4 Temmuz 2021 Pazar

 Merhaba!

Duş aldım, oje sürdüm. Kurumasını beklerken de buraya geldim. 5 gündür evde yalnızım. Bazen hoşuma gidiyor, bazen içim sıkılıyor. Dün bir ara hava kapandı, karardı, o sırada mayıştım biraz uyudum, uyandığımda akşam olmuş. O an çok kötü hissettim. Sonra dışarlara gittim. İyi hissettim.

Imposter syndrome hisleri gelip gelip gidiyor. Kontrollü ilerliyor gibiyim şimdilik. Evet geçen gün proje koordinatörü yapıldım (3 aylık denemeli) bir anda. Neye uğradığımı şaşırdım. Hallediyor da gibiyim sanki he. Ama işte. Ah o yetersizlik hisleri... Halledicem gibi ama bu bakalım. Hallolur yani.

Aslında baya yazacak şeyim var ama kafamı toparlayamadım. Ojem de kurudu. Şimdi biraz karpuz yiyip yatıcam.

-işe servisle gitmek aşırı iyi bi şeymiş bu arada. 

17 Haziran 2021 Perşembe

 Ağlamak istiyorum ama ağlamaya yerim yok.

6 Haziran 2021 Pazar

 Merhaba!

Nerelerdeyim ben acaba? Buralardayım. Bilgisayarımı açmadığım için yazı da yazmıyorum. 

Sokağa çıkma yasaklı mayıs ayını evde geçirdim çünkü aylardır beklediğim istifa hayalim gerçek oldu. Harika balkonumuza masa sandalye alıp kahvaltılarımızı orada yaptığımız, bütün gün kanepede yuvarlandığım ve alkol yasağından önce stokladığımız bütün alkolü tüketimlediğimiz, sonunu da 4 günlük bir İstanbul seyahatiyle taçlandırdığım çok güzel bir mayıs. 

Bu hafta yeni bir işe başladım. Eskiden olduğu gibi göçmen çocuklarla çalışacağım. İnsanın sevdiği ve bildiği işi yapmasının ne kadar kıymetli olduğunu unutmuşum. Bu bildiğin yaşasındır!

Saçlarımı tam uzattım derken yine küt kestirdim. Çünkü zaten amaç uzatmak idisye, e uzadı işte, yeniden kısaltabilirim diye düşündüm. Şimdi yine uzatma evresine girerim. Bu da böyle bir döngü işte. 

6 Nisan 2021 Salı

 Merhaba!

2 ay önce, almam gereken zamlı maaş için 2 ay beklemem gerektiği söylendi ve bilin bakalım ne? Evet, doğru bildiniz. Beklentim sonuçsuz kaldı. Paramı alamadım. Ne zaman alacağım da belli değilmiş.  Önceki işimde de de aylarca prim vaatleriyle kandırılmıştım. Çalışanlarınıza tutamayacağınız sözler vermeyin. Dümdüz maaşlarını verin mesela. O süper. Bu arada aylarca prim vaatleriyle kandırıldığım önceki işimden sevgi ve saygı çerçevesinde istifa ettikten sonra işsizlik maaşı alabilmem için beni işten çıkarmış gösterebilirler mi diye sorduğumda bunu "ilkesel olarak doğru bulmadıklarını" iletmişlerdi. (Benden sonra istifa eden bir erkek çalışanın ise aynı sebeple işten çıkarılır gösterildiğini öğrenmem çok sürmemişti..) İlkelerimiz, etiklerimiz, doğruyuz und çalışkanız. ANDI NE LAN?

Paramı alamadığımı ve büyük ihtimalle asla alamayacağımı öğrenmemden birkaç saat sonra aylar önce başvurmuş olduğum bir iş için mülakata çağırıldım. Mülakata girmek için işten kargoya gitmek suretiyle kaçmam gerekti ve çevrede rahatça online mülakat yapabileceğim bir yer ararken bulduğum mantıcıya "merhaba, ya ben mantı istemiyorum ama önemli bir görüşmem var, burada yapabilir miyim?" dedim, mantıcı bey de sağolsun beni geri çevirmedi. Dönerken kasanın yanında satılan maskeleri gördüm ve 2 paket maske satın aldım. Çünkü ilkesel olarak doğru olan buydu.

