3 Ocak 2025 Cuma

Merhaba!

2025 olduk! Nasıl olduk, bence güzel olduk. Yılbaşılarını çok seviyorum, pek çok kişi gibi. Aralık ayı xmas neşem geliyor, ecnebiymişim gibi. Sanki yılın bu zamanı ailemle harika anılarım varmış gibi, babam evi süslememize izin veriyormuş gibi, arka koltukta giderken başka başka evlerin süslerine imrenmemişim gibi. Bizim de evimiz neşeleniyormuş gibi. Veyahut da bütün bunlar hiç olmadığı içinmiş gibi.


Nedeninin önemi yok, seviyorum işte. Aralık ayında kırmızı çuraplar giymeye başlamayı, kuzey avrupa hygge’sini Ankara ayazına itelemeyi, mumlar yakmayı ve de minik sıcak şeyleri. Kışın geri kalanı bir rezalet zaten, burası da tam tersine bir festive.


Bu sene, geçen sene varlıklarından bile bihaber olduğum ama artık yavaş yavaş tanımaya başladığım, aynı benim önemsediğim minik detayları önemseyen tatlış bir aileyleydim. Beni aralarına aldılar ve harika sofralarda sohbetler ettik ve de hediyeleştik. Minnettarım.


Herkese mutlu yıllar!



26 Aralık 2024 Perşembe

Merhaba!

Az once bir bakkal devir ilani gordum. 

Kendi isini yapmak isteyene firsat 
4-5 ayda kendini amorti eder 
Hazir kurulu market isi ve konumu guzel yakininda bakkal market yoktur 
Dukkan 15 m2 dir 
Dukkan kirasi cok uygun 4 bin tl 
Celik raflar yeni degisti 
Kamera yeni takildi 
Gunluk ekmek satisi 130 150 
Gunluk ciro 6 bin 8 bin arasi 
Organik yoresel urunler zeytinyagi 
Bal pekmez pirinc satisi guzel 
Sabahlari pogaca satisi vardir 
Hangi urunu koyarsan satiyor 
Dukkan önü tamamen dukkana ait 
Manava talep cok dukkan önü degerlendirilip ciroyu fazlasiyla arttirir 
Tek oldugum icin ve arac olmadigi icin manav isiyle ilgilenemiyorum
Sadece patates ve sogan satisi var 
Ayda 5-6 palet 5lik su satisi var 
Dukkani devrediyorum diye mal alimini kesmedim hala aktif toptancilarla calisiyorum 
Devretme sebebim resmi kurumda calisiyor olmam aksam 6 Dan sonra ise gidiyorum 6 Dan sonra babam bakiyor 
Alan kisi gercekten gecimini fazlasiyla saglar 
Bos dukkanlarla karistirmayin lutfen Istenilen devir parasi dukkan icindeki demirbasiyla mallarin tamamidir

bir an kendimi her seyi birakip, su an isleten kisinin market dedigi ama bence bakkal olan bu yeri devralmis olarak hayal ettim. Surekli cikolotali gofret yer, home office yok diye dertlenir dururdum. Mahalledeki herkesi tanirdim. Yaz aksamlari full dukkanin onunde otururdum. Biraz konsepti degistirip ara sira parti verir, onunde ufak atolyeler yapardim. 

Yok yok, sevmedim, benlik degil. Ama bir arkadasimin olsun isterdim. Ara sira o yokken ilgilenmek, manavdaki marullari islamak... Fena olmazdi.

17 Aralık 2024 Salı

Merhaba!

Gecenlerde gordugum Kizilay'dan Sam'a metro hatti ruyasindan sonra olanlara bakin... Ortadogu'da kartlarin yine ve yeniden dagitilacagini hissetmisim or what? 

Kasim depresyonumu TA break'ti, Likya'ydi falan derken gecistirdim. Aralik desen yeni ekip, christmas ve yeni yil nesesi filan oyle gecmekte. Ocak ve sonrasini da bi sekil hallederiz be Bilgis.

