1 Aralık'ta işe başlıyorum... Her ne kadar kendimi freelance camiasına ait hissetsem de, alışkanlıklarımla iç içe geçen gelecek kaygım daha fazla gebeşmeme izin vermedi... United Nothing isimli güzide kuruluşun bir başka lacivertinde görevimi ifa ediyor olacağım.
Bu süreçte gittiğim yerler sıralı tam liste: İstanbul-Kaş-Urla-Göcek-Ordu-Çeşme-Urla-Kemer-Olympos-Küre Dağları-Küre Dağları-Olympos-Olympos
Evet... Önceki yazımda bahsettiğim gibi 2 hafta önce Likya Yolu'nun Adrasan-Olympos rotasını yürüdük ve best of'larım arasına giren bir tatil oldu. Sonra Olympos'u o kadar sevdim o kadar sevdim ve bu hislerimi Nilsu'ya anlatırken HAFTAYA DA BERABER GİDELİM? demesinin üzerine geçtiğimiz hafta sonu tekrar Olympos'a gittik. Nilsu'yla ilk baş başa tatilimizdi ve tabii ki de kusursuz geçti. Genel olarak yemek yemek ve denize bakmak temalıydı.
Olympos benim için şu an dünyanın en güzel yeri falan olabilir (Ankara'dan sonra..) Muhtemelen yalnızca off season'ında... Orada bana aşırı iyi hissettiren bir şeyler var. Yani zaten aşırı güzel bir yer, ama bundan bahsetmiyorum. Tekrar kavuşmayı iple çekeceğim. Mümkünse en kısa sürede, Nisan-Mayıs'ta falan. Acaba "yaş 35 yolun yarısı eder" doğum günümü Olympos'ta kutlamak mı? Olympos derken Çıralı'yı da kast ediyorum he. İkisi aynı şey gibi bi şey işte.
Acaba sabah kalkıp giyinip işe gidip akşama kadar ofise otur otur oturmak ve geri eve dönmek yeniden nasıl hissettirecek... Aslında çok ama çok az özlediğim de bir rutin. ASLINDA GÜZEL BİR ŞEY. (benim rasyonalizasyon perileri)
Her neyse.
Ne kadar zor olabilir ki.
Hallederiz.
Bu arada tabii ki bahsettiğim Likya yürüyüşünün
vlog'unu yükledim. Evet artık drone uçuruyoruz. Prodüksiyondaki gelişmeler drone'dan tutun da telefonla çekmek yerine bir kamera edinmeye kadar gidebilir, SÜRPRİZ OLSUN....