5 senedir çalışıyorum. İki farklı iş yeri gördüm. İkisinde de hakkımı alamadım. %100 bir haksızlık durumu söz konusu. Dün çok sinirli ve üzgündüm ama şu an üzerimde hayatın sillesini yemiş çok tecrübeli bir adult sakinliği var. 5 sene de az zaman değil, nerden baksan.. 5 sene. 

Biraz da sosyal hayat konuşalım: Cuma günü Bodrum'a Sena'nın yanına gidiyorum. Çok heyecanlı ve mutluyum. Üstelik iznimi paramı alamadığımı öğrendikten hemen sonra aldım. İşte size door in the face technique. Yaşasın sosyal psikolojimiz. 


15 Mart 2021 Pazartesi

 Merhaba,

En sonki yazıma yeni yıl kararlarımla başlamışım. Tabii ki henüz uygulamaya koyulmadılar... Amaan ben de böyleyim işte, n'apalım?

"ee evlilik nası gidiyo?"

Evlilik iyi gidiyor. Tatlı ve huzurlu ve eğlenceli bir hayatımız var. Tam da tahmin ettiğim gibi. Geriye sadece havaların ısınması kaldı.

Dün Damla bana dövme yaptı. 

Kanepemi geri aldım. Kanepe içimizde. Kanepe biziz. 

5 Ocak 2021 Salı

Yeni yıl kararlarından karar beğendim;

Yeniden anlık yazmak ve buraya daha çok yazmak! Heyyo! Yaşım 30 oluyor, ben regrese.

Geçen hafta evdeki kıyafetlerimi yeni eve götürdüğüm için bu hafta içi giyecek azcık şey bırakmıştım. Bunlardan bazılarını kötü donlarım oluşturuyor. Son bekar günlerimi "kesin sevişmem" donlarıyla geçireceğimi düşünmemiştim. Kötü donlarımı evde bırakacağım. Ara sıra annemlerde kalırsam kötü donlarımdan giyeceğim. Bu aileme onların haberi olmadan yaptığım küçük bir eşek şakası olacak. Haha! 

Hayattaki maddi değeri en yüksek olan ve seneler geçse bile değer kazanan tek itemim, macbook'um, geçen gün dizi izlerken yataktan düştü ve ÇAT kapandı. Artık fişten çıkardığımda açılmıyor. Elektriğe bağlı bir hayata geçti. Normalde bilgisayarımı hiç kapatmam, hep ekranı şlaks diye indirir, bir sonraki açışta kaldığım yerden devam etmemin 3 saniye falan sürmesini hayranlıkla seyrederim. Fakat fişten çıkınca kapandığı için fişten çıkartmadan önce kendim kapatmam gerekiyor ve o ekranı kaldırdığım andaki ışık hızlı açılışa nasıl alıştıysam bilgisayarı açmaya üşeniyorum. Ulan sanki anasının karnından macbook'la doğmuş, dışardan gelip bilgisayarın düğmesine bastıktan sonra açılana kadarki sürede üzerini değiştirip kişisel bakımını yaptığın günleri ne çabuk unuttun?! Neyse buna bağlı olarak asıl gelmek istediğim nokta şu; bilgisayarı açmadığım için yazı da yazamıyorum, yani masa başına falan geçmem gerekiyor, yatakta gebeşemiyorum, çünkü macbook'un fiş şeysi mıknatıslı ve öyle döne döne bilgisayarla takılırsam çat diye çıkıverir ve bu beni üzer. Bu şartlarda ne kadar sık yazabilirim bilemiyorum ama deneyeceğim dostlar. (Bilgisayarı yaptırmayı denesene, diyenler... size hiçbir şey demiyorum..)

Bu arada yukarıda yaşım 30 oluyor, dedim de, oldu sayılır yani. Aslında 2021-1991=30 ama bunu 13 Mayıs'a kadar kabullenme sürem var. Şey gibi bu "Şimdi alın, 5 ay sonra ödemeye başlayın!"

8-6 çalışmanın insafsızlığından bahsedeyim biraz da. Gereksiz bir mesai süresi bence bu. 9-6 veya 8-5 olması gerekiyor. Ama sabahları genelde geç kalıyorum. Hani böyle gitmeleri gereken yere -iş dahil-yarım saat 1 saat erken giden, "önce bi kendime geliyorum ondan sonra çalışmaya başlıyorum" falan diyen tipler var ya, diyorum ki aslında mesaimin 9'da başladığına, ama kendime gelmek için erken geldiğime kendimi inandırmaya çalışsam ve kendime söylediğim bu yalan kemikleşse acaba yavaş yavaş o insanlara dönüşür müyüm? Yoksa sadece saatim 1 saat ileri mi olur? 

