8 Kasım 2015 Pazar

Merhaba.

Dünyaya yeniden 1 saat daha yaklaştık. Günlerdir hava çok kapalıydı ve ev de çok karanlıktı. Bu sabah tatlı bir güneş var ve hala işsizim. "Şimdi şu an hangi güne dönmek isterdim acaba?" sorusunu kendime her yönelttiğimde cevap hep İzmir'e gittiğim günler oluyor. Nedenini tam bilmiyorum. Geçen akşam Sena'ya bahsettim bundan. Neden? dedi, bir güne dönmek istiyorsun ki? Bugünü yaşasana. Haklıydı. Yani. Bilmediğim çok şey var. Her şey yolunda gibi. Ama vücudumdaki huzur oranı bir daha asla geçmesi gereken eşiğe erişemeyecekmiş gibi geliyor.

-martı sevimli bir şey değil. hatta ürkütücü bir şey.

3 Kasım 2015 Salı

"Kuyuya taş atanın peşinden atlayana bak
Yalanla, hile hurdayla binayı katlayana bak
Ömrümüzün en güzel yıllarına patlayanın
     ne evinde bir ayna var, ne içinde bir yürek
Gençliği haybeye yenmiş yorgun ve yalnız nesil
     birbirini buldukça
     düşmedi
     düşmeyecek!"

31 Ekim 2015 Cumartesi

Kendimi çok güzel anlarda çok güzel insanlarla çok fazla gülerken ve aynı zamanda o andan hiç keyif almazken yakalıyorum. Bu çok can sıkıcı bir şey. Ben böyle değildim. Son birkaç ay beni o kadar yıprattı ki, hayatımın geri kalanıyla ilgili hiçbir şeyi merak etmiyor ve ölene kadar bir yorganın altından çıkmamaya karar vermekte de bir beis görmüyorum. Henüz yorgan sahibi değilim.

-ve fakat yatağım salı günü geliyor.

29 Ekim 2015 Perşembe

Dün gece serotonin çeşmesi yine açık kaldı. Evi su bastı.
Dolgum düştü. Dişim ben farkına varmadan bütün dilimi kesmiş.
Şimdi çok acıyor. Ankara'dayım. Annem kış çayı verdi. Soğuğa çıkıp saç kestireceğim. 
Geleceği düşünme
Geleceği düşünme
Geleceği düşünme.

Geleceği.






-düşünme. 

24 Ekim 2015 Cumartesi

5 gündür Suriyeli çocuklarla sanat terapisi yapıyoruz. Yorgunluktan hasta oldum ama çok mutluyum. Bugün veda günümüzdü. Her session'ın sonunda kendimi tutamayıp ağladım. O çocuklar o kadar masum o kadar tatlılar ki. Suratlarına bakınca neler yaşadıklarını ve neler yaşayacaklarını hayal edip delirecek gibi oldum. Umalım ki zorluklarla karşılaşmasınlar. Karşılaşacaklar, evet. Güçlü olabilsinler.

Bu arada bu satırları 2 senedir "müstakbel evimden yazıyorum" diyip durduğum yerden yazıyorum ve bilin bakalım ne? Müstakbel değil artık. İlk gecemde yalnızım. Hastayım ve ada çayı içiyorum. Yarın ablamla yatak almaya gidicez.

-bi de lamba.

22 Ekim 2015 Perşembe

"Annemle karşılıklı ilk sigara içişimiz, bu akşamları yağmurlu gündüzleri pek sıcak İstanbul Haziran'ına denk geldi." diye yazmıştım, Haziran ayında. L şeklindeki bu salonda, sigara L'nin uzun kısmında, yemek masasının pencereye yakın bölümünde içiliyor. Evin asıl sahipleri öyle yapıyordu yani. Ben de burada kaldığım için böyle yapıyorum. Neyse, eğer L'nin kısa kısmında sigara içiliyorsa bunun 2 sebebi vardır. 1) Ev sahipleri paşa gönüllerini eğlemek istemiştir ve bu çok nadir görülür. 2) Ev sahipleri çok kederli veya sinirlidir. Bu yazılı olmayan kurallar, sözlü olarak da hiç dile getirilmediler. Sadece benim sessiz gözlemlerim sonucu vardığım şeyler. Bu akşam yine L'nin kısa kısmında sigara içildi. Ve içen bendim. Ve diyebilirim ki, paşa gönlümü eğleyecek bir halde değilim. Ve bardağın dolu tarafından bakacak halde de değilim ama diyelim ki kendimi zorladım, ev sahibi mi oldum acaba? Müthiş. Tam ihtiyacım olan şeydi çünkü.

-Haziran'ın hüznü Kasım'a sıçradı.

17 Ekim 2015 Cumartesi

Nefes alamıyorum,
etrafa bıraktığım izlenimlerin aksine.
-çok uzaklardan söz etmiyorum bile. Oralar zaten hep çok uzaktılar.