24 Kasım 2017 Cuma

Senin hala öyle şaşırmaların... Hala aynı kocamanlıkta açabilmen gözlerini; gülerken yüzünün gözünün nasıl göründüğüne aldırmaman; komiklikler yapman hala, çocukkenki gibi. Hala! Ne olacak senin bu hallerin? Kadın kardeşim, sen hiç büyümeyecek misin? Sen hiç mi "ağır" kadın olmayacaksın? Sen bu yaşta hala nasıl yolda giderken sekerek yürümeye cesaret edebilirsin? Ah canım kardeşim, ne olacak senin bu halin?...

... Ne olacak? Sen hikayeler anlatan bir anneanne, nine olduğunda bile bu komiklikleri yapmaya devam mı edeceksin? Her sokağa çıktığında başından geçenleri taklitler, bin türlü tiyatrolar yaparak anlatmaktan acaba ne kadar daha büyüyünce vazgeçeceksin?...

Ece Temelkuran'ın Çocuk Kadınlar yazısını okudum geçen gün. Sonra 45 yaşımdayken okusam da aynı şeyleri hissedeceğimi düşündüm. Sonra da yeğenim beni çok sevecek demek ki diye düşünüp neşelendim.

Çocukluğumdan beri ortamdaki hanım hanımcık sessiz sakin bayan bireylere imrenip bazı günler kendimce "bugün biraz cool ol, sessiz ol, her boka atlama, salak salak hareketler yapma" diye kararlar oluyorum. Sonra gün içinde kendimi "HHÖÖHÖHHÖÖHHĞĞHĞÖÖH"diye haykırıp karnımı tuta tuta kahkahalar atarken yakalayıp "whooops I did it again" diyorum. "Haydaa... Ama ne konuşmuştuk Bilge... " Sanırım artık salmanın zamanı geldi. Neğedem? Ben de böyle bir hanımefendiyim.


13 Kasım 2017 Pazartesi

"It's that thing when you're with someone, and you love them and they know it, and they love you and you know it... but it's a party... and you're both talking to other people, and you're laughing and shining... and you look across the room and catch each other's eyes... but-but not because you're possessive, or it's precisely sexual... but because... that is your person in this life. And it's funny and sad, but only because this life will end, and it's this secret world that exists right there in public, unnoticed, that no one else knows about. It's sort of like how they say that other dimensions exist all around us, we don't have the ability to perceive them. That's-that's what I want out of a relationship. Or just life, I guess."
                                                                                                                                        -Frances Ha.

2 Kasım 2017 Perşembe

Son 7 yılın en huzurlu Kasım'ını geçiriyorum. Kasım'ın laneti son buldu. Nazar değdiren vatan hainidir.

-dur daha başındayız.


25 Ekim 2017 Çarşamba

















L E Z İ Z .

20 Ekim 2017 Cuma

Yeni bebek için iyi dilekler programımız başlıyor!

Babam: İyi bir müslüman evladı, Alptuğ ismine layık bir Türk bahadırı, bilgide, imanda inançta, gayrette, fedakarlıkta, azimde, cömertlikte, dinine ve milletine layık bir müslüman Türk evladı olarak büyüyesin, rızkın bol olsun, Allah evinizin, ocağınızın huzurunu ve bereketini artırsın, sağlıklı sıhhatli, imanlı ahlaklı büyüyesin inşallah evlat!

Ben: Doğa dostu, hayvan dostu, hümanist, ayrımcılık karşıtı ve feminist olursun umarım oğluş. 

Yeni bebek için iyi dilekler programımız sona erdi! 

17 Ekim 2017 Salı


























I will always have gum.