Sanırım youtuber olucam, başka çarem kalmadı....


4 Ocak 2021 Pazartesi

 Merhaba!

Geçen sene uzunca bir 2019 yazısı yazmıştım. Bu sene de 2020 versiyonunu yazayım dedim. 2019'daki gibi dolu dolu olacak mı bilemiyorum tabii, yazarken hafızam tazelensin diye fotoğraflara bakacağım birazcık.

Ocak 2020

Aralık sonunda yeni işe başladığım için Ocak ayı bu işe alışmaya çalışmakla geçti. Uzun süre sonra kira vermeden maaş almış olmak baya iyi hissettirdi. Nilsu geldi. Nilsu yazın olması planlanan evliliğimizin hazırlık aşamalarında yanımda olamayacağı için çok üzüldüğünden, onun gönlü olsun diye bir mağazadan yalandan gelinlik randevusu oluşturduk ve gelinlik denedim. Epey eğlenceliydi. Nilsu tabii ki kısa süre sonra döndü. Haftasonları Corvus'ta sarhoş olmak ve bicoland'de kalmakla geçtiii gitti.

Şubat 2020

Duygu'nun 30 yaş doğum günü için Bilkent'te bowling'e gittik ve yüz yıllar sonra yeniden bowling oynadık. Yeni işime iyice alışmaya hatta sevmeye başladım.  Sena Amerika'dan döndü. Bütün bunlar olurken Alptuğ da büyüyordu. Arda'yla ilk tiyatromuza gittik, ve sık sık tiyatroya gitme kararı aldık. Merve Ankara'ya geldi, onu Corvus'a götürdük. O gün sevgililer günüydü. Corvus'ta herkesin elinde kırmızı karanfil vardı. O gece Arda'nın arkadaşıyla bicoland'de bir tartışma yaşadık, sonra ben stüdyoyu terk ettim. Ertesi sabah hep beraber scrabble ve kontak oynadık. Şubat sonuna doğru Yeşim ve Can'ın isteme merasimine katıldık. Bu sırada dünyada covid hızla yayılıyordu, bizlerse sadece İtalya'dan gelmiş insanlardan çekiniyorduk. Onun dışında covid ile herhangi bir problemimiz yoktu. 

Mart 2020

Okulda çocuklara sinema gününde şakacıktan bilet hazırladım ve film izledikleri sınıfın girişinde onlara bilet kestim. Çok eğlendiler ve bunu tekrar yapmayı istediler. Öykü'nün doğum günü için çok zor organize olabildiğimiz bir planla Ahmetcan'ların bahçesine rakı mangala gittik. İyi ki de gittik, çünkü o bizim uzun süre boyunca son sosyalleşmemiz oldu. O günün akşamı Arda'yla gülme krizlerinden öldük. Arda çok komik danslar etti ve gece Tunalı'da yürüyüşe gittik ve Sheraton'ı maket gibi gördük ve Tunalı'daki bir pasajın geceleri paçoz gaylerin takıldığı underground bir mekana dönüştüğünü gördük. AYZEEEKKK. Sonraki hafta covid Türkiye'de de görüldü, okullar kapandı, işe gitmeyecektim, Balım'ı kaldığı evden alıp Sena'nın ailesine götürdük. Sena'yla yüzyıllar sonra sarhoş olup ufak bir yüzleşme yaşadık, bu bana çok iyi geldi, ama hala iyi hissetmiyordum. Karantina başlamadan önceki gün Arda'nın annesi ve annemi tanıştırdık. Karantinanın başlarında psikolojim çok bozuldu, canım hiçbir şey yapmak istemiyordu ve tam tersine aşırı verimli olan insanlar beni daha da geriyordu. Six Feet Under izleme hızımı arttırdım. Aynenlerle zaten düzenli skype yapıyorduk da, bir anda bir sürü insanla görüntülü konuşulan günler, geceler başladı.

