26 Aralık 2022 Pazartesi

Merhaba!

Dönüp dolaşıp “kendine ait bir oda”ya geliyor insan. Tabii çamaşır sepeti, ütü masası, üst üste yığılmış itemler pek yardımcı olmasa da Virginia görse yine de “saçmalama kızım, daha ne?!” derdi. 

Evin bu 1 seneden fazla her şeyi ama her şeyi içerisine fırlatıp kapasını kapattığımız odasını normal bir odaya çevirmeyi epeydir düşünüyorduk ama bana yavaş yavaş gelen “bana bi masa lazım.” hissiyatını (Fulya’daki evimin en güzel yanı, büyük terası değil, odam ve masamdı mesela) daha fazla göz ardı edemeyip bir masa ve kanepe almayı ertelemeyi bırakarak geçtiğimiz Nisan’da dizginledim. 

Ailemin evinde hep bir oturma odası vardı. Babam sanırım bizi beğenmediği için salonda kendi havalı programlarını izlerken biz oturma odasında annem ne izliyorsa onunla onu izlerdik. Bazı kış akşamları hep birlikte oturma odasında oturduğumuz anılarım da var ama sanırım sebebi salonun çok soğuk olmasıydı. Oturma odası olmayan evler bana çok garip gelirdi. Hali vakti bizden yerinde olduğu halde oturma odası olmayan sınıf arkadaşlarım kafamı karıştırırdı. Biz onlardan daha mı zengindik yani? Ama onların katlamalı converse’leri vardı ve yazları her şey dahilli otellerde havuz başlarında animasyonlara katılırlardı? Gerçekten çok enteresandı. Bütün bu dünyevi zevklere sahip olup anne, baba, kardeş hepsi fakir gibi hep birlikte salonda mı oturuyorlardı? Garip. 

İşin kötü yanı ne biliyor musunuz? Konunun parayla ilgisi olmadığını fark edeli çok olmamış olması. 

İnsan “kendine ait bir oda”ya elbette ihtiyaç duyuyor duymasına da, kendisini de bu nedenle kalben anlıyorum anlamasına; babam neden bizimle hiç oturmadı?

“Belki de biz onunla oturmuyorduk?” diyen personama da cevabım hazır:  Öyle olsaydı oturma odasının yanından geçerken ya da kapısında durup bir şeyler söylerken ya da belki bizi ziyaret etmek için sağolsun 5 dakika yanımıza oturduğunda neden içimiz kıpır kıpır, onu daha fazla orada tutmak için türlü şaklabanlıklar yapıyorduk?  Pazarları evde olan babanın eve saldığı bi gerginlik hormonu var ya, bu öyle bi şey değil. Pazarları istenmediği, normal düz sıradan bir çarşamba da istenmediği anlamına gelmez. Bu da böyle biline.

Ama bu artık tortulaşmış. Babamla annem hala aynı odada oturmuyor. Ben oraya gidince benim seçimim de annemin yanından oluyor. Zaten kendi evim ve çepçekirdek ailemdeki oturma odası dengesini kurmakla uğraşırken bir de onun suratını çekemem! (HEY SAKİN OL!) 

-Buraya sadece ilk paragrafı yazmak için geldim ve konu nasıl buralara geldi anlamadım. Hem de telefondan yazdım. Kız whatsapp grubuna detaylarını sadece benim bildiğim dev bir dedikodu yumağı anlatıyormuş gibi bir hırsla. 

18 Kasım 2022 Cuma

Merhaba!

Eskiden travma rehabilitasyonu yapiyordum, simdi travma desiyorum. Ama ne harika olurdu biliyor musunuz? Bundan 5-6 sene once, sanat terapisi seanslarimiza katilan cocuklardan biri ve ailesiyle yeniden yerlestirme mulakatlarinda karsilasmak. Muthis olurdu. Boyle bir karsilasmanin ihtimali tabii ki asiri dusuk, ama sifir degil. 

Ha karsilassak ne olacak? 

Hic. 

Sadece her grubun en en en son seansinda 'buyuk ihtimalle bir daha asla karsilasmayacagiz' diye dusunuyordum. Aklima o geldi.

14 Kasım 2022 Pazartesi

Merhaba!

Yeni isimin bana verdigi Ingilizce klavyeyle belirtmek isterim ki, zaten ezbere bildigin bir gulusu tekrar ezberlemek de var. En coskulu ezber. 

Hadi selametle. 

22 Eylül 2022 Perşembe

Merhaba!

Bu sene kış depresyonu ikinci bir emre kadar askıya alınmıştır. Neden? Hayır, kışlık domateslerden değil, sonunda yüz yıllardır başvurup asla giremediğim işe girmiş olduğumdan. Şu an benden doldurmamı istedikleri onlarca belgeyi tamamlama aşamasındayım. Bir tanesi, görevdeyken ölürsem emeklilik fonumu kime/kimlere aktarmak isteyeceğime dair bir formdu. Doldurmadan önce yakında ölecek olan ve bununla barışmış birinin soğukkanlılığıyla uzun uzun düşündüm. Sonra dedim hepsini kocama verin be! Boşanırsak belgeyi değiştirebiliyorum.....  Acaba şey mi yazsaydım:

-bu fonu UNICEF'e aktarmak istiyorum! 

19 Eylül 2022 Pazartesi

kafamda kırk tilki

kırkı da bilirkişi 

14 Eylül 2022 Çarşamba

Merhaba!

