29 Haziran 2015 Pazartesi

İstanbul'daki ikinci haftam. İlk defa bu kadar uzun süre kaldım. Dün Pride'a gittik. Uzun süredir polis şiddetine maruz kalmamıştım. Arada böyle hatırlatmalar hafızayı taze tutmak açısından iyi olabiliyor. mu? Polis meydanı dağıttıktan sonra ara sokaklara kaçıştık ve küçük gruplar olarak tekrar toplandık. Aslında epey eğlendik diyebilirim. Sanki küçük küçük sokak partileri vardı.

Bugün kabak yemeği ve ütü yaptım. Aslında içinde bulunduğum durumdan hoşnutum çünkü bir procrastination kanseri olarak -her şeye üşenme ve yataktan asla çıkamama- bana kendimi bilişsel davranışçı terapileme fırsatı doğmuş oldu. Yani bütün gün yatıp film/dizi izlemek yerine yataktan çıkıyorum, çıktığım yetmiyor bir de odadan çıkıyorum, üstüne bir de yemek filan yapıyorum, kitap okuyorum, akşamında da dışarı mışarı çıkıyorum. İnanılmaz. Eski Bilge'nin dünyasında gün 24 saat değildi sanki. Eski Bilge ne ya ayrıca? Saçmalama.

Bir de yemek yapmanın ne kadar overrated bir şey olduğuna değinmek isterim. Annem senelerce ayak altında dolaşma, diyerek beni mutfaktan kovalayıp sonra da yemek yapmayı bilmediğim için sitem edip durdu ve fakat isteyince yapılıyormuş, nedir yani.

Bunun yanında kaçan hevesler var. Heves kaçması değil de belki de kafada defalarca düşünülüp tekrarlanan şeyin zamanla anlamsızlaşmaya başlaması. Buna engel olunması lazım. Ama benlik bir şey değil gibi pek.

-Bilkent'i çok özlüyorum?

26 Haziran 2015 Cuma

Bakınız şimdi durum şu;

Merve Amsterdam'da bir festivalde. Osman Romanya'da bir festivalde. Sena akşam Londra'ya gidiyor. Nilsu şu saatlerde Brezilya'ya gidiyor. Meltem 2 gün önce Almanya'ya gitti. Ben de psikolog olarak başvurduğum anaokulunun müdürü beni stalk'larsa diye twitter hesabımı protected yapıp facebook cover fotoğraflarımdaki ahlaksız ve politik şeyleri gizlemekle meşgulüm.

-ha akşama da halama iftara gidiyorum. onu unutmuşum.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Eskiden, lise son zamanları filan, "tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset" işine baya takmış; tanrıyı güldürmeme yolunu tanrıyla iletişimi direkt olarak kesmekte bulmuştum. Ama insan silemediğim gibi tanrı da silemiyorum tabii ki. Hayatıma, tepemde her planıma ve hayalime kahkahalarla gülen bir tanrı gezdirerek devam ediyorum. Gülmek güzel şey. Çok düşünmemek lazım.

Ankara'yı apar topar bırakıp gelişim içimi burkuyor. Ankara'da yapacak işlerim olduğundan değil. Birkaç güzel insanla daha çok vakit geçirmek istiyordum. Belki Seğmenler'de sarhoş olmak, kampüste biraz daha yuvarlanmak. Gibi şeyler. Her şeyin belirsizliklerle dolu oluşu baş ağrısı gibi bir şey. Yine de her geçen gün huzur oranım biraz daha artıyor. Bu iyi.

Belirsizlikler dedim ya işte. Elimdeki belirsizlik deryası içinden yalnızca bir tanesi benim sonuca erdirebileceğim bir şeydi. Ben de bir el attım fakat büyük ihtimalle zaman aşımına uğrayıp havada süzülerek yok olacak. Bunu istemem. Ama elimden fazlası gelmiyor.

-ablamın yanına taşınıyorum, sanırım. galiba. bilmiyorum.

16 Haziran 2015 Salı

Annemle karşılıklı ilk sigaramızı içişimiz, bu akşamları yağmurlu gündüzleri pek sıcak İstanbul Haziran'ına denk geldi. Kendimde kendimden beklemediğim bir güç, güç değil de enerji mi, bilemiyorum, öyle bir şeyler var. Kendimdeyim de. Zamanımı pamuk ipliğine bağlı meseleler üzerine düşünerek geçiriyorum. Ulaştığım sonuç: Her şey. Fakat bu domino taşı işinden pek hoşlanmıyorum.

-bazıları hiç delirmez.

13 Haziran 2015 Cumartesi

Zamanında mezun olmakla ilgili tek motivasyonum zamanında kep atıp ailemi mutlu etmekti. Zamanında kep atıp ailemi mutlu ettim.
Yarın filan fotoğraf koyarım belki buralara.
İçimde bir burukluk var. Salak bir tat var. Ağzımda. Kulağımda bir şeyler. Karnımda bir ağrı.
Uyusam daha iyi gibi.

12 Haziran 2015 Cuma

Hiç böyle hayal etmemiştim, dediğim şeylerin sayısı biraz fazlalaştı. Bu işte bir sıkıntı var sanki. İçimin nedensiz sıkılması yerini geçerli sebeplere bırakıyor. Tek çözüm zamanı ileri ya da geri almakmış gibi. Bulunduğum zaman diliminde hiçbir şey iyiye gitmiyor. Yarından sonra hayatımda neler olacak? Bunlar mezuniyet serzenişleri değil. Buralarda paylaşamayacağım şeylerle baş etmeye çalışıyorum, ve midem bulanıyor. Biraz da algılamaya çalışıyorum. Nedensiz iç sıkılmalarım bile yeterince haklıyken, şimdi ne yapsam, ne yapsam acaba.

Elimde üzülmek için birkaç şey var. Bazen hepsini birbirine bağlayabiliyorum. Çünkü psikologum ya hani, 10 gün mü oldu sahi? Neyse. Bazen de sıraya koyup öyle üzülüyorum.

Genele yayarsak da sadece duruyorum gibi aslında. Harekete geçersem etraftaki bütün camlar kırılacak.

-mış gibi.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Konuşulacak çok şey var gibi ve hiç zaman yok gibi.
Zaman var da pek işime gelmiyor gibi
Öyle de değil de,

ne demiş şair;

ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam.

Ki tam olarak böyle de değil.

-gibi.