23 Mart 2022 Çarşamba

 Merhaba

Sabah kalktığımda yine kar yağıyordu. Yeto. Gerçekten yeto. Uzayan kış kendimi düşük pil moduna almama sebep olmuştu. Son 10 gündür uçak modundayım. Yapamıyorum. Yok. Bittim.

Ama hava durumu bu çilenin bitmesine çok az kaldığını gösteriyor.

Bu arada geçen hafta gözlerimin bozuk olduğunu öğrendim. Astigmatım varmış. Aslında 2-3 senedir sadece uzaktan gelen otobüsün yazısını okurken zorlanıyor oluşumla fark etmiştim bunu. Son zamanlarda iş için düzenlediğimiz eğitimlerde salonun arka taraflarında slaytları aynı o uzaktan gelen otobüs yazıları gibi gördüğümü fark edince sağımdaki ve solumdaki insanlara "slaytlar net mi ya sizce" falan diye sorup "aynen" cevabını alınca göz doktoruna gitmeye karar verdim ve evet. Sonrası gözlük. Taktıktan sonra adeta aklımı şaşırdım. Böyle full hd görmek varken "sadece uzaktaki yazılar" sandığım durum baya her şey için geçerliymiş. Dün akşam eve giderken camdan ağaçlara baktım. Artık akşamları hava aydınlık. İyice inceledim. Dalların detaylarını falan aslında görebiliyormuşuz? 

İğrenç iş yerim azcık daha az iğrenç bir iş yerine dönüşüyor gibi. Birtakım değişiklikler yaşandı. Seçim kazanmış gibi sevindim. Haftaya Gaziantep'e, oradan da İstanbul'a gidiyorum. 

Birkaç gün sonra da uçak modundan çıkarım.

7 Mart 2022 Pazartesi

 Merhaba!

Bahar gelene kadar beni oyalaması için depoladığım yaşam enerjimi yine idareli kullanamadım. Yetmezmiş gibi son yılların en kış Mart'ını yaşıyoruz sanırım. Mart ayından genel olarak bir beklentim olduğundan değil, ama bu kadarı da fazla. 

Sürekli hayatımda bir şeyler olmak üzereymiş gibi bir his var üzerimde. Her an başvurduğum kaliteli işlerden birine başlayacakmışım, ya da kısa zamanda nft işinden para kazanıp hayatımı oralara doğru şekillendirecekmişim gibi.

bir demet mimoza bulsam bari.

9 Ocak 2022 Pazar

2022'den merhaba!

2022 yüzümüze gülecek gibi bir hissiyatım var, niyeyse. Öyle gibime geliyor. Sanki öyle olacak.

Aralık ayında hiç yazmamışım. Bu sene aylara göre yıl özeti yazısı da yazasım yok. 

Sena ile nft dünyasına giriş yaptık. Atarideki kuş vurma oyununda silahın nasıl çalıştığını anlayamayışıma hiçbir şey katmadan 30 yaşıma kadar geldim. Şimdi metaverse, kripto, sanal gerçeklik bilmem ne bi şeyleri anlamaya çalışıyorum. Asla anlayamıyorum. En azından nft'yi ilk duyduğumdaki kadar saçma bulmuyorum. İçine girdikçe anlamaya ve alışmaya başladım. Umarım planlarımız işler ve biraz para kazanabiliriz.

Reklamlar

Twitter: @2ofusNft

Instagram: 2ofus.nft

Geçen hafta septum piercing deldirttim / taktırttım.  30 yaş bunalımı olabilir. Her neyse. Cuma günü annemlere gittim, hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmadım. Bu şekilde piercing takmanın hiçbir heyecanı ve albenisi olmadığını fark ettim. Şaka şaka, güzel oldu bence. Kendimle ilgili bir şeyleri kabul ettirmek için enerji sarf etmeye o kadar alışmışım ki, ailemin tepkisizliği beni sadece büyük bir boşluğa düşürdü. İYİ AİLE YOKTUR.....

Dün Arda'yla evlilik yıl dönümümüzdü. Topluma ve devlete ilişkimizi onaylatalı tam 1 sene olmuş. Kapanmalar, açılmalar, Arda'nın bel fıtığı ve ağrıları ve sonra iyileşme süreci ve benim dünyanın en iğrenç iş yerinde korkunç insanlarla çalışıyor olmamdan asla durmadan şikayet etmemle geçen 1 sene. Bunların zemininde de birbirimize duyduğumuz sevgi ve şefkat var tabii. Zaten olay da bu değil mi? Hayatın içerisindeki boktan şeylere tahammül etmemizi kolaylaştıran bir sevgi ve birliktelik. Çünkü boktan şeyler öyle ya da böyle hep olacak. Madem olacak, sevgiyle olsun bari.

