Yazamıyorum çocuklar.
Evren bu aralar bana tatlı anlar yaşatıyor. Bunu, geçtiğimiz iki ay için küçük bir özür olarak kabul ediyorum. Ayın 10'undan düne kadar Ankara'daydım aslında ben. Fakat bilgisayarsızdım. Tavanı seyrettiğim çok fazla an oldu. Dün akşam Merve bu sabah İtalya'ya gideceği için Osman'daydık. Yine ne çok şey değişmiş. Sena işe, Osman staja gideceği için erkenden uyundu geçen senenin aksine. Sabah erken kalkıldı ve herkes işine gücüne, Merve tek başına havaalanına gitti. 1 yıl. Hemen geçti. Gidişlere hemen alışmışız. Normalleşmiş. Felaket olmaktan çıkmış. Büyümüş müyüz, yorulmuş mu, emin değilim.
Yine Eylül geliyor. Çok fazla olmasa da yine ufak tefek heyecan ve beklentilerim var. Başka türlü canlı kalınmıyor ki zaten.
Bu benim 17. yaşım oluyor.
19 Ağustos 2015 Çarşamba
1 Ağustos 2015 Cumartesi
Merhaba.
Dün, en az 6 ay daha İstanbul'da olacağımı belgeledim. Bununla ilgili biraz hissizim. Ya da dinginim. Bilemiyorum. Yeterince hislenmiştim, yordu. Böyle iyi, şimdilik.
Bugün hava çok güzel. Yağmur yağdı. Şimdi parçalı bulutlu ve esiyor. Evde yalnızım.
Yazacak birkaç şeyim vardı, vazgeçtim.
-yarın akşam İzmir, pazartesi akşam Çeşme.
Dün, en az 6 ay daha İstanbul'da olacağımı belgeledim. Bununla ilgili biraz hissizim. Ya da dinginim. Bilemiyorum. Yeterince hislenmiştim, yordu. Böyle iyi, şimdilik.
Bugün hava çok güzel. Yağmur yağdı. Şimdi parçalı bulutlu ve esiyor. Evde yalnızım.
Yazacak birkaç şeyim vardı, vazgeçtim.
-yarın akşam İzmir, pazartesi akşam Çeşme.
30 Temmuz 2015 Perşembe
26 Temmuz 2015 Pazar
Dedim ki;
"Sen beni anlamıyorsun, çünkü ben de kendimi anlamıyorum. Sen bensin. İşte tam da bu yüzden beni anlamıyorsun."
Şöyle tespitleri ayık kafayla yapabilsem insan ilişkilerimde hiçbir pürüz kalmayacak.
-Dün gece parmaklarımla Sena'nın amygdala'sına dokunabildiğime yemin edebilirim. Parmaklarım o sonsuz kıvırcıkların arasından kafa derisini, oradan kafa tasını, oradan da hipokamüsünü geçti, sonrası zaten amygdala'sı. Garip değil mi? -psikoloji bu değil-
Dalgacı Mahmut'luğun en güzel yanı, hepiniz uykudayken birtakım işler peşinde koşmak.
Şöyle bir iş ilanının olduğu bir paralel evrende kariyer basamaklarını hızla tırmanıyorum:
-Gökyüzü boyayabilen
-Deniz dikebilen
-Kimi zaman dalga geçebilen
-Başında baş, midesinde mide, ayağında ayak düşünebilen
-Ne halt edeceğini pek bilmeyen, vizyon sahibi, nitelikli
çalışma arkadaşları arıyoruz!
