28 Haziran 2014 Cumartesi


























-kusacağım.
















Stuck in love izledim. Durup dururken ağlama krizine sokacak bir film değil, beyin sulandıracak bir film istemiştim. Sanki bütün her şey camdan bir duvarın arkasında kalmış ve yürürken oraya bakmaktan boynum tutulmuş gibi.

26 Haziran 2014 Perşembe

Merhaba.

Stalklarım beni yanıltmıyorsa paralel bir evrende şu saatlerde bir balodayım. Galiba. Yine de emin değilim. Kendimi acaba oradaki Bilge topuklu giymiş midir, giymişse acıdan kıvranıyor mudur filan diye düşünürken bulunca dedim ki BİLGE, MAL MISIN ACABA? Malım, dedi.

Hava çok sıcak bugünlerde. Ben de biraz umutsuz ve depresifim. Ama hepimiz biliyoruz ki bunlar geçen şeyler. Geliyorlar ve geçiyorlar ve ben dışarıdan bakıldığında tek derdi saçlarını kestirip kestirmemek gibi görünen bir insan olarak hayatımı sürdürüyorum, ama;

...ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam.

24 Haziran 2014 Salı

Merhaba.

Madem öyle o zaman ablam ve eniştemin romantik tatillerini nasıl baltaladığımla ilgili bir şeyler yazayım. Aslında ben bir şey demedim, onlar kendilerine katılmamı istediler çünkü ben çok eğlenceli bir insanım......

Uçakta tanıştığım iki gençten biri bana tatmam gereken şarapların listesini yazarken enişteciğim de sinsi gibi konuşmalarımızı dinleyip ablama "Bilge kesin ben bunlarla gitçem diyecek....." filan demiş, gerilmiş fakat öyle bir şey olmadı tabii ki. Paris'le ilgili söyleyecek çok şey var aslında ama ben sadece YA ÇOK GÜZELDİ diyeceğim çünkü çok güzeldi. Fransız kadınları da Fransız erkekleri de gerçekten pek başarılı kimseler. Bunun yanında sidik kokulu metrolar ve her köşe başında beliren homelesslar var ama umrumda oldu mu, tabii ki hayır. Bütün sokakları birbirinden güzeldi ve her köşe başında bir diğerine mi otursak buna mı otursak dedirten kafeler vardı. Neyse ki fakirdik de öyle  şeyler deme fırsatımız pek olmadı. Şimdi şuraya gittik, bu kafeyi öneririm, ordaki sahafa gidiniz tadında şeyler yazmayacağım çünkü biraz şuursuz bir gezi oldu benim için. Yani genel olarak etrafa savrulup YA ÇOK GÜZEL diyerek baktığım, ve genel olarak kafamı kurcalayan iki şeyle dolu 3 gün. Biri Merve'nin Paris'e çok yakışacak olmasıydı, diğeri Paris'le ilgili daha önceden kurulmuş hayallerin evrende süzüle süzüle şu an nerelerde bulunduklarıyla ilgiliydi. Bir şeyi her çok istediğimde, sonrasında evrenin bütün bu isteği neredeyse tamamen yanlış anladığını fark ediyorum. Bu bana yetinmeyi mi yoksa "canım sağolsun, ne yapalım.." uzmanı olmayı mı öğretiyor?

-alın bakalım üşbeş tane fotoğraf size:






















































23 Haziran 2014 Pazartesi

Eve döndüm, hastaneye gittik. Çünkü dün bir minik Yiğit doğmuş. Annesi babası yanlış anlar diye demedim ama, tam bir kara kaplumbağası gibiydi. Ki bu güzel bir şey. Yani boynu filan. Ve ağır hareketleri. Bi de burnu. Bir insanın bu kadar minik olabilmesi çok saçma. Ziyaret defterine birkaç şey yazmamı istediler, ay dedim ben yazamam babam yazsın. Oysaki nasıl da doluydum. Öyle de bir yazardım ki Yiğit zamanı gelip de defteri okuduğunda benim kısmımı atlardı. Salak çocuk. Burnunu kopartıp en sevdiğim gömleğime düğme yapmamam için bana bir sebep söyle.


















-nazar değdirirseniz hepinizi öldürmek zorunda kalacağımı hatırlatır, esenlikler dilerim.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Bugün kendimi genel olarak yorgun ve aptal hissettim çünkü taksicilere hep inanıyorum. Bundan sonra taksicilere güvenmeyeceğim. Sonra limonata molası vermiştim tam, ama limonatama minik bir sinek düştü. Çıkardım parmağıma yapıştı. Üfleyerek kuruttum, uçtu. Aslında genelde böyle minik sinekleri öldürürüm. Yani düşünmeden böyle, parmağımı masanın altına sıyırarak filan. Aman ne gerek var ölmesine? Bugün hiç cinayet havamda değilim zaten. Normalden az sigara içmemden belliydi.

Vizem çıktı. Yarın İstanbul, perşembe Paris. Pazarsi Ankara.
Biraz içim buruk aslında. Bi heyecanlanamadım, sevinemedim filan tam.

-ojem kurusun da yatayım.

16 Haziran 2014 Pazartesi

Merhaba. 4 yıldır gitmediğim Afşin'de değişen tek şey tek katlı ve çok tatlış olup üzerine -muhtemelen evdeki çocuklardan biri evlendiği için- yeni kat çıkılan evler. Evin alt katı yeşil mesela, yeni katı boyanmamış. Alt kat kiremit rengi ve ahşap pencereli, yeni katı boyasız ve pimapenli. İnşaatı bitmiş ama bir şeyler hep yarım kalmış gibi görünüyor, grilikten. Bu tarz değişiklikler. Ha bir de üzerinde NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE yazan küçük dağdaki yazının biraz daha silikleşmesi. Düşünün ki bir gün siline siline yok olacak. Onun dışında sokaklar ve havanın kokusu ve dokusu ve çocuklar aynıydı. Dün annemle uzun bir yolculuk yaptık. Molada artık dayanamayıp sigara içmek istediğimi söyledim. Ben de içicem ama beraber içmeyelim git az ötede iç, dedi. Otobüsü aramıza alıp sigaralarımızı içip hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ettik.

Bugün de staja gittim. 9buçuk'ta gittim 11buçuk'ta saldılar.  Mmpi testi öğrendik. Bu, yaklaşık yarım saatimizi aldı. Kalan 2 saat sohbet ve çay eşliğinde geçti. Bizden kendilerine değişik şeyler anlatmamızı istediler. Biz de elbette Phineas Gage'i anlatacağız. Çünkü allağın emrinden dolayı.

-yarın vizemin çıkıp çıkmadığını öğreneceğim. çıkmışsa bir sürü şey yazarım, çıkmamışsa hiçbir şey olmamış gibi yaparız.