23 yaş ve yaşanmışlıklar ve biraz da tecrübe şöyle bir şey: Geçmişte olsa üzücü diyebileceğimiz şeyler bu yaştan sonra maksimum keyif kaçırıcı olabiliyor. Yaşlılık mı bu, olgunluk mu, ne? Herhangi bir duyguyu dolu dolu yaşamaya üşenmek neyle alakalı? Tam sevinecekken mesela, kendini durdurman, üzülecekken kolunu kaldıracak halinin olmaması ve durumun can sıkıcılığını sadece içten bir "sikerler" ile yansıtman. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? İyi.
ama,
-Muhtemelen kötüdür.
19 Eylül 2014 Cuma
16 Eylül 2014 Salı
7 ders alma çakallığım planladığım gibi işlemedi, ama bu demek değil ki B planına geçmeyeceğim. Okulun ilk haftası hep bi tuhaf. Derse gitsen bi dert, gitmesen bi dert, otursan çok oturdu oluyosun, kalksan niye kalkasın ki manyak mısın ne güzel oturuyoruz filan gibi saçmalıklar. Bugün Esra'nın doğum günüydü. Saçmalıkların arasına güneş gibi doğan tam eylül havası eşliğindeki 1-2 saatlik kutlama. Balonlar, neşeler.. Akşam da Hacerle buluştum. Dertleştik. Eskiden hep ben anlatırdım, artık o da anlatıyor. Çünkü büyüdüm. Bu önemli. Sonra dönerken şunu düşündüm. Hisler aslında hep aynı. Yani, 8 yaşındaki heyecanla şimdiki aynı. Korku, aynı. Kalp kırıklığı, beklenti, sevinç eskiden nasılsa hala aynı. Sebepleri farklı da, his aynı his. Çok enteresan değil mi ya? Bencöyle. Sonra servisten inip yurda giderken bi baktım 96'lı kardeşlerim gitar çalıp şarkı söylüyorlar. Wish you were here çalıyordu. Hmmm bak sen şunlaraaaa, diyerek gittim yanlarına oturdum. Ergonomik yapım sayesinde de hemen kamufle oldum. Şu bir gerçek ki, yaşıtım olsalar sikseniz oturamazdım tanımadığım bir grubun ortasına tek başıma, ÇAT diye. Ben gidince nedense seviye düştü. Pink Floyd'la başladık en son Şebnem Ferah-Sil Baştan çalıyorlardı. Bu ani düşüşe anlam veremedim. Sigaramı söndürüp uzaklaştım. Sonra onlara biraz imrendim. Üniversiteye yeni başladılar ve yaşayacakları bir sürü şey var. Her şeyleri yeni. Sonra bir sürü şeyi tamamen tüketmiş olmama az kaldı diye üzüldüm. Her şey tükeniyor. Dünyaya her bir boku tüketmeye gelmişiz.
-Durduramıyoruz çocuklar.
13 Eylül 2014 Cumartesi
Yeni odamdayım.
Merve'yle skype yaptık. Keşke hep yanımda olsa. Şu an kendimi evrende çok gereksizmiş gibi hissediyorum ve evren de benimle ilgili plan yapmak için çok hevessizmiş gibime geliyor. Evren plan yapmaz. Her şey tesadüflerden ibarettir. Ya dışarı çıkıp bi şeyler içeceğim ya da odamda Cosmos izleyip evrenin beni sikine takmadığına dair yeni şeyler öğreneceğim. İçim sıkıldı. Penceremin dibinde dev bir ne bok olduğu anlaşılmayan ve az daha yüzsüz olsa içeri taşacakmış gibi görünen bir ağaç var. Geceleri gizlice sigara içemem, ağacı yakarım diye korkmaktan. Varsın yansın be.
-Yanmasın yanmasın.
Merve'yle skype yaptık. Keşke hep yanımda olsa. Şu an kendimi evrende çok gereksizmiş gibi hissediyorum ve evren de benimle ilgili plan yapmak için çok hevessizmiş gibime geliyor. Evren plan yapmaz. Her şey tesadüflerden ibarettir. Ya dışarı çıkıp bi şeyler içeceğim ya da odamda Cosmos izleyip evrenin beni sikine takmadığına dair yeni şeyler öğreneceğim. İçim sıkıldı. Penceremin dibinde dev bir ne bok olduğu anlaşılmayan ve az daha yüzsüz olsa içeri taşacakmış gibi görünen bir ağaç var. Geceleri gizlice sigara içemem, ağacı yakarım diye korkmaktan. Varsın yansın be.
-Yanmasın yanmasın.
