29 Kasım 2016 Salı



















1 sene oldu. Çok güzel oldu.

27 Kasım 2016 Pazar

Acaba ben kim oluyorum da canımın istediği kimseleri, dünyanın en naif karakteri Holden Caulfield'a benzetiyorum? Yakıştırdığım naiflik temelli bütün sıfatları ben, Bilge, bile isteye ve büyük bir heyecan ve özveriyle birinin üzerine nazikçe işliyorum ve sonra işlerin aslında hiç de öyle olmadığını görüp tek tek işlediğim sıfatları bu sefer tek tek söküyorum. 

Bunu bir daha asla yapmayacağım. Bırakalım Holden orada kalsın. Belli ki kimsenin üzerine uymayacak. 

23 Kasım 2016 Çarşamba

Çocukken, 8-9 yaşlarımda filanken uyku problemi çekiyordum. Uyuyamıyordum yani. İçim sıkılıyordu. Gece olunca moralim aşırı bozuluyordu. Sonra beni psikologa götürdüler. Psikolog, olayı 17 Ağustos depremine ve birkaç ay önce kaybettiğim dedeme bağladı. Hiç de öyle düşünmemiştim. Zaten sürekli bir terapi işine de girilmemişti. 1 kere gitmiştim yani. Bilinçli gibi ama o kadar da bilinçli olmayan canım ailem.. Neyse işte o uyuyamadığım zamanlarda hissettiğim kötü hissi tam tanımlayamıyorum. Korku değil de böyle bi, pis bi karamsarlık gibi, efendime söyliyim böyle nası desem kekremsi bir huzursuzluk mudur, kaygı mıdır, işte durduk yere beliren "içimde kötü bir his var" duygusu vardır ya, o his gelince bi insan kendini sorgular -"benim hislerim çıkıyo muydu ya bi dakika?" diye ve hiç de kötü bir şey olmaz- işte öyle birtakım hisler diyelim. Sanki dünyada herkes uyuyormuş da bir tek ben kalmışım gibi geliyordu. Bu duyguyla da "şu an uyumayan milyonlarca insan var" gerçeğini düşünüp durarak başa çıkıyordum. Mesela camdan sarkıp ışığı yanan komşular var mı diye bakıyordum, eğer evdekiler uyumamışsa çok daha huzurlu oluyordum falan filan. Şimdi ben bu konuyu elbette bir yere bağlayacağım. 25 yaşımdayım ve bu bahsettiğim leş hisler hala ara sıra beliriyor. Bazı arkadaşlarım da ışığı açık olan komşular gibi içimi ferahlatıyor. Darlandığım zamanlarda aklıma geldiklerinde rahatlıyorum.

-ben de psikologum. pek tabii bütün bunları doğal afetlere ya da neredeyse hiçbir anımızın olmadığı kaybettiğim dedemin yasına da bağlayabiliriz ve fakat derinlerden birinin "ATTACHMEEEENT" diye bağırdığını duymamak pek de zor değil. 



20 Kasım 2016 Pazar

Yıkıcı olmak, içi boş yapıcılıklardan daha mı iyi acaba? 

-Muhtemelen öyle. 

17 Kasım 2016 Perşembe

Bizim eve girince kapı direkt salona açılıyor, salondaki tek kanepenin de arkası kapıya dönük. İşte dün akşam eve bi girdim 3 tane kafa. En sevdiğim kafalar. Bayılıyorum kanepemde sevdiğim kafalar görmeye. Hemen üzerimi değiştirip koştum, 4 kafa olduk. American Pie izledik. Çünkü neden izlemeyelim?

16 Kasım 2016 Çarşamba

Dün akşam bi arkadaşımda kaldım. 3 koca fincan ıhlamur içip 7 kere filan tuvalete gittim. Garip rüyalar gördüm ve işe geldim. İşte işim olmadığı için birilerine yardım edebileceğimi söyledim. P İ Ş M A N I M . Şimdi kendi işim olmayan bir işin procrastination süreci için buradayım. Az önce de birden "ben kolaj yapmalıyım. yapabileceğim tek sanat kolaj. eve giderken 150 tane filan dergi alıp kolaj işine gireceyim." gibi birtakım düşünceler belirdi.

Ofisin bahçesindeki gri kedi hamileymiş sanırım. Doğurursa aklımı yitiririm.

-hala bir köpeğimin olmaması koca bir saçmalıktan başka bir şey değil.

S A Ç M A L I K .

14 Kasım 2016 Pazartesi

Merhaba.

2012'de filan yazdıklarımı okudum. Başkasının blog'unu okuyormuşum gibi geldi. Öncelikle -hiç mütevazi olamayacağım- çok komikmişim. Bu ufak tefek gündelik meselelere sokuşturduğum mizah duygusu nereye gitti hiç anlamıyorum. Farkında da değildim. Ev duygusunu kaybetmemle mi yoksa büyümemle mi ilgili bilemiyorum. İkisi birbirine bağlı da olabilir tabii.

Son zamanlarda önümde dev bir jenga oyunu duruyormuş ve bir parçasını çekmişim ve bütün parçalar bam güm üzerime yığılmış gibi geliyor. Kesin dolunaydan. Pis dolunay. Fak yu.

Bu leş metaforlarımı burada noktalıyorum. Yok toz taneciğiymişim de, yok jenga oynuyormuşum da. He aynen. O zaman bir anı: Küçükken jenga istiyordum, bi oyuncakçıdan adı jenga olmayan ama mantığı aynı olan bir oyun aldık. Çünkü jenga çok pahalıydı. O kadar leşti ki, marangozdan tahta kestirmek daha mantıklı olabilirdi. Cilasız bir takım parçalar. Bi parçayı çekiyosun ÖÖEEĞH diye bütün oyun devriliyor. Kıymıklı filan. O denli. Sonra ben elime keçeli kalem alıp parçaların üzerine jenga yazmıştım. Fakat bir sorun vardı: Jenga "c" ile yazılmıyordu.

-C E N G A.

-ver.

-cengaver.