Yeni yılımız kutlu olsun. 

2022 yüzümüze gülür mü?

19 Kasım 2021 Cuma

 Merhaba

Dönüp dolaşıp nasıl ailemin evindeki yatakta yaşadığımı inanın ben de bilmiyorum. Bunun psikanalitik birtakım nedenleri olabileceğini kabul etmek istemiyorum. Hayır canım değil zaten, sadece daha fazla kaçamadım ve covid oldum. Karantinaya burada girdim. Annem odama her öğün her tat receptor’üme hitap eden tabaklarla dolu bir tepsi bırakıyor, ama hepsinin tadı aynı. Tatları kocaman hiçlik çayırları gibi. Yine de buna rağmen dere otlu bir şeyi yemeyi reddedeceğime eminim. Biz öyle boşa nefret etmeyiz kardeşim…

Bugün hastalığımın 6. günü, bu evdeki 4. günüm. Odamdan çıkmadığım takdirde her şeyin yolunda olduğu yanılsaması ile tanışalı bi 15 sene olmuştur. 15 yıllık bir false positive durumu, bana Bilge Ignore Barutcu da derler… ne bu plaza ağzı ayrıca? 

Dün gece youtube’ta danla bilic ve kerimcan durmaz’ın küslüklerini yorumlayan bir youtuber’ın video’sunu izlerken, karantinanın bu kısmına erken geldiğimi fark ettim. Bu tarz video’ları karantinanın bitişine 3 gün kala falan izlemeye başlamalıydım… Erken bir yıkım oldu bu. Hatamı telafi etmek için bugün tozlanmış mubi hesabıma girmeyi düşünüyorum.

Odamdan çıkabilsem ekmek yapardım…

-şaka.

11 Ekim 2021 Pazartesi

 Merhaba!

Kış geliyor ve bu durumdan hiç hoşnut değilim. İş yerinde kendime ve kafama uygun insanlar bulmam epey zamanımı aldı diyebilirim. Ama sonunda oldu. Benim gibi insansız yapamayan biri için çok önemli bir şeydi bu.

Geçenlerde büyükşehir belediyesinin elektronik müzik festivali vardı. Her gün bir parkta beleş halk konseri gibi ama tekno çalıyor. İlk gittiğimiz Botanik Park'taydı. Alelade bir gün alelade bir parkta iş çıkışı 2 bira içip muasır medeniyetler seviyesinde gibi eğlendik. Keçiören'de İsmail Türüt konserinden geldiğimiz nokta çok umut vericiydi. Öyle ki, etkinlik bittiğinde yerde tek bir çöp bile yoktu. Sonra eve giderken yoğurt almak üzere markete uğradık. Her zaman aldığımız 8 liralık yoğurt 3 liraydı. Bütün bunlar sanki eski Türkiye ya da daha da yeni Türkiye gibiydi. Yanlış rafa baktığımı fark etmemle refah düzeyi nispeten iyi Türkiye simülasyonundan gerçekliğe dönüverdim. 8 liralık yoğurdu aldık, evin yolunu tuttuk.

İnsan azıcık umutlanıverince inanmak istediğine inanıyor.

4 Eylül 2021 Cumartesi

Bugün çocuklarla seramik ile sanat terapisi atölyesinde öfke çalıştık. Öfke benim en bilmediğim konu. Aynı şekilde çocuklarla çalışmayı en sevdiğim konu. Onlardan tüyo almak için mi seviyorum acaba, bilemiyorum. 

Karşımda biri öfkelenince sessiz kalmayı başarı sandım. Sesimi yükseltmemeyi olgunluk sandım. Bu sanmalar öyle bir kemikleşti ki, benim için öfke çıkarmak hiç sesimi çıkarmadan çığlık atıp yumruk sıkarak ağlamak anlamına geliyor. Hiçbir işe yaramayan, sadece yorucu, deli saçması bir kas yorma ve saç ağartma bütünü. Ertesi güne bütün gece zorla koşturulmuşsun gibi uyanmak için ise harika bir yöntem.  