12 Eylül 2014 Cuma
Derslerimi seçtim. Son bir çakallık denemesiyle tezi de yükleyip 7 ders alarak okula IN YOUR FACE diye haykırma planlarım var. Olmadı kaçarız. Melih geçen gün yine artık blogunda hiç benden bahsetmiyon diye içerlendi, hatta açıp kendi adını arattı. Bundan sonra aralara ismini serpiştirip ona küçük mutluluklar yaşatayım. Dün Osman ve Duygu bi yere gittiler, iki saat bana tarif etmeye çalıştılar. Mekan dersanemin bahçesi çıktı, buna ne diyeceksiniz? Başka da bir şey yok çocuklar. Yarın filan yüklenip yerime yurduma gidiyorum. Baya heyecanlı. Şakaşaka değil. Sonra bi de dün çok saçma bi şey yaşadık Öykü'yle. Hemen onu da anlatıp gitcem. Nilsu'yu beklerken iki tane Koreli kız Türkçe olarak "tuvalet nerde acaba?" dediler. Ben de Türkçe bilmiyorlardır da tatlılık olsun diye Türkçe sormuşlardır diye düşünerek İngilizce cevap verdim. Sonra kızlardan biri yine Türkçe olarak "İngilizcen çok iyiymiş :))))" dedi. Haydaaaaa bakışı attık Öykü'yle birbirimize. Sonra bunlar başladılar konuşmaya. Nerde okuyonuz da, ne okuyonuz da, napıyonuz burda da filan falan. Sonra bizimle oturmak istediler. Oturduk. Konuş babam konuş. Allah ne verdiyse konuşuyor kızlar Türkçe. Hem de 8 aydır burdalarmış. Amerikalılarmış, California'dan. Ve diyor ki, Ocak'ta döneceğiz, hiç dönmek istemiyoruz, Türkiye rüya gibi. Ankara çok güzel. Kızılay'da yurtta kalıyoruz, hergün çiğ köfte yiyoruz. AYNEN BÖYLE DEDİ. Kafayı yemişler amk. Sonra da konu dine geldi. Dedi ki sizin dininiz ne. Biz de bizim dinimiz yok dedik. Hristiyanlarmış. Sonra misyonerlik başladı. Biz günahkarız, tanrı bizi cezalandırcaktı ama İsa bizim için öldü. O hepimizi çok seviyor. İsa sizi çok seviyor filan dedi. Sonra giderlerken de bizi pazar günleri için kiliseye davet ettiler. Dikimevi'ne..... Bi de bunlar burda bize herkes Çin diyor, Japon diyor ama Koreliyiz diyince ulan dedim Yiğitciğim Özgürcüğüm aşkına şimdi yapıştırıversem NE DİYO LAN BU TATAR RAMAZAN? cevabını be. İçimden dedim. İçimde kaldı.
-Kızın adı Grace. Ama kendisine NEŞE denmesini istiyor. Nasıl? Baya iy.
-Kızın adı Grace. Ama kendisine NEŞE denmesini istiyor. Nasıl? Baya iy.
9 Eylül 2014 Salı
Eylül sonunda geldi, herkese geldi bence. Perşembe yurda yerleşmek ve ders seçmek için okula gidicem. Her şey kaldığı yerden devam etsin. Ben yine kendi başımın çaresine bakıyormuş gibi yapayım. Ön yüklemelerde hangi dersleri seçtiğimi hatırlamıyorum. Hangi dersleri seçmek istediğimi bilmiyorum. Kendime program da yapmadım. Basiret bağlanması filan değil de, bu sene bitecek, bu sene bitince muhtemelen çok üzüleceğim. Şanslı bir insanım. Muhtemelen mezun olacağım. Belki de olamam. Bilmiyorum ya. Sadece kendimi şöyle bir bırakasım var. Yerçekimsiz bir ortama.
3 Eylül 2014 Çarşamba
Ben yanlış anlaşılıyorum. Burası yanlış anlaşılmaya çok müsait. Yanlış anlaşılmamın umrumda olmaması için hala çok erken. Ben ne yapayım, burda sadece geyik yapayım, bir süre belki. Ankara'da değilken ve hazır internetle alakam biraz azalmışken bunun üzerine gideyim ve mesele çözülsün. Herkese ferah bir kalp ve rahat bir kafa diliyorum.
2 Eylül 2014 Salı
Ankara'dan bildiriyorum!
