27 Nisan 2014 Pazar

"semtimizin bir tanesiydi Müjgan, saçları sırtına kadar sırma sırma dökülür,
elleri ufacık, gözleri dört defa lacivert.
ve her ne hikmetse o da bana gönüllüydü.
öyle bir sevdim ki Müjgan'ı dünyamı şaşırdım, haddimi bilemedim,
evleniriz gibi geldi bana. 
evimiz, yuvamız olur, ışığımız yanar, fakir soframız kurulur gibi geldi. 

sahil bahçesinde gazoz içerekten gizli gizli mal-i hülya kurardık. 
sonra da çarşılara giderdik. 
eşya beğenirdik elden düşme; aynalı konsolumuz topuzlu karyolamız bile olacaktı. Müjgan’ın her an her bi daim yanında olacaktım ama olmadı, gitti. nereye mi ? paraya gitti abicim paraya...

nasıl da sevmiştim yıllarca ben seni
her akşam bekledim yollarını
elbet bir gün biz yuva kurarız derken 
duydum evlenmişsin sen zengin bir gençle
zengin olsaydım sensiz kalmazdım 
her an düşünüp seni hiç ağlamazdım 
param olsaydı aşkım kalırdın 
seve seve yanımda benimle yaşardın 

nikah resimlerimizi de çektirdik. 
sonra karpuzcu raşit ağabeyinin kayınbiraderine borç ederekten nişan yüzüklerimizi de yaptırmıştık. 
ama Müjgan takmadı bunu takamadı uçuverdi elimden. 
meğer gizlice altın bir kafes bulmuş kendine. 
Müjgan’ın gelinliğini hususi diktirmişler, benim gibi kiralık tel duvak almaya kalkışmamışlar. 
öyle sevindim ki. mesut ve bahtiyar olsun diye dualar ettim. 
müjgan gibi ben de birbirimize ettiğimiz sözleri ettiğimiz yeminleri unuttum. 
bir daha mahalleye gelmedi müjgan, gelemedi. bizim dar ve eski sokaklara otomobili sığmıyormuş dediler. 
senede birkaç ay zaten avrupa’daymış dediler. 
zaman şifalı bir ilaçtır unutursun dediler, unuttum ben de. 
hiç aklıma gelmedi. hatırlamıyorum bile müjgan’ı. hatırlamıyorum

öptüğünü düşünüyorum dudak yerine parayı 
para için açar mı sevişenler arayı 
madem para mühimdi al koluna parayı 
çantana da koy aldığın o kocayı 
zengin olsaydım sensiz kalmazdım 
her an düşünüp seni hiç ağlamazdım 
param olsaydı aşkım kalırdın 
seve seve yanımda benimle yaşardın"

26 Nisan 2014 Cumartesi

Öyle bir uyuyacağım ki şimdi
bütün uykularınızdan utanacaksınız.

18 Nisan 2014 Cuma

"Don't tell anybody anything. If you do, you start missing everybody."


14 Nisan 2014 Pazartesi

Duygu'yla 30 Nisan'da İstanbul'a gidiyoruz.
Hava güzel olmazsa yeryüzündeki herkesi tek tek tokatlarım.

6 Nisan 2014 Pazar

Bugün 10 buçukta buluşup cognitive neuroscience çalışacaktık. Çalışmaya başladığımızda saatler 13:20'yi gösteriyordu. Dedik ki zor chapter'dan başlayalım. İyi de yaptık aslında. Bir ara Öykü telefondan ses kaydı alıyordu çalışırken. Sonra ses kaydını unuttuk ve psikoloji bölümünün önde gelenleriyle alakalı çılgın dedikodulara daldık. Her an tapemiz düşebilir yani. SİYASİ GÖNDERME :D:d.d :(

Beynim kulaklarımdan akanda birkaç saat daha çalışıp uyuyacağım. Fakat lakin ki national geographic'te şu an paralel evrenlerle ilgili bir belgesel var. Beynimde kalan son yerleri bununla mı yoksa sınav konularıyla mı doldursam emin değilim. BEYİN ÖYLE Bİ ŞEY DEĞİL SALAQ. Şimdi size long term memory filan anlatırdım ama anlamazsınız faqirler. Şaka şaka anlarsınız bi sik yok.

edit: Paralel evren belgeseli yerini 2. dünya savaşı belgeseline bıraktı ve taşaklarından vurulan bir adamı dinlerken dalmışım. BIRAKIN DA GİDEYİM.

4 Nisan 2014 Cuma

4 gün
4 ödev
3 sınav
1 quiz

Azraailim bu canımıı al bu gecee al ya da giit ooy.

30 Mart 2014 Pazar

Yine durduk yere kış geldi. Hem de çok geldi. Çok üşüdüm. Sonra aradığım kot gömleği buldum. 90'lar kot gömleği. Sonra dedim ki oy vermeye bununla gideyim, uğur getirsin, Mansur başkanıma pozitif enerci getirsin.

İki hafta diyet yaptım. Merve'nin yazdığı diyet listesine neredeyse tamamen uydum. Bugün dedim ki sikerler. Bu kararımı kahvaltıda paçanga böreği, öğle yemeğinde kokoreç, akşam yemeğinde çikolatalı pasta yiyerek kutladım. Kokoreçimden kocaman dev bir parça metal tel çıktı. Boğazıma saplanmadan fark ettiğim iyi oldu. Hesabı ödemekten yırtıp kokoreç ve bira paramla gömlek aldım. Fair enough.

Çok kötü bir his olarak odada otururken "gidip acıcık da bağamlarla oturayım" diye düşünmek ama bir şeylerle meşgul olmaktan kalkamamak ve tam gittiğinde anne baba herkesin çoktan uyumuş olduklarını fark etmek, bu akşam da aileyle oturma şansını kaybetmiş olmak. Valla bok gibi bir his.

Çok kötü kış geldi gibi oldu.