11 Ekim 2017 Çarşamba

13 yaşıma kadar ablamla aynı odayı paylaştık. Or-An'daki evimizde altta benim, üstte ablamın yattığı ahşap bir ranzamız vardı. Ergenlikle beraber kavgalarımızın artmaya başladığı sene yeni bir eve taşındık ve ancak evin deposu olabilecek küçüklükte bir odaya "BURADA YAŞARIM DAHA İYİ" diyerek talip olmuştum. En büyük aşk acıları, ders çalışıyormuş yapmalar, ağlama krizli varoluşsal sorunlar, telefon işletmeleri ve ilk sevgiliyi eve atıp ikindi vakti yatakta kikirdemeler, "ÜHÜHÜHÜ BENİ NEDEN SEVMEDİ acaba oroyin nasıl bir şey hmm?" gibi duygu geçişleri hep bu odada yaşandı. Daha sonra başka bir eve taşındık, orada da bu odadakilerin farklı versiyonları yaşandı. Son olarak taşınılan evdeki odam için tam bir buçuk kişilik yatağa ve istediğim renk duvarlara sahip olmuştum ki yurda çıkmaya karar verip bir odayı tanımadığım 3 kişiyle paylaşmaya başladım. Hayatımın en güzel zamanlarıydı. Buhranlarını yatakta sümük gibi ağlayarak geçiren bir insan için 3 yabancıyla yaşamak pek o kadar da kolay olmayacaktı. Şanslıydım. O dönem ağlamamı gerektirecek buhranlar yaşamadım. Hatta tam tersi, diş tellerim çıkmıştı ve birden herkes tatlış olduğum kadar güzel de bir kız olduğumu fark etmiş, kısmetim açılmış, özgüvenim başından beri hak ettiği noktaya ulaşmıştı. Canım sıkılıp hayatımı bölümlere ayırdığım zamanlarda bu kısma yükselme dönemi diyorum. (Herkesin kendi hayatını gereğinden fazla ciddiye aldığını hepimiz biliyoruz. Benimki sadece procrastination kanserinin getirdiği alışkanlıklarla beraber bir tık daha aşırıya kaçıyor gibi görünüyor olabilir ama bu sadece küçük bir yanılsama) Tabii ki de her yükselme döneminin bir düşüşü vardı. Üniversite son sınıfta birinden aşırı aşırı hoşlanıp asla asla hoşlanmıyormuş gibi yaptığım için kurdeşen dökeyazıp aynı zamanda da hem okulum uzayacak mı uzamayacak mı diye düşünüp bir yandan da uzarsa hayatım kararır, uzamazsa mezun olunca ne yapacağım diye düşündüğüm dönem hissettiğim bitmek tükenmek bilmeyen düşüş esnasında sense of humor'um ters orantılı olarak yükselmekteydi. Bunun sebeplerinden birincisi mizahın çok iyi bir savunma mekanizması oluşu ikincisi de dünyanın en komik 3 kadınıyla çok yakın arkadaş olmamdır. Okul bir şekilde bittiğinde ve ben dahil hiç kimseler nasıl zamanında mezun olduğuma anlayamazken apar topar İstanbul'a, bir aile faciasının ortasına daldığım sırada da önümüzdeki 3 ay bavuldan giyineceğimden haberim yoktu. Bırakınız bir odayı, bir dolabım, kendime ait bir rafımın bile olmadığı çok enteresan günler geçirdim. Sonrasında kendime ait bir rafım oldu, fakat bu birliktelik pek sürmedi. Rafımı benimseyemeden başka bir yere taşındım. Burada bir odam oldu ama yine pek randıman alabildiğimi söyleyemeceğim. 2 gün önce tekrar taşındım. O tanıdık eski his ufaktan uyanır gibi oldu. Sanırım olay masayla ilgiliymiş. Hayatım boyunca çalışma masalarında minimum ders çalışıp maksimum kendimi dinlediğim için, benim için bir odayı oda yapan şey çalışma masasıymış.

Eng101 dersinde yazdığım ilk essay'i hocaya mail attığımda kendisinden şöyle bir yanıt gelmişti  "I am going to stop reading at this point because your essay is too unfocused." Yazarken ne yazdığımı unuttuğum zamanlarda aklıma hep bu mail geliyor. Kalbim çok kırılmıştı çünkü okumayı bıraktığı yerden sonra bir sürü güzel şey yazmıştım ve şovumu yapmama fırsat vermemişti. 

Beni hayatlarında tutan insanlar sanırım şovumu yapmama fırsat verenler. Şovumu yapıyorkenki halimin bu halim olduğunu biliyorlardır umarım. Beklenti söz konusuysa sıkıntı var demektir. 

KENDİNE AİT BİR ODA diyorduk.

Fakat konuyu feminizme bağlayamayacağım çünkü bu bir eng101 essay'i değil. Sadece yeni bir eve taşındığımı ve odamda çalışma masası olduğunu anlatmak istemiştim. 

-hayırlı olsun.