Etrafimda bir suru kopek dostum olmaya basladi. Oncelikle tabii ki Ezgi'nin cocugu Hizir (gecen sene bende 5 gun kalmisti, ilk defa bir kopekle bu kadar vakit gecirmistim, gece uyurken buyuk kasik oluyor), sonra Mert'in kopegi canim oglusum Bowie, beni asiri gulduruyor, ve de Nilsu'nun yeni sahiplendigi dunyanin en tatli salagi Ponyo. Kopek sevgisinin baska bir seviye oldugunun farkindayim. Ve hep dog person oldugumu biliyordum. 

Bu sabah sosyal medyayi aktif kullanmaya calisan cringe klinik psikologlara sovuyorum. Filtreli selfie cekmis, altina duygusal farkindaliklar bizi bilmem ne yapar yasasin mindfulness falan gibi asiri populer siktiri boktan bos bilgiler yazmis, sonuna da #psychology #therapy falan eklemis. Bunlardan tonla var da, ben beraber okudugum tiplere soyle bi baktim, neredeyse hepsi boyle. Bi tanesinin boyle bir mal olacagi ta en basindan belliydi gerci, hic sasirmadim. Icerik uretip takipci ve bu sayede gorunurluk ve de danisan kazanmak istemenizde hicbir sakinca yok da, cringe selfie'lerini kisisel hesabinizda mi paylassaniz?

"Sana ne be sen kendi isine bak"

Ne munasebet? Ben sosyal medya uzmaniyim! Tam 15 yildir BLOG YAZIYORUM....

5 Aralık 2024 Perşembe

Cocuklugum, ergenligim ve young adult'ligim ve bugun adult'ligimda bana bok gibi hissettirdiklerinde asla kotu hissetmeyen ama simdi kendileri bok gibi hissettiginde benim kotu hissetmem. Olgunlasmamis ebeveynlerin yetiskin cocuklari. Cocuk olan bendim ve de bizdik.  

"insanin cocugundan isittigi sozun baska herhangi birinden isittigi sozden cok daha agir oldugunu, daha once annelerden defalarca duydum. Halbuki sozun, bir baskasindan degil de "evlat"tan geldigi takdirde ann-baba tarafindan "cok agir" olarak algilanmasi, anne babanin cocugun soz hakk olduguna, kendisine karsi cikma hakki olduguna, cocugun kendisine ait duygulari, dusunceleri olabilmesi hakkina asla inanmamasindan gelir. Gercekten kirilgan olan, hassas olan, her seyi misliyle yasayan, her sozden ve davranistan onun misliyle etkilenen yetiskin, yani anne-baba degil, cocuksa, bu durumun tam tersi olmasi, yani anne-babanin cocuga soyledigi sozun cok agir, cocugun anne-babaya soyledigi sozunse anne-baba tarafindan cok daha kolay tolere edilebilir olmasi gerekmez mi?"

Gerekir. Tabii anne-baba yetiskin olabilmisse. 

21 Kasım 2024 Perşembe

Merhaba!

Rüyamda Kızılay'dan Şam'a metro hattı vardı. 1-1.5 saat sürüyormuş. Basketbolcu bir arkadaşım Şam takımına girmiş ve İŞE günübirlik gidebiliyormuş bu sayede. Sonra meğer Şam değil Deyrizor'muş. Bu sefer endişeleniyoruz biraz. Video'lar görüyoruz, Kızılay'a benziyor her yer.

Dün akşam komşum eczanemden desmont ilaç alacaktım. İçeri girdim, eczacım amca bey yaşlarında başka biri de içerde bir taburede oturuyordu. Merhaba, dedim, desmont alabilir miyim? Diğer adam dedi ki, desmont, levmont'un arkadaşı.. Belli ki eczacı komşumun eczacı arkadaşıydı, ya da benim gibi yüz yıllardır alerjisi olan biri. Çıkarken teşekkür edince de YOU'RE WELCOME filan dediler arkamdan. Hınzır bir ikili.

Adam "desmont... levmont'un arkadaşı.." diyince şey diyesim geldi; arkadaşlık mı.... desmont'un yerinde olsam o kadar emin olmazdım.... 