Nisan 2020

Karantinayla beraber sulu boya takımı sipariş vermiştim ve her gün babamla balkonda oturduk, o kitap okudu, ben sulu boya yaptım. Babam yaptığım resimleri çok beğeniyor, arkadaşlarına gönderiyordu. Babam tarafından onaylanmak o kadar çok hoşuma gitmişti ki bundan bir doz, bir doz daha alabilmek için sürekli resim yapıyor, her yaptığımı ona gösteriyordum. Bu günlerin aramızı sonsuza kadar düzeltecek bir büyüsü olduğuna inanmıştım. Pandeminin herkes için böyle bir etkisi olmamış mıydı zaten? Dünya asla eskisi gibi olmayacaktı, Venedik'te kanallar balıkların net bir şekilde görünebileceği kadar temizlemiş, insanlık dersini almış, babamla ben de aramızı düzeltmiştik. Tabii çok geçmeden her şey eskisinden de beter bir hal aldı, insanlar çokça öldü, pandemide kargocuları ekstra çalıştırmayı etik bulmayan ben yeniden sipariş sıklığımı arttırdım, kanallar yeniden kirlendi ve babamla aramız meğer hiç de iyi olmamıştı.

Mayıs 2020

Baharı kaçırıyor olmak beni çok rahatsız etti. İşe gitmemek canımı sıkmaya başladı. Tabii ki bir çokları gibi ben de Chloe Thing'in karın kası challenge'ını denedim. Ve gerçekten de her gün yaptım. Karın kasım çıkmadı. Arda'yla Mart ayından beri ara sıra parkta bahçede görüşüyorduk ama bu durum da can sıkıcı olmaya başladı. Normal şartlarda baharda nişanlanıp yaz sonu gibi evlenme planlarımız vardı ama bunların hepsini askıya aldık, hatta düşünmüyorduk bile. Kızlarım doğum günüm için harika bir video yapmış, çok güzeldi, çok duygulandım. Doğum günüm çok eğlenceli geçti. Arda'yla beraber yine gülme krizlerine girdiğimiz, saatlerce ama saatlerce yürüdüğümüz o gece 00:00'da Sakal'ın karşısındaki Shell'in beyaz ışıkları altında iyi ki doğdum! Bir gün Ahmetcan'ların bahçesine gittik. Bu da aylar sonraki ilk sosyalleşmemiz gibi bir şeydi. Bir akşam Merve'yle Seğmenler'e gittik. Canım aşırı ipad alıp procreate ile resim yapmak istiyordu. Sürekli dijital çizim video'ları izleyip hayallere dalıyordum.

Haziran 2020

Anaokullarının açılmasıyla Mart'tan sonra yeniden işe döndüm. 4 çocukla başlayıp yavaş yavaş arttık. Bugün 40 kişiyiz. İşe geri dönmem ve mekanların açılmasıyla yavaş yavaş orda burda gezelemeye başladık. Sonunda ipad aldım ve o kadar mutlu oldum ki, en son ne zaman bir item aldığım zaman bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Derken bicoland açıldı ve ara sıra yine orada takılmaya devam ettik. Bilkent'te eskiden herkes haftasonlarını avm ya da mekanlarda geçirdiği için hiç bu şekilde kullanılmamış olan dev bir parkta takılmaya başladık. Yani birkaç kere oraya gittik. Şehrin her yerinde asfaltlarda, çimlerde kullanılmış çöp maskeler görüp dehşete düştüm. Eve dolmuşla dönmek istemediğim için her gün eve yürümeye başladım ve formumu buna borçluyum.... Daha sonra bu pandeminin biteceği yok bari biz evlenelim diye düşündük ve annelerimizi tekrar bir araya getirdik, planlar yaptık ve ay sonunda babaların da olduğu bir tanışma organize edildi. Çok heyecanlanmıştık, ayrı dünyaların insanları olan bu babalar anlaşacak mıydı acaba? Her şey çok güzel geçti ve gelişmeler gelişti. Sena'yla yeniden yüzleşme yaşadık ve artık kendimi çok daha iyi hissediyordum.

Temmuz 2020

Bu ay bico, Arda ve ben İstanbul'a gittik. İstanbul'da Osman ve Görkem'in yeni evinde kaldık. Çokça eğlendik. Betül'ün terasta rakı içtik ve bir ara tuvalete inip geri döndüğümde benim için hazırlanmış olan sürpriz bir kına organizasyonunun içine düştüm. İnanılmaz komik ve eğlenceliydi! Betül eminönü'nden kına itemleri falan almış. Elime kırmızı tüllü eldiven takıp pille çalışan mum bile iliştirdiler.  Annemler uzun bir tatile gitti, evde yalnız kalmak bana çok iyi geldi. Bu sırada Betül Ankara'ya geldi, sabaha balkonda şarap eşliğinde sohbet edip güneş doğduktan sonra mezdeke oynadık. Birden kilo vermeye başladım.