22 Temmuz 2015 Çarşamba
Ankara'da günlerim, hiç Ankara'daki yaşantıma yakıştıramadığım kadar hızlı geçti. Hep bir koşturmaca ve insanlarla görüşme -ki bu durumdan asla şikayet etmiyorum- ile ve evde olduğum zamanlarda da tanıdık bir basiret bağlanmasıyla geçti. Yarın sabah tekrar İstanbul. Bu gidişim daha net, daha keskin, ve daha kendimi orada yaşamaya alıştırarak, olacak. İtiraf etmesi zor, ama kendimi şehirsiz hissediyorum. Kendime "benim" diyecek bir şehir bulmak zorundaymış gibi. O şehir çok çok büyük ihtimalle Ankara, ve ne olursa olsun, er ya da geç burda, bu dinginlikle yaşayacağımı biliyorum.
Seğmenler'e, Bilkent'e ve birkaç başka yere daha gittim. Nilsu ve Öykü'yle, Duygu, Merve ve Reyyan'la, Hacerle, ve Melih'le görüştüm. Bütün değişiklikleri ve kabul etmem gereken şeyleri sindirmeye hazırım. Melih'in yeni evini, "orta oda"nın yeni evine tekabül eden yerinde oluşan boşluğu, Nilsu'nun gidişine 1 ay kalmış olduğunu... Her değişkeni. Kabul etmek zorunda olduğumu, hayatın beni en zorlayan bu kısmıyla yüzleşmekten başka çarem olmadığını kabullendim.
Ve garip. Tam bütün egolardan arınmaya başladığın, ya da en azından minimuma indiğini sandığın, sırf gerçekten merak ettiğin ve değer verdiğin bir insanla, diğer insanlardan kesinlikle çok farklı olduğunu sandığın yani -ne bileyim en sevdiği çorbayı çok az kişinin bildiği- bir ilişkin, günlük konuşmaları geçmek gerektiği gerçeğiyle yüzeyselleşebiliyor. Dediğim gibi işte. Aslında bunda garip olan bir şey yok. Olması gereken bu. Her şey yolunda. Kızacak kimse yok. Sindirmeye hazırım. Sindirmem gerek.
-Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez.
Bu paragrafı geçen sene Ağustos ayında yazmışım. Kaçamayacağımın bilincindeydim. Bu günlerin geleceğinin, bütün değişikliklerin gelecek kaygısıyla beraber kombo yapacaklarının bilincindeydim. Bir yıl olmuş. 3 yıl olacak. 10 yıl olacak. Bu farkındalığın yanında gelen naif üzüntüde, yüzleşme ihtiyacının yanında gelen anlamsız şaşkınlıkta bir değişiklik olacak mı?
-Sanmıyorum.
14 Ağustos 2014
Hayatımın bundan sonraki kısmı beni endişelendirmeye başladı. Her şey değişmeye başlıyor. Henüz bana çok vurmadı ama çevremde başlayan bu değişimler dalga dalga geliyor, biliyorum. Başa çıkmakta en zorlandığım ve rahatsızlık duyduğum şey keyif aldığım, bana huzur veren bir şeylerin değişmesi. Bu benden uzakta yaşayan ve sadece beraber olduklarını bilmenin bile beni mutlu ettiği bir çiftin ayrılması olabilir. Bir dostun uzaklara gitmesi olabilir. Birilerinin benim çok sevdiğim evden taşınmaları olabilir. Bu değişiklikler direkt benimle ilgili olduğunda delirecek gibi oluyorum. Dalga dalga gelen gelecek kaygılı değişiklikler de beni bulunca ne yapacağım? İçim çok sıkılıyor bunları düşündükçe. Hayat ne salak. Yaşayıp yaşayıp "işte şimdiye kadarki en iyi zamanlarım bunlar!" dediğimiz bir zaman dilimi belirlesek. Ve geri kalan kısımda orda kalsak. Böyle bir paralel evren varsa ordaki Bilge'yi ölümüne kıskanıyorum. Orospu! Hasiktir şu an ağlamaya başladım amınakoyayım. Sinirlerim baya bozuk çocuklar. İstemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Kimse gitmesin, kimse değişmesin, evler aynı kalsın, duygular, sokaklar, saçlar, arabalar.
