Tam da "tamam ya oldum bence ben. İyisiyle kötüsüyle bu şekil bi insanım. Oyna devam" diye düşünürken kendimle ilgili bir sürü şeyi yeni fark ettiğim bir dönemdeyim. Biraz eğlenceli ve heyecan verici gibi ama aslında i'm too old for this shit bi yandan da. Çoğunluğu çocukluğumla ilgili olan flashback'ler yaşıyorum. Bazen uyumadan önce çocukluğumun geçtiği evin bütün köşelerini geziyorum. Kumandanın tuşlarının pıtpıt hissini, perdelerin kumaşını, dolapların renklerini ya da mutfağın fayanslarını, salonun okuldan geldiğim saatteki aydınlığını ya da odamın penceresinin önündeki taşı. Hepsini eksiksiz hatırlıyorum. Evde hayalet gibi geziyorum. Tuhaf ama keyifli bir his.
Annem ve babamla yüzleşmemiz gereken çok fazla konu var. Çok büyük bi ihtimalle onların asla hatırlamadığı, benim de hiç hatırlayacağımı ya da önemsediğimi düşünmediğim anlar hatırlıyorum. Ankara'ya gittiğim zamanlarda bazanın altında duran onlarca defter dolusu yazı var mesela. Her zaman çok sık olmasa da okuyorum onları ama son okumalarımda çok daha anlamlı geldiler. Bir ergenin ders çalışmamak için yazdığı çoğu komik, yer yer dram ve bazen sadece boş diye yorum yapabileceğimden çok daha fazlası. Hatta en son okuduğumda önce bi kendimi aşırı sevip sonra da çok üzüldüm. Çocuk yetiştirmek bu kadar zorsa doğurmayın kardeşim. -Hahaha aşırı ani yükselmeli geçiş-
Böyle hisler gelince haliyle "ACABA KLİNİK PSİKOLOJİ Mİ YOKSA SANIRIM?" endişesi bastırdı. Belki sonra, belki bir paralel evrende.
Şimdi de kendimi omzumdan öptüm. Ne yalan söyliyim, pek güzel bir bayanım.
-Self love'ınızı aksatmayın. Günde en az 3 kere. Nereden olursa.
Bilge benim de bir sürü senin gibi anım olmalı bence ama senin aksine ben hiçbirini hatırlamıyorum. Kötüler olmadığı gibi iyiler de yok. Güvensiz, huzursuz bir his var sadece. Evelallah hafızamız da avoidant. Ben nasıl hatırlamadığım anılarla yüzleşicem? Hayır avoidant'lık cool değil.
YanıtlaSil