Az önce oda arkadaşım canının ayran istediğini söyledi. Ben de "insanın canı ayran mı çekermiş.." dedim ve kendimi bir reklamın içinde buldum. Birden "evet ama bu NANELİ!" diyip hemen bir bardak çıkarıp ayran doldurdu.
TADI ÇOK GÜZELDİ LAN!
8 Aralık 2012 Cumartesi
Akşam dışarı çıktım. Duygu-Mert-Çağrı'dan oluşan grup ve bir de Neriman ve arkadaşlarından oluşan bir başka grubu aynı çatı altına almaya çalışıp çok da çabalamadan bunu başardıktan ve iki grubu aynı masada birleştiremediğimi gördükten sonra iki masada da biraz biraz oturuyordum (adeta sünnet düğünü sahibi gibi) ki Neriman ve arkadaşları kalktı ve diğer masada kaldım. Bununla beraber rahatladım tabii. Aslında olaylar dün herkese "yarın çıkçaksan görüşelim" dememle başladı. Herkes de kesin cevablar vermedi ve ben nasolsa herkesten birileri dışarda olur diye düşünerek çıktım. Ve herkes de dışardaydı ve herkese de görüşelim dediğim için herkesle görüşmem gerekiyormuş gibi oldu. Aslına bakarsanız gerekmiyordu. Duygu'yla ne zamandır dışarı çıkamıyorduk. Ama Neriman da dün çok kahırlıydı ve birileri ona sarıldığında çok iyi geldiğinden bahsetmişti. Sonra bir de Ezgilerle yeni açılan Tektekçi'ye gitme planları yapmıştık ama o da kesin değildi. Böylece aynı saatler içerisinde 3 farklı grupla mesajlaştım ve hepsiyle de görüştüm inanır mısınız? Böyle anlatınca ortamların paylaşılamayan insanıymışım gibi oldu fakat lakin ki alakası yok. Her şey benim "hof çok cooluz illaki biyerlerde karşılaşır görüşürüz, bu planlı yaşam neden tanraşkına?" havalarına girmiş olmamdan kaynaklanıyor. Peki kendi halinde bir yaşam süren ben neden böylesi triplere girdim? Çünkü yarın, hatta bundan tam 12 saat sonra matematik sınavım var. Konunun bununla bir ilgisi olabilir. Tam emin değilim. Umrumda da değil. Bütün bunların yanında, servis beklemem gereken gecenin son yarım saatini, yani saat 1'e yaklaşırken ve servis 1buçukta kalkacağından, Underroof denilen erasmusların takıldığı mekanda Ezgilerin yanına uğrayarak geçirdim. Yani servisi Underroof'ta bekledim. Ve içeri girdiğimde bana el sallayıp şuh kahkahalar atan adam tam olarak geçen seneki Eng102 hocamdı. Hani şu ilk dersinde Geneology of Morals'ı okutan, research paper diye götümden kan aldıktan sonra yaz tatilinde benimle tetris oynayıp duran adam. Kafası bir hayli iyiydi ve bana sarılıp halimi hatrımı sordu. Ben de ona baya kilo verdiğini filan söyledim. Yavşak yavşak sırıtarak "TAŞŞAKKURLLAAĞHR :d:dDDD" dedikten sonra kimseye hoca olduğunu çaktırmamamı, herkesin onu öğrenci sandığını söyleyip biraz daha güldü ve bi ara yine tetris oynamayı teklif etti. Çok eğleniyordu zaar, ben de "tmm cnm grşrs by" diyip uzaklaştım. Sonra bi bira aldım. Sonra Sean Paul çaldığında aklını kaybeden insanları biraz seyrettim. Sonra saat buçuğa yaklaştı. Sonra Ezgi dönmemem için ısrar etti fakat vicdanım beni rahat bırakmadığı için çıktım geldim. Böyle de sorumluluk sahibiyim.
-7. sınıftayken Sean Paul kasedim vardı.
7 Aralık 2012 Cuma
Sena'yla uzun uzun telefonda konuştuk. İntihar eden insanların hayat bitti sanıp intihar ettiklerini söyledi. Sonra intihar kelimesini kullandığı için rahatsız olduğumu fark edip hayatı ne kadar sevdiğinden bahsetti. Beni en iyi anlayan ve en iyi anladığım insana sadece "o kadar haklısın ki.." diyebildim. Çünkü Sena yine en haklı.
6 Aralık 2012 Perşembe
5 Aralık 2012 Çarşamba
Anlayamadığım bir sürü şey, bir sürü insan, bir sürü davranış var. Emin olduğum şey ise, dünyadaki bütün psikanaliz kitaplarını yalayıp yutsam da, anlayamadığım insan davranışlarının sayısındaki azalmanın genele herhangi bir etki etmeyeceği.
