji ve daha az para ve daha kalın bacaklar ile-
Yarın Ankara'ya kesin dönüş yapıyorum. Kısa süre sonra kalan eşyalarımı toparlamak için tekrar geleceğim ama mental olarak bu bir kesin dönüş. Kendimi bu dönüş ile ilgili bir şeyler hissetmeye zorladım. Pek başarılı olamadım. Burada hayatıma girenlerle bi veda rakısı yapmak istedim, sonra bunu aslında o kadar da istemediğimi fark ettim. Kendimi asla adult hissetmediğim için adulting meselesini kapatmıştım ama adulting diye bir şey varsa o da bu herhalde. İnsanlarla o kadar da görüşmek istememek. Çevrenin küçücük kalması ve bunun hiç de üzücü olmaması.
Arda askere gitti. Yerel seçim hafta sonu hariç her hafta sonu görüşerek kusursuz bir şekilde yürüttüğümüz ve benim Ankara'ya taşınmamla taçlanan uzak mesafe ilişkimiz Türk Silahlı Kuvvetleri yüzünden 3 haftalık bir sekteye uğradı. Ama ilk haftası bitti bile. Konfetttiiyyyss.
Ve şu dizeleri yazmak için mi geldim acaba?
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
30 Temmuz 2019 Salı

Merhaba.
Bir önceki yazıda bahsettiğim bütün adımları tamamladım. Haftasonu güzel insanlarımla yorucu ama çok eğlenceli bir nakliye gerçekleştirdik. Geçen seneki taşınmamdaki tek başınalığımın karma point'lerini yiyorum sanırım. Çok fazla eşya dağıttım, attım, sattım. Buna rağmen hala çok fazla eşyam var ama yine de hafiflemiş hissediyorum. 8 iş günü sonra da işsiz olacağım. HARİKA DEĞİL Mİ ?! Umarım işsizliğim tam planladığım gibi 2 ay filan sürer. Çünkü param bitecek...
Tam 1 yıl önce taşındığım, en az 5 sene yaşamayı planladığım eve veda etmiş oldum. Kısa sürede çok güzel anılar birikti. Benden sonra yaşayacakların bu evde bıraktığımız sevgi ve anlayış dolu enerjiyi hissedeceklerinden eminim. Şimdi Arda'yla maceramızın yeni bir boyutuna geçiyoruz. Çok heyecanlıyım. Bence aksiyon alması en zor olan kısım geride kaldı. Şimdi güle oynaya yuvarlanabiliriz.
işte bundan ötürü, hüznü artık bir ayıya bıraktık
bir ayıya
ister ormanda kullansın,
ister buzdağında...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