Ağustos 2020

Bayrama babamla küsüşerek girdik. Evi terk ettim. 3 gün sonra geri döndüm. 3 ay boyunca konuşmadık. Sena da Ankara'da olduğu için onunla daha sık görüşmeye başladık. Olabildiğince sık görüştük. Onu çok özlemiş olduğumu fark ettim, ve her nasılsa yaşananları bir tarafa bırakabildim. Bunu yaparken hiç zorlanmadım bile. Ya da aslında zaten bir tarafa bırakmaya çalışma işini uzun zamandır yapıyordum ve o zaman tamamlandı. Arda temaslı karantinasına girdi, çok korktuk. Sonra Sena Bodrum'a taşındı. Çok yalnız hissettim. Evlilik konuları ve başka başka şeyler nedeniyle Arda'yla birbirimizi kırmaya başladığımız bir döneme giriş yaptık. Babamla yaşadığım gerginlikle birleşince bu beni çok daha kötü hissettirdi ve umutsuz, mutsuz ve de kahırlı birtakım zamanlar geçirmeye başladım. Ablam Hacer ve beni eve davet etti ve beraber çok güzel bir gece geçirdik. Gecenin sonunda yine sürekli kendimden bahsediyorum diye suçluluk duyup, o dönemki duygu durumumun ve iş stresimin de etkisiyle sabah 3'te sitenin parkında ağlama krizine girdim. Sonra Meltem ve Betül sırayla görüntülü aradı, onlara ne anlattığımı tam olarak hatırlamıyorum ama kendimi gerçekten inanılmaz kötü hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Baya net kötü bir geceydi. 

Eylül 2020

Osman, Görkem, Arda ve ben Kabak'a gittik. Çok güzel birkaç gün geçirdik. Her şey olması gerektiği gibiydi. Özellikle Cennet koyu'na gitmek istediğimiz ama kimsenin yürümeyi göze alamadığı ama bi yandan da kimsenin bunu tam olarak dile getirmediği gün, sahilde koya giden teknenin tam da kalkmak üzere olduğu ve fiyatının çok uygun olduğu ve dönüş saatinin de tam bize uygun olduğunu öğrendiğimiz an her şeyin akışta olduğunu hissetmiştim. Kimse beni Cennet koyu'na yürütemez, okay? Fakat şelale için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çıkarken 4 kere falan beyin damarlarım çatlayacak sandım, kafamın kıpkırmızı olduğu anlarla dalga geçmekte çok haklılar. Sahilden buz ve 70'lik cin alıp 1.5 saat tırmanıp şelalede cini bitirip sarhoş olup günün en güzel saatinde pata küte aşağı inip denize girdiğimiz günü hiç unutmayacağım. Terapiye başladım. 

Ekim 2020

Can ve Yeşim'in düğününe gittik. Alkol beni çok yordu. Bu ay İstanbul'a Betül'ün terasa gittim. O ortamı aylardır çok canım çekiyordu ve havalar hala güzelken gideyim dedim. Betül'ün minik dünyasında çok harika bir kahvaltı ve kahvaltı sonrası uykusu yaptık. Sonra Osmanlara gittim ve çok güzel bir rakı gecesi yaptık. Görkemle sabah 4'e kadar muhabbet ettik, sesimizden rahatsız olup bizi uyaran Osman'ın arkasından taklidini yaptık. Ekim sonuna doğru dünyanın en güzel evini bulduk fakat ev ne kadar güzelse ev sahibi ve emlakçı bir o kadar sıkıntılıydı. Sürekli evi kaybeder gibi olup yeniden kazandık, her seferinde moralimiz aşırı bozulup birden yükseldi. 

Kasım 2020

Az daha olmayacak gibiyken evi tuttuk. Babamla 3 ay sonra barıştık. 7 Kasım'da Arda'yla nişanlandık. Sadece ailelerin ve 1'er arkadaşın ve zoom yayınında birçok kişinin olduğu bir akşamdı. Öyle ışıklar, süslemeler, üzerinde isimlerimizin baş harflerinin olduğu itemler falan yoktu. Her zamanki evimiz, her zamanki kahve fincanlarımız ve her zamanki annem ve babam ve ben. Ertesi günü de arkadaşlarımızın olduğu bir gündüz rakısıyla nişanımızı kutladık. O kadar çok sarhoş oldum ki çekilen fotoğrafların çoğunu asla hatırlamıyorum. Bu ayın sonuna doğru Bodrum'a Sena'nın nikahına gittik. Nikahtan birkaç gün önce restoranlar yeniden kapandığı için nikah sonrası yemeği iptal oldu ama biz daha önceden tuttuğumuz yerde epey eğlendik. Bu arada kendisine iyi bir hayat sunamamamın vicdan azabını hissettiğim güzeller güzeli psikopat kedim de Sena ile Bodrum'a taşındı, şimdi çok mutlu, ve tabii ben de. 