Arkadaşlıklara dair stres verici olayların seneler önce bitmesi gereken bir yaştayım ama kendim kaşındım diyebilirim. Zira bu arkadaşlıkların bu kadar uzamasında payım büyük. Beni zaten salmaya çok müsait ve yanlarında tam olarak güvende hissetmediğim birilerinin yakasına yapışıp bu ilişkileri sürdürmeye çalıştığım için, günün sonunda olanlara çok da şaşırmamalıyım herhalde. Ya da bilmiyorum, hak etmiyorum ve hak etmiyorlar. Bu bir hak ediş meselesi mi, o da değil. Her neyse. Sonuçta bir katliam yaşandı. Baş etmem biraz zor olacak.

Kabul.
 

18 Kasım 2024 Pazartesi

Merhaba!

Önceki yazımda bahsettiğim gibi Likya Yolu ile ilgili yazımı yazmaya geldim!

Outdoor sevgilimin ortaya attığı lafı benim de sahiplenmemle başlayan bir plandı. Baya aylar önce konuşmuştuk belki ama benim hayatımdaki tek kamplar festival kampları veya duşlu muşlu camping'ler olduğu için tam da bilemiyordum. Aslında bunu da Haziran ayındaki Kapadokya kampımızda aşmıştım, beraber iki farklı yerde free camp yaptık. Likya gezisine kadar o kampı kendimce wow falan zannediyordum da şimdi düşününce hiçbir şey değilmiş....  Ama ilk outdoor maceram olduğu için kalbimde yeri hep ayrı olacak. Çocukken dev sırt çantalı outdoor insanları görünce aşırı cool bulur, gözlerimi alamazdım. İŞTE O ÇOCUK ARTIK BÜYÜDÜ VE HIKING'E GÖNÜL VERDİ...

Neyse, Likya Yolu planımızı benim boş olduğum o 1 aya denk getirmeyi düşündük hem mevsim uygunluğu hem benim kafa rahatlığım açısından. Birkaç kere salsak mı acaba yeaa falan dedik ama birbirimizi gaza getirip planı yapıverdik.

Önce bir sürü video izleyip gaza geldik. Rota araştırmaları yaptık ve malzemeleri toparladık. İlk defa bir hiking ayakkabım oldu ve birkaç kere Decathlon gezileri düzenledik. 5 kasım günü yola çıkıp Bowie,yi Urla'da bırakıp bir gece kaldıktan sonra 6 Kasım sabah 5'e doğru Urla'dan yola çıktık. Saat 10 gibi sürekli video ve fotoğraflardan gördüğümüz Likya Yolu tabelasının olduğu yerdeydik. Ovacık oluyor orası. Benim çantam 11, Mertin'ki 14 kiloydu... Mert wikiloc diye bir hiking uygulaması kullandığı ve rotalar orda çok clear olduğu için yapmam gereken tek şey yürümekti ve bunu yapabileceğimi biliyordum. 1 yaşımdan beri yürümeyi biliyorum sonuçta, right?

Planımız ilk gün Ovacık-Faralya, 2. gün Faralya-Alınca, 3. gün Alınca-Ge idi. Her biri 14-15 km filan ediyor. 4. gün de bakarız filan diye konuşmuştuk. 

İlk 1 saati filan eğimsiz denebilecek tatlış sağ tarafında müthiş Ölü Deniz manzarasının olduğu yerlerden geçiyor. Sonra yavaş yavaş tırmanmaya başlıyorsunuz ve yamaç paraşütü yapan insanlar tam dibinizden geçiyor. Tırmanmaya devam ediyorsunuz ve 2 saat falan asla bitmeyen bir tırmanış bu. Nefes ve su molaları vererek devam ediyoruz. Öğlen 1 gibi bir yerde durup gözleme yedik. Sırtım aşırı ağrımıştı ama bu challenge garip bir şekilde hoşuma gidiyordu. Belirlediğimiz hedeflere ulaşmak, yenilerini belirleyip onu aşmak falan harika bir his. Gözleme molamızdan sonra devam ediyoruz. Sırt ağrım çok artıyor ve artık inişe geçmemiz gereken yerlere geliyoruz. İnişin çıkışlardan daha zor olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorum çünkü bu sefer de ayak ağrılarım başlıyor. Bir ara durup ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkartıp, crocs'larımla bekledim. Aşırı iyi geldi. Yürümeye devam ediyoruz. 

