Bugün çocuklarla seramik ile sanat terapisi atölyesinde öfke çalıştık. Öfke benim en bilmediğim konu. Aynı şekilde çocuklarla çalışmayı en sevdiğim konu. Onlardan tüyo almak için mi seviyorum acaba, bilemiyorum.
Karşımda biri öfkelenince sessiz kalmayı başarı sandım. Sesimi yükseltmemeyi olgunluk sandım. Bu sanmalar öyle bir kemikleşti ki, benim için öfke çıkarmak hiç sesimi çıkarmadan çığlık atıp yumruk sıkarak ağlamak anlamına geliyor. Hiçbir işe yaramayan, sadece yorucu, deli saçması bir kas yorma ve saç ağartma bütünü. Ertesi güne bütün gece zorla koşturulmuşsun gibi uyanmak için ise harika bir yöntem.
Ama çocukların öfke hakkında bu kadar çok şey bildiklerine inanamıyorum. Bir tanesi öfkelendiğinde küçük pembe dünyasına kara bulutlar çökmüş gibi olduğunu söyledi, bir tanesi öfkeye koruma kalkanı çizdi, bir tanesi kıpkırmızı sulandırılmış akriliği öfkesini yanardağa benzettiği için yanardağ yaptığı çamura akıttı full focus bir halde. Ortak noktaları hepsini en çok ailelerinin öfkelendirmesiydi. Çalışmaları bittiğinde eserlerini ilk göstermek istedikleri aileleri. "Aaa çok güzel olmuş aferim sana" diyen aileleri, aslında dünyanın en nazik şekliyle "BAK BENİ BÖYLE ÖFKELENDİRİYORSUN" demeye çalıştıklarını göremediler.
"Bana sinirlenince popoma vuruyorlar, ben onlardan da çok sinirleniyorum. Bir keresinde bunun nasıl bir his olduğunu öğrenmek için onların poposuna vurdum... Pişman oldum. Yine en çok ben sinirlendim. Sinirlenince üzülüyorum, üzülünce daha çok sinirleniyorum."