Ama çocukların öfke hakkında bu kadar çok şey bildiklerine inanamıyorum. Bir tanesi öfkelendiğinde küçük pembe dünyasına kara bulutlar çökmüş gibi olduğunu söyledi, bir tanesi öfkeye koruma kalkanı çizdi, bir tanesi kıpkırmızı sulandırılmış akriliği  öfkesini yanardağa benzettiği için yanardağ yaptığı çamura akıttı full focus bir halde. Ortak noktaları hepsini en çok ailelerinin öfkelendirmesiydi. Çalışmaları bittiğinde eserlerini ilk göstermek istedikleri aileleri. "Aaa çok güzel olmuş aferim sana" diyen aileleri, aslında dünyanın en nazik şekliyle "BAK BENİ BÖYLE ÖFKELENDİRİYORSUN"  demeye çalıştıklarını göremediler.

"Bana sinirlenince popoma vuruyorlar, ben onlardan da çok sinirleniyorum. Bir keresinde bunun nasıl bir his olduğunu öğrenmek için onların poposuna vurdum... Pişman oldum. Yine en çok ben sinirlendim. Sinirlenince üzülüyorum, üzülünce daha çok sinirleniyorum." 


26 Ağustos 2021 Perşembe

 Merhaba.

Sheraton'da çok ciddili bir projenin değerlendirme toplantısındayım. Çok şık kadınlar var. Ben çok şık değilim. İdare eder şık'ım. Topuklu ayakkabı ile barışamadım. Böyle toplantılar çok klimalı olduğu için çok üşüyorum. Duygu'nun bir sözü vardı; "Üşümesek biz de güzel giyiniriz." Hayatımda duyduğum en iyi söz. Görevlilerden üzerinde SHERATON yazan polar bir şal aldım. İdare eder şık gömleğimin üzerine o şalı sarımladım. Şıklık seviyem idare eder'den promosyonlu şık'a geriledi. Peki bu benim ne kadar umurumda? Eh..

Rüyalarımda bile the daire başkanı'nın baskısını hisseder oldum. Geçen gece rüyamda sel oldu, selden kaçmaya çalışırken bir de "flash disk'imi de alayım, sunum hazırlamam gerekiyor!" paniğiyle cebelleştim. Hiç alışık olmadığım şeyler. 

Öte yandan Handan'la sanat terapisi atölyelerine başlıyoruz. Keyifli zaman ve ek gelir edinmek için çok iyi oldu bu. 

Bir de 6 haftalık bir "çocuk kitabı yazma ve resimleme atölyesi"ne kaydoldum. İlk kitabımı yazdım. Hayalim farklı psikolog ve sanatçıların atölyeler yaptığı, benim de orada çocuk kitabı yazdığım bir mekan açmak. Eve yakın bir yerde, bahçe katlı ya da ufak teraslı, dinamik ve keyifli, çiçekli böcekli ve güzel ışıklı bir yer. Bu hayalin fikri aklımda ilk 2017 yılında, Aralık sonu Nilsu'yu Ankara'da görüp dönerken uçakta canlandı. O zamandan beri işimden her darlandığımda ATÖLYEM DE ATÖLYEM diye ağlamaklı oluyorum. Bazen bu konuyla ilgili hiç aksiyon almadığım için kendime kızıp, bu hayali daha fazla düşünerek zaman kaybetmemeliyim diyorum. Ama şimdi düşündüm de, 4 senecik olmuş. Ne yapacaktım, aklıma gelir gelmez hazırda beni bekleyen dolgun sermayemle bu işe mi girişecektim? Heç. Canım kendim, sen akışına bak, zamanı gelince her şey olur. Şimdilik biraz daha çekilecek çilen var. Hayaller dünyasındaki zaman kavramı buradakinden biraz farklı. "Biraz daha" dediğimiz belki de 10 yıl. 

Ve 10 yıl sonra artık bunu istemiyor olabilirim.

Ya da bir ülkede mülteci statüsünde hayatta kalmaya çalışıyor olurum.

Ya da öleli birkaç sene olmuş olur. 

 Whatever.


Yetişkinlik biraz da ergenken "piercing'li nasıl görünürüm acaba" diye fotoğraflarda orana burana piercing çizmekken, artık gerçekten piercing'li halinden piercing'i silmek. 

Hesabında 4 lira 80 kuruş kalmışken yetişkinlik hakkında yorum yapma be Bilgiş.