26 Eylül 2015 Cumartesi

Ankara'ya geleli 1 hafta olmuş. Sanki 3 gün olmuş gibi. Zamanın bu kadar hızlı akması hem güzel hem korkunç. Bu blog'ta en çok bahsettiğim şey herhalde zamanın hızlı akması olabilir ya. Pazartesi yine İstanbul. Biraz sıkıldım. Bunaldım. Ne yaptığım hakkında pek fikrim yok gibi. Ama aslında kafamda planlar belirip duruyor. Tezimin survey'ini yeniden yürütmeye başladım. 1 sene boyunca eşcinsellerin partner seçimlerini evrimsel olarak inceledim, 3 ay yattım, result'ı unutmuşum? asjdfk. üf. BİBOKOLMAZBENDEN.

Yarın Seğmenler'de yuvarlanacağız.

-sanırım ben deliyim.

16 Eylül 2015 Çarşamba

İstanbul'u sevmiyorum. Daha doğrusu, hiçbir şey hissetmiyorum. Zaman-mekan'dan bağımsız, asla benimseyemeden, duruyorum. Bunu en çok toplu taşımalarda fark ediyorum. Boğaz çok güzel. Çok estetik. Martılar var. Deniz. Vapur. Balıkmalık. Ve şuursuzca seyrettiğim daha bir sürü şey.

-hayatımı tüketiyormuşum, gibi.

15 Eylül 2015 Salı

Kendi kendime birtakım radikal kararlar almaya ve uygulamamaya devam ederek çürüttüğüm güzel yıllarım aynı şekilde sürmekte. Bu yaz yapacak ne çok işim, okuyacak kitaplarım ve düşünecek şeylerim vardı. Yaz bitiverdi. Eylül'ü bile ortalamışız, nasıl oldu bu? Ekim falan da gider bu gidişle, demiş. Doğru demiş. Birkaç saat sonra Nilsu'yla skype buluşmamız var. Amerika'daki yeni odasını görmek, biriktirdiği yeni anıları dinlemek ve ona kararlarımdan bahsetmek için sabırsızlanıyorum.

Geçen gün Merve hayatına girdiğim insanlarda her zaman iz bıraktığımı düşündüğünü söyledi. Aksini düşünemiyorum, dedi. Bense hep aksini düşünürüm. Garip.

İstanbul'da Eylül esintileri var da kokusunu alamıyorum bir türlü. Haftasonu Ankara'ya gidip Eylül'ün hakkını vereyim. Böyle olmaz.

-yarın sabah erken kalkıp sahilde bisiklet süreyim.

10 Eylül 2015 Perşembe

Merhaba.

Birkaç gündür saçma bir şekilde kıta değiştirip duruyorum. Bugün yine. Çünkü neden, çünkü pek sevdiğim güneş gözlüğümü Altıpatlar sokak denilen yerde unuttum. O sokakta kısa süre içinde 3 kere bulunacak olmam pek hayra alamet bir şey değil aslında ama hadneyse.

Akşamları da Marmara Üniversitesi'nde takılmaktayım. Eğitimin şart olması hususu.

Dün Ankara'yı sevme nedenleri diye bir başlık okudum ekşi'de. Ne yalan söyliyim, içim çekmedi değil. Ne garip. Renklerinden, kokularından filan bahsetmişler. Bir şeyi sevmem için beynimde kodladığım iki şey. Demek gerçekten sevince herkeste benzer kodlamalar oluyormuş. Böyle naif bir konuya KODLAMA diyerek de yavaş yavaş mekanikleşmeye başladığımı göstermiş oldum.

Buraya kadarki kısmı sabah yazmıştım. Yazdım yolladım sanıyodum. Çok mühim çünkü yollamamış olmam. AMANALLAĞHIM. Başım ağrıyor. Günler geçiyor.

8 Eylül 2015 Salı

ne bende
ne ailemde
ne ülkede
ne dünyada.

hiçbir yerde
hiçbir şey.

-birazcık bile.

5 Eylül 2015 Cumartesi

Ne olunca yazılmıyordu? Şu an bilmiyorum. Yaz bitti. Yani teknik olarak. Yazacak çok şeyim var ve hiçbir şeyim yok gibi yine. Ben yine bi 10 gündür filan Ankara'dayım. Yarın Osman'la İstanbul'a dönüyoruz. Umarım telefonuna radyo tiyatrosu indirmeyi unutmaz.

Bu yaz çok hızlı geçerken aynı zamanda hiç bitmeyecek gibiydi, değil mi? Bitti. Hep biter. Boşuna telaşlanıyoruz bazen.

Son olarak bu tatlı Ağustos ayı için önce evrene, sonra karmaya ve son olarak yetkililere teşekkürlerimi iletmek istiyorum.




















-FinkFloyd ve biz, Eylül'ü kutlarken.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Aslında konuşkan bir insanım. Anlatacak milyonlarca şeyim var. Fakat o "hadi bana bi şeyler anlat." diyince, sanki derste hocayla konuşuyormuşum da hoca birden "in english please." demiş gibi, kalaklıyorum.

-Ehm, yes. Yok yok, no.