Seğmenler'e, Bilkent'e ve birkaç başka yere daha gittim. Nilsu ve Öykü'yle, Duygu, Merve ve Reyyan'la, Hacerle, ve Melih'le görüştüm. Bütün değişiklikleri ve kabul etmem gereken şeyleri sindirmeye hazırım. Melih'in yeni evini, "orta oda"nın yeni evine tekabül eden yerinde oluşan boşluğu, Nilsu'nun gidişine 1 ay kalmış olduğunu... Her değişkeni. Kabul etmek zorunda olduğumu, hayatın beni en zorlayan bu kısmıyla yüzleşmekten başka çarem olmadığını kabullendim.
Ve garip. Tam bütün egolardan arınmaya başladığın, ya da en azından minimuma indiğini sandığın, sırf gerçekten merak ettiğin ve değer verdiğin bir insanla, diğer insanlardan kesinlikle çok farklı olduğunu sandığın yani -ne bileyim en sevdiği çorbayı çok az kişinin bildiği- bir ilişkin, günlük konuşmaları geçmek gerektiği gerçeğiyle yüzeyselleşebiliyor. Dediğim gibi işte. Aslında bunda garip olan bir şey yok. Olması gereken bu. Her şey yolunda. Kızacak kimse yok. Sindirmeye hazırım. Sindirmem gerek.
-Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez.
Bu paragrafı geçen sene Ağustos ayında yazmışım. Kaçamayacağımın bilincindeydim. Bu günlerin geleceğinin, bütün değişikliklerin gelecek kaygısıyla beraber kombo yapacaklarının bilincindeydim. Bir yıl olmuş. 3 yıl olacak. 10 yıl olacak. Bu farkındalığın yanında gelen naif üzüntüde, yüzleşme ihtiyacının yanında gelen anlamsız şaşkınlıkta bir değişiklik olacak mı?
-Sanmıyorum.
14 Ağustos 2014
Hayatımın bundan sonraki kısmı beni endişelendirmeye başladı. Her şey değişmeye başlıyor. Henüz bana çok vurmadı ama çevremde başlayan bu değişimler dalga dalga geliyor, biliyorum. Başa çıkmakta en zorlandığım ve rahatsızlık duyduğum şey keyif aldığım, bana huzur veren bir şeylerin değişmesi. Bu benden uzakta yaşayan ve sadece beraber olduklarını bilmenin bile beni mutlu ettiği bir çiftin ayrılması olabilir. Bir dostun uzaklara gitmesi olabilir. Birilerinin benim çok sevdiğim evden taşınmaları olabilir. Bu değişiklikler direkt benimle ilgili olduğunda delirecek gibi oluyorum. Dalga dalga gelen gelecek kaygılı değişiklikler de beni bulunca ne yapacağım? İçim çok sıkılıyor bunları düşündükçe. Hayat ne salak. Yaşayıp yaşayıp "işte şimdiye kadarki en iyi zamanlarım bunlar!" dediğimiz bir zaman dilimi belirlesek. Ve geri kalan kısımda orda kalsak. Böyle bir paralel evren varsa ordaki Bilge'yi ölümüne kıskanıyorum. Orospu! Hasiktir şu an ağlamaya başladım amınakoyayım. Sinirlerim baya bozuk çocuklar. İstemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Kimse gitmesin, kimse değişmesin, evler aynı kalsın, duygular, sokaklar, saçlar, arabalar.
18 Temmuz 2015 Cumartesi
Ev'in tanıdık huzuru bir yana, neden burada yaşayamayacağımı unutmuştum, yine hatırladım. Bu konuda gerçekten çok unutkanım ya. Garip. Ne yapacağım o kadar belli değil ki. Birkaç ihtimal var. Hepsi de benden bağımsız gibi. Gerçekten de mezun olmak, doğmaktan sonraki en büyük travma. Ve en azından şu son dönemimi bir daha yaşamayı o kadar çok isterdim ki. Anlatamam. Anlatamıyorum zaten. Çünkü anlamıyorum. Bile.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