Aralık 2020

Evin eşyalarını aldık, perdeleri aldık, her şey yavaş yavaş gelmeye başladı. Gelinlik, ayakkabı, bi şeyler bi şeyler tamamlandı. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı geldi. Alptuğ 2 cumartesini bizde geçirdi. Artık konuşmaları anlamlı olduğu ve aramızdaki bağ da kuvvetlendiği için geçirdiğimiz vakitlerin daha kaliteli olduğunu fark edip biraz daha büyümüş versiyonuyla olan güzel ilişkimizi hayal etmeye başladım. Evin temizliği yapıldı, annemle eşyalarımızı yerleştirmek için işten 2 gün izin aldım. O 2 günün sonunda yatarken, hani insanın kafasında kendi iç sesiyle bir şeyler döner ya, herhangi bir şey olabilir bu, o seslerin hep annemin sesi olduğunu ve annemle belki de senelerdir hiç o kadar uzun süre birlikte vakit geçirmediğimizi fark ettim. Annemle tartışmadan vakit geçirmiş olmak güzel olsa da, kafamdaki sesten çok hoşlanmadım. Ertesi sabah kafamın içindeki ses yeniden kendi sesimdi, rahatladım. Merve İrlanda'da başvurduğu işten kabul aldı ve Batu ile hızlıca nişanlanıp ay sonunda evlendiler,  nişanını da nikahını da iş yerimde zoom üzerinden izledim. Sena, Merve ve benim birer ay arayla evleniyor olmamızın saçmalığı üzerine düşündüm. Sanki evren bizimle ilgili plan yaparken "neyse bunlar da böylece evlensin işte aradan çıksın" demiş gibi. Nilsu doktorasını bitirdi ve Türkiye'ye döndü. Postdoc başvuruları sonuçlanana kadar Ankara'da kalacak ve bu birkaç ay demek oluyor. Onu sıkışık olmayan 2 günden ibaret görmeyeceğim için çok mutluyum! Hafta sonu sokağa çıkma yasağı olduğu için yeni yıla dair herhangi bir plan yapmadık. Hem de bu hafta sonu ailemizle geçirdiğimiz son hafta sonu. 10 senedir yeni yıla arkadaşlarımla giriyorum. Hep çok heyecanlı, çok çok neşeli ve çok umutlu hislerim olurdu. Bu seneki plansızlık modumu biraz düşürdü. Ben de yılbaşını haftaya kutlamaya karar verdim. Çünkü haftaya evleniyoruz! Yeni chapter'dan önceki son günler. Muhafazakar aile tarafından finally ciddiye alınacak bir gidiş, bu bakış açısına dirensem de ayak uydurduğumu fark ettiğim, -evin aykırı küçük kızının evdeki son günleri- anları.. Ben konuyla ilgili pek duygulanamıyorum zira seneler önce evden ayrıldığımda o hisleri yarım yamalak yaşamıştım. Yarım yamalak diyorum, çünkü gidişim tam bir gidiş değil, bir manipülasyonlar zinciri ile evden parça parça kopuştu. O yüzden yaşanan şey kafamda ve kalbimde ne tam bir ayrılıktı, ne de geri döndüğümde bir tam kavuşma. Belki de böylesi daha iyidir. Terapide aklıma en çok kazınan şey, herkesten ve her yerden duyabileceğimiz "aileni değiştiremezsin" lafının gerçekten tanımlanması oldu. Meğer önceki duyduklarım eksik kalıyormuş. "Aileni değiştiremezsin.. ama kendi aileni istediğin gibi kurabilirsin."

2020 bitti. 2021 itibariyle ben, kendi dünyamdaki varoluşumun yanında, canım sevgilim Arda'yla kurduğumuz kendi çekirdek ailemizde varolmaya devam edeceğim. Sevgi ve sevgi ve sadece sevgiyle dolu olan dünyanın en güzel evinden başlayarak.

Yeni yılımız kutlu olsun!