Nehirlerinüzerindenağaçlarınarasından, taşlar, kayalar, keçiler ve çiçekler. 17:30 gibi Faralya'da Kelebekler Vadisi manzaraları o yere çadırımızı kurduk. Öyle harika bir gün batımı oldu ki, anlatabilemem. 

Çadırın biraz gerisinde, gezginler ve turistler kullansın diye evinin dışına tezgah, duş ve tuvalet yaptırmış olan bir köy evi vardı. Orada duşumuzu aldık ve çadırda yemeğimizi yiyip voltaren çakıp 20:30 gibi bayıldık.

Sabah ağrılı uyanmaktan korkuyorduk ama aşırı iyi uyandık. Sürekli son anda aldığımız şişme matları övüp kendimizi kutladık. Hazırlandık, yine gözlemeli ballı mallı bir kahvaltı yaptık ve yola devam ettik. Wikiloc uygulamasında takip ettiğimiz rota yükselikleri de gösteriyor ve ikinci gün daha da tırmanmalı bir gün olacağı belliydi. 

Önceki gün sırt ağrılarımdan falan etrafa fazla odaklanamamıştım ama ikinci gün bedenimin alışmasıyla güzellikleri daha net görmeye başladım. Normalde kıyılarında tatil yaptığımız, sahilden bakıp DAĞLARA BAK BEH dediğimiz dağları tırmanıyorduk. 

Hava harikaydı ve yürüyüp yürüyüp arkana bakıp kat ettiğin yerleri görmek inanılmaz keyifli. Bugün main molamızda yemek yiyeceğimiz bir yerleşim yeri olmadığı için üzerine kurulunabilecek bir kayalık alanda önceden aldığımız protein bar, hurma, kuruyemiş falan yedik.









Yine ilk günküne benzer saatlerde planladığımız yere vardık. Çok yükseklerdeydik, ve gün batımına yine inanamadım.
Bu renkler şako mu ya?!

Çadırımızı bahçesine kurabileceğimiz bi pansiyondaydık ama yorgunluğumuz kendimizi orada bir oda tutmaya itti. Köfteli pilavlı harika bir yemek yiyip ikinci günü odada bitirdik.








Üçüncü gün dedik ki, rotada bir değişiklik yapalım, Alınca'dan 5 km falan yürüyüp Cennet Koyu'na gidelim. Öğleden sonra falan varırız, çadırı sahile kurarız, denize girer yatar yuvarlanırız. 

Alınca çok yüksekti ve deniz seviyesine inmeyi planlıyorduk. Başladık inmeye. 

İn Allah in, in Allah in, ama nasıl manzaralar, nası bi kafalar, neler neler. Cennet Koyu'na bi uzun yol vardı, bir de kısa yol. Kısa yol da uydurmasyon yol değil, baya tabelalı yine işaretli falan bir yer. Tam yol ayrımının olduğu yerde bir evimsi yapı vardı. Bahçesinde iki nefeslendik, adama yolu sorduk. O taraftan gidebileceğimizi, yolun biraz dik olduğunu ama Suriyelilerin geceleri Yunanistan'a kalkacak olan botu yakalamak için bu yolu kullandıklarını falan söyledi. Biz de e iyi madem dedik, başladık yürümeye. Aşırı kaygan bir zemin, ve diğer indiğimiz yerlerden daha dik. Mert önde, ben arkada, adım atınca yuvarlanan taşların diğer kayalara çarpa çarpa yuvarlanması o kadar uzun sürüyor ki, GERGİNLİK. Ara sıra fıtı fıtı diye müthiş dengeli bir dağ keçisi beliriyor uzaklarda, bize nispet yapar gibi saçma sapan kayaların üzerinde duruyorlar.