Sanırım ilk defa Ankara'dan bu kadar uzak kaldım. Şimdi odamdayım. Ama sanki dün de odamdaydım. Anlayamadım bu hissiz hissi. İstanbul aşırı duygu yüklü geçti. Hiç hesapta olmayan şeyler oldu. Anlamaya çalıştım, anlamlandırmaya çalıştım, zorlandım. Çocuklar, doğa üstü olmadığı sürece, hayatta her şey olur. Amygdala'larınızdaki hareketlilikleri "imkansız" olarak yorumlamayın. Neyse ki biraz beyin anatomisi ve biyoloji biliyorum. Öğrendiklerim gerçek hayatta ilk kez bu yaz işe yaradı. 28 Ağustos'u unutmayacağım. 29'u sabahını da. O gün bir şeyler oldu. O gün çok konuştum. O gün midemiz bozuldu ve o gece sabaha karşı Merve'yi havaalanına götürdük. Vedalaştık. Sonra Sena, Osman, Görkem ve ben şehre döndük. Osman evine gitti. Hava aydınlanmaya başlamıştı. Yine duygulandım. Güzeldi yani. Ama çok hüzünlüydü. O anları keşke daha güzel anlatsam, şu an bok gibi yazıp geçiyorum. Yolda açık bir pastane bulup sandviç aldık. Eve gidince Görkem çay demledi. Biraz müzik dinleyip, takılıp uyuduk. Sonraki gün Bursa'ya gittim. Bu tatil genel olarak çok güzeldi ama bazı anlar ki onlar hep İstanbul'da yaşandı, benim için inanılmaz değerli. Umarım hiç unutmam. Şimdi yine akıllanmayıp bir sürü anlam yüklediğim eylül geldi. Aylara anlam yüklememem gerektiğini asla öğrenemeyeceğim galiba.
Gittiğim yerlerden dönerken, bu herhangi bir yer olabilir, mesela Bursa'daki Kozahan veya Esraların köyü olsun, ya da Görkem'in evi olsun, sanki bir daha gidemeyecekmişim gibi geliyor. Bu his beni o kadar hüzünlendiriyor ki o an ağlayasım filan geliyor. Bu saçma düşünce bende yeni moda oldu. Çünkü dertsiz başıma dert edinmeden rahat edemiyorum amk yerinde çocuklar.
Buraya genelde böyle fotoğraf koymuyorum ama hoşuma gittim. Sanki dinlediğim çok önemi bir şeyi process ediyormuşum filan gibi, bir bilgeymişim gibi. Ama ben bilge değilim ki balık?!
Sanırım ilk defa Ankara'dan bu kadar uzak kaldım. Şimdi odamdayım. Ama sanki dün de odamdaydım. Anlayamadım bu hissiz hissi. İstanbul aşırı duygu yüklü geçti. Hiç hesapta olmayan şeyler oldu. Anlamaya çalıştım, anlamlandırmaya çalıştım, zorlandım. Çocuklar, doğa üstü olmadığı sürece, hayatta her şey olur. Amygdala'larınızdaki hareketlilikleri "imkansız" olarak yorumlamayın. Neyse ki biraz beyin anatomisi ve biyoloji biliyorum. Öğrendiklerim gerçek hayatta ilk kez bu yaz işe yaradı. 28 Ağustos'u unutmayacağım. 29'u sabahını da. O gün bir şeyler oldu. O gün çok konuştum. O gün midemiz bozuldu ve o gece sabaha karşı Merve'yi havaalanına götürdük. Vedalaştık. Sonra Sena, Osman, Görkem ve ben şehre döndük. Osman evine gitti. Hava aydınlanmaya başlamıştı. Yine duygulandım. Güzeldi yani. Ama çok hüzünlüydü. O anları keşke daha güzel anlatsam, şu an bok gibi yazıp geçiyorum. Yolda açık bir pastane bulup sandviç aldık. Eve gidince Görkem çay demledi. Biraz müzik dinleyip, takılıp uyuduk. Sonraki gün Bursa'ya gittim. Bu tatil genel olarak çok güzeldi ama bazı anlar ki onlar hep İstanbul'da yaşandı, benim için inanılmaz değerli. Umarım hiç unutmam. Şimdi yine akıllanmayıp bir sürü anlam yüklediğim eylül geldi. Aylara anlam yüklememem gerektiğini asla öğrenemeyeceğim galiba.
Gittiğim yerlerden dönerken, bu herhangi bir yer olabilir, mesela Bursa'daki Kozahan veya Esraların köyü olsun, ya da Görkem'in evi olsun, sanki bir daha gidemeyecekmişim gibi geliyor. Bu his beni o kadar hüzünlendiriyor ki o an ağlayasım filan geliyor. Bu saçma düşünce bende yeni moda oldu. Çünkü dertsiz başıma dert edinmeden rahat edemiyorum amk yerinde çocuklar.
Buraya genelde böyle fotoğraf koymuyorum ama hoşuma gittim. Sanki dinlediğim çok önemi bir şeyi process ediyormuşum filan gibi, bir bilgeymişim gibi. Ama ben bilge değilim ki balık?!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)