Cumartesi günü bazı geceler öksürük krizine girip nefes alırken flüt çalar gibi sesler çıkardığım için göğüs hastalıklarına muayene olmaya gittim. Astımım olduğunu öğrendim. Sigarayı bırakmazsam 60 yaşına geldiğimde tuvalete bile gidemeyeceğimi söyledi doktor. Çok hüzünlü bir andı benim için. Daha çok genç olduğumu, çoluk çocuk yapacağımı, çok zorlanacağımı söyledi. Çoluk çocuk değil de ben 45 yaşımda da itlik serserilik yapacağımı düşündüğüm için eğlence hayatımın astım yüzünden, pardon, sigara yüzünden (deprem değil bina öldürür?)  sona ereceğini ve gezegenimize nefessiz kalarak veda edeceğimi düşünmek beni çok korkuttu. Ekim ayında sigarayı bırakma kararı aldım. Ekim'de bırakamazsam si.... sigarayı, yılbaşında kesin bırakıyorum bak. Bu da böyle biline!

Sigara nedir ayrıca ya? Nasıl düştüm ben bu belaya? Taş gibiyim, bebek gibiyim, bir de sigarayı bıraksam kimse tutamaz beni artık!















Bu fotoğraf 2014 yazından. Sarı filtreli camel soft'umla haberim yokmuş gibi çekilen bu fotoğrafı çok beğenip uzun süre sağda solda paylaşmıştım. Şimdi ise gözüme çok kötü görünüyor.  Ay sinirlendim. Tipe bak. Mal. 

9 Eylül 2022 Cuma

Merhaba!

Geçen akşam annemlerden 15 kavanoz kışlık domates aldım. Bütün kış domates soslu makarna, domates çorbası ve menemen yemek için heyecanlanıyorum. Kışın gelişini engelleyemeyecek olmam ve mülakatlarımın olumlu sonuçlanmaması belasının beni sokacağı depresif ruh hallerinden bu domatesler sayesinde korunacağım! Canım anam! 

Bugün cuma olduğu için her cuma olduğu gibi yine üzerimde birtakım manik haller var. 1 saat önce bir iş arkadaşımın çocuğuyla müziksiz bir şekilde odada dans ediyorduk. Manisiz halim bile kamu disiplinine aykırıyken cuma günkü hallerimin beni hala kovdurtmaması şaşırtıcı. Seviyolar heralde beni. (geçen gün yan odada kutlanan ve bütün katın davetli olduğu partiye sadece benim davetli olmadığımı içlerinden birinin instagram story'sinde gördüğümden beri kovulmama nedenimin sevgi olmadığını anlamıştım oysaki.) 

Devlet kurumunda kutlanan doğum günü partisi kadar insanı kedere boğan bir şey olamaz herhalde. Siz sıradan bir gün "bugünkü işlerimi nasıl procrastinate eylesem acaba?" diye düşünürken o gün bilmem kimin doğum gününün kutlanacağı haberi gelir. Öğleden sonra hem pasta yiyeceğiniz, hem de nereden baksan bi 15 koca dakikanın partiyle geçeceği için o gününüze ufak bir heyecan ve renk gelir. 

Birkaç kişi birleşir ve pasta alınır. Çay ocağından çaylar söylenir. Doğum günü olan kişi sürprizli şekilde düzeneğin olduğu odaya getirilir veya pasta kişinin olduğu odaya götürülür. Yaşları genç de olsa ruhu çekilmiş gibi görünen kişiler yalandan alkış tutup doğum günü şarkısını söylemeye başlar ama şarkıyı hem insanı cringe kanseri edecek seviyede yanlış bir senkronizasyonla, hem de bazen yanlış kelimelerle söylerler. Bir kısmı başladığı şarkıyı, tamamlamaya zahmet etmeden sonlandırır. Siz şarkıyı düzgün söyleyen taraftaysanız -ki yüksek ihtimalle öylesinizdir çünkü doğum günü şarkısı nasıl yanlış söylenebilir zaten?-  bütün bu mezarından zorla kaldırılıp ücretsiz şekilde doğum günü şarkısı söyletilirmiş gibi duran kalabalığın ortasında "neden şu an şarkıyı en içli ve duygulu söyleyen benim? doğum günü olan kişiyle o kadar yakın bile değiliz!" diye kendinizle hesaplaşırsınız. Aslında içli ve duygulu söylemiyorsunuzdur. Doğum günü şarkısı nasıl söylenirse öyle söylüyorsunuzdur ama diğerlerinin yanında sanki doğum günü olan iş arkadaşınızın gizli aşığıymışsınız gibi kendinizden şüphe edersiniz

Mayıs ayında benim de doğum günüm sürprizli bir şekilde kutlandı. Doğum günü şarkım tıpkı yukarıda anlattığım gibi söylendi ama bir farkla: o gün milyonda bir görülen "devlet dairesinde kutlanan bir doğum günü partisinde (bu kederli seremoniye özellikle parti diyorum, söz sanatıdır bu)  hiç kimsenin doğum günü şarkısını tamamlayamaması/yanlış söylemesi"  olayı yaşandı. Kendi doğum günüm olduğu için kendi kendime "İYİ Kİ DOĞDUUN BİLGEE" diye şarkı söylemem de garip kaçacağından (aslında ben normalde söylerim, kamu kurumu personam ise söylemez) benim iyi ki doğdun şarkım uzay zamanda süzülerek hiçliğe karıştı ve hiç kimse benim gizli aşığım olduğunu düşünmedi.