Böyle azıcık daha indik derken bu yol yol değil. Benim bi tur ayağım kaydı ve götümün üstüne oturdum. Oradan sonra bana yavaş yavaş bir sinir bozukluğu geldi. Yok yani, yapabilecek gibi değilim. İkimizden birinin yuvarlandığını falan düşünmekten adım atamıyorum. Başladım ağlamaya.... Literally oturdum ağlıyorum. Başım falan dönmeye başladı, ne önümü ne arkamı dönebiliyorum. Zaten 10 kilo çantaylayım, dengem mengem iyice fenalaştı. Mert dedi ki haydi geri dönelim o zaman bu yolu kullanmayalım. Bu sefer de indiğim kadarını nası çıkacağımı düşünerek fenalaştım. Mert dedi ki sen burda otur, çantamı bırakıp geliyorum. O gitti. Allahın dağında kayaların ortasında beni oradan yalnızca bir HELİKOPTERİN KURTARABİLECEĞİNİ düşünüp ağlayarak bekliyorum sjfhj. Sonra Mert geri geldi, benim çantamı aldı ve yukarı götürdü. Sonra tekrar gelip beni çekeleyerek çıkardı. Bize yolu anlatan adam NOLDU YEA filan dedi, biz de pek güvende hissetmediğimizi söyledik. Sonra ben rahatladım ve sümüklerimi çeke çeke yola koyuldum. Uzun yoldan devam ediyoruz, uzun yol düz, uzun yol çayırlar mayırlarla dolu. Bu sırada saat 15:00 falandı. Main molamızı yine hiçliğin ortasında beliriveren bir gözlemeci teyzede verdik. Bu arada önceki gün günün yarısı tırmandığımızı, Alınca'nın baya yüksek olduğunu ve deniz seviyesine inmeye çalıştığımızı hatırlatırım. Şimdi uzun yolun inişleri başlamıştı. Lan yürü yürü bitmiyor, in in in bitmiyor. Yani saatlerce iniyoruz, ama denize hala aşırı yükseğiz. Bizim Cennet Koyu'na erken varma işi güneş batmadan varırız inşo'ya döndü. Bu arada yine saçma sapalak yerlerden falan geçiyoruz ama o delirdiğim yer gibi sıkıntılı yerler değil. Sonra ufak bi rotadan sapma yaşayıp bu sefer de çalıların beni sarmalayıp ilerletmediği, sanki çantamı çalmaya çalışan manyak çalılar evreninde sıkışmışım gibi arkaya doğru çekelenip durduğum bir noktada da bir ufak ağladım ama oradan da kurtulduktan sonra full yürüyerek, son 15 dakikasını kafa lambalarıyla güneş tam battığında tamamladık.

Cennet Koyu'na indiğimiz an hava kararmıştı ama son hafif kızıllıklar var, koyta tek tük kamp atan birileri,  8 saattir falan tepeden gördüğümüz koyun içinde olmak, hem sinirlerim aşırı bozuk, hem yorgunluktan geberiyorum hem aşırı mutluyum falan, harikaydı.

Sonra biraz yukardaki camping'e çıktık çünkü duş, tuvalet ve yemeği hak ettiğimiz asıl gündü. Bir 15 dk falan daha tırmandıktan sonra campinge geldik. Sandalyeye oturdum ama nasıl bitiğim biliyo musunuz, böyle bir bitiklik olamaz. Sıcak su olmadığını öğrendik, duş muş almadık ama pek de umurumda değildi o an. Ev patatesi köfte ve ayran yiyip, çadırımızı kurup asıl Cennet Koyu planımızı ertesi güne ayarlayıp müthiş bi uyku çektik.

4. gün kahvaltımızı yapıp koya indik, çadırımızı oraya kurduk. Denize girdik, yatıp yuvarlandık ve hayatımda gördüğüm en iyi gün batımını izledim. Orada odun topladık, akşam ateş yaktık.

5. günümüzde sabah 10 gibi oradan ayrılıp bu sefer Kabak'a yürüdük. Yine harika manzaralardan bu seferdaha özgüvenli bir şekilde yürüdüm (artık bambaşka biriydim....) ve diğer günlere kıyasla baya mini bir yürüyüş sonrası (2-2.5 saat) Kabak'a ulaştık. Oradan minibüse binip başladığımız noktaya vardık. 4 gündür binbir çileyle yürüdüğümüz her yeri minibüsle 45 dakikada geçince insan bi şey oluyor tabii.... 

Hayatımın en farklı, en zor ve en eğlenceli tatili olabilir. Bir kere ZATEN bu kadar yolu hem de 11 kilo çantayla yürüyebileceğimi asla düşünmezdim ve bu yüzden bedenimi çok sevdim. Bunu 33 yaşımdan daha erken yapmış olmayı dilerdim. Gamsız bir yaz tatili, daha gençken, çok daha uzun süre yapılabilirdi mesela. En güzeli de hayatıma yeni bir hobi kanalı açıldı: HIKING VE TREKKING. Bundan sonra beni yürürken görürseniz tekrar bakın, çünkü muhtemelen hike eyliyorumdur..... 

Sevgili sevgilime bende bu outdoor ışığını gördüğü, beni davet ettiği, bana hiking ayakkabısı aldırdığı, beni uçurumlardan kurtardığı ve bu kadar eğlenceli biri olduğu için teşekkür ediyor, yeni maceralarımızı dört gözle bekliyorum.

KILIMANJARO'YA TIRMANICAZ ALLAHIN İZNİYLE.....

Blogspot'un fotoğraf ekleme ve yerleştirme olayının hala bu kadar korkunç olması?? Fotoğrafları anlattıklarımla alakalı yerlere koymaya çalıştım ama kim bilir nasıl yayınlanacak. 

Ve işte 2024 yılının Kasım ayında, sanki 2010'lardaymışız gibi bir blog yazısı. Hala okuyan varsa hayrını görsün. Şu gezileri bi şeylerin link'ini paylaşıp yol parasını çıkarmalı yapamıyorum ya, bana da yazıklar olsun. 

ps: İlk koyduğum fotoğraf aslında son gün, başladığımız yere gelince çekildi. O yüzden öyle ÇILGIN ve de WILD! Başlarken de aynı yerde fotoğrafımız var ama o çok masum ve tertemiz (literally temizdik). 

Cennet Koyu sinir harbimden beri de oradaki adamın koya mültecilerin de indiğini söylemesini düşünüyorum. Dolayısıyla mültecileri. Bizimki eğlenceli bir geziydi. Bütün gün yürümek, aşırı yorulmak, canımız isteyince yemek yiyip dinlenmek ve günün sonunda rahatça uyuyacağımızı ve her şeyin sonunda eve döneceğimizi bilmek. Ne zaman dinlenebileceğine dair hiçbir fikrinin olmadığı bir belirsizliğe doğru yürümek ne kadar korkunç bir şeydir, hayal bile edemiyorum. Günün sonunda bir yatağın, bir evin seni beklememesi.. 

Ne güzel keyiflenmiştik, hemen tadınızı kaçırdım ama ÜZGÜNÜM, HAYATIN GERÇEKLERİ! 

Haydi baybay.


15 Kasım 2024 Cuma

Merhaba!

Nerelerdeyim, buralardayım.

1 aydır sözleşme tipim gereği çalışmıyordum, bugün yeniden işe başladım. Önümüzdeki 1 ay başka bir birimde çalışacağım destek amaçlı. Biraz da plaza kızı olalım.

Eylül ayında Mert'le Tiflis'e gittik. Bütün gezimiz yeme içme ve sokaklarda salınma odaklıydı. Litrelerce Gürcü şarabı içtik ve kişnişten gerçekten nefret ettiğimi öğrendim. Enayi Avrupası, güzel ve ucuz bir yer. Harika restoranlarda yemek yedik ve Türkiye'deki eşleniklerinde 2 katını falan öderdik muhtemelen. Yani aslında Türkiye'nin 3-4 yıl öncesi gibiydi fiyatlar. 

Mert araştırdığımız ve bize önerilen bütün yerleri birbirlerine yakınlıklarına göre sıralayıp müthiş bir plan yapmıştı ve tıkır tıkır ordan oraya burdan şuraya girip çıktık. Hizmet sektörü çalışanlarının soru sorarsanız dayak atacak gibi tavırlarına epey kurulduk. Sovyet etkisiymiş de fakirlermiş de... Sizce umurumuzda mı??? Hayır. 















Geçen hafta da Likya yolu tatilindeydik. Onunla ilgili uzun bir yazı yazacağım ve blog'a dönüşüm muhteşem olacak!