Dün ekşi'den sınav kağıtlarına yazılan ilginç notlar gibi bir şey okudum. Sonra birinci sınıftayken açıklamam gereken "anal dönem" başlığına bebeğin kakasını vermek istememesiyle ilgili bir şeyler yazarken kaka'nın İngilizce'sini hatırlamayıp yerine "shit" yazdığım ve parantez içinde hocadan özür dilediğim not geldi. Kendimi tek ifade etme biçimimi bile yansıtamadığım için yabancı dilde eğitimin amınakoyayım bence. Mesela sınav kağıdına bok yazıp yazmamak değil elbette. Bunun daha bir sürü eksisi var. Fakat burada bunu tartışacak değilim.
Eskiden insanlar bana mail atardı. Şimdilerde atmıyorlar. Eskiden, eskiden insanların mektuplaştığı hatırlanıp üzülünürdü. Şimdi mail gelmiyor diye üzülüyoruz. Ya da bir tek ben üzülüyorumdur. Önemli değil. Gerçekten değil.
Lisedeyken Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi'ne giderdik. Çok yüksek tavanlı, kocaman avizeleri ve tavana kadar pencereleri olan, oturma düzeni ilk bakışta bir kiliseyi andıran, kasvetli bir kütüphaneydi. Hep aynı yere oturup koca koca kitaplar okuyup notlar alan yaşlı amcayı kütüphane görevlisi sanırdık. Sonradan kendisinin hobi olarak orada bulunduğunu öğrenmiştik. Fransızca çeviriler yapıyormuş. Orada bulunduğum saatler içerisinde ders çalışmak yerine genelde insanlar hakkında düşündür, film gibi hayaller kurar, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlardım. Yanımda burnunu çeken bir gençle ilgili onu ne kadar iyi anladığımı anlatan sayfalar dolusu bir yazı yazdığımı hatırlıyorum. Daha sonra Milli Kütüphane'ye gitmeye başlamıştık. Orası üniversite öğrencileriyle doluydu. Milli Kütüphane Adnan Ötüken'in zibilyon katı büyüklüğünde. Bir çalışma salonunda yaklaşık 400 çalışma masası var. Büyük bir bahçesi var ve kütüphanenin Bahçelievler'de olması mola verdiğinizde verdiğiniz mola saatini 3 ile çarpmanıza neden olur. İşte o zamanlar, havalar ısındığında kimsenin girmediği ağaçlarla kaplı alana girip orda yatardık. Mayıs ayı gibi ağaçlarındaki erikler yenilecek kıvama gelirdi ve hava karardığında ağaçlara dalardık. Evdeki erikleri yemezdim çünkü ben meyve sevmem. Ama işte o kütüphane bahçesindeki erikler çok güzeldi. Kütüphaneler o öss stresiyle dolu, boğulup ölemediğimiz zamanları yaşanabilir kılan yerlerdi. Üniversiteye başlayınca da birkaç kere gittim ama eski sıcaklığı bulamadım. Şimdi okul kütüphanesindeyim. Cumartesi sınavım var. İnsanlar hakkında düşünüp, film gibi hayaller kurup, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlamaya devam ediyorum. Değişen tek şeyin yaşımdaki rakamlar olması beni mutlu ediyor.
Eskiden insanlar bana mail atardı. Şimdilerde atmıyorlar. Eskiden, eskiden insanların mektuplaştığı hatırlanıp üzülünürdü. Şimdi mail gelmiyor diye üzülüyoruz. Ya da bir tek ben üzülüyorumdur. Önemli değil. Gerçekten değil.
Lisedeyken Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi'ne giderdik. Çok yüksek tavanlı, kocaman avizeleri ve tavana kadar pencereleri olan, oturma düzeni ilk bakışta bir kiliseyi andıran, kasvetli bir kütüphaneydi. Hep aynı yere oturup koca koca kitaplar okuyup notlar alan yaşlı amcayı kütüphane görevlisi sanırdık. Sonradan kendisinin hobi olarak orada bulunduğunu öğrenmiştik. Fransızca çeviriler yapıyormuş. Orada bulunduğum saatler içerisinde ders çalışmak yerine genelde insanlar hakkında düşündür, film gibi hayaller kurar, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlardım. Yanımda burnunu çeken bir gençle ilgili onu ne kadar iyi anladığımı anlatan sayfalar dolusu bir yazı yazdığımı hatırlıyorum. Daha sonra Milli Kütüphane'ye gitmeye başlamıştık. Orası üniversite öğrencileriyle doluydu. Milli Kütüphane Adnan Ötüken'in zibilyon katı büyüklüğünde. Bir çalışma salonunda yaklaşık 400 çalışma masası var. Büyük bir bahçesi var ve kütüphanenin Bahçelievler'de olması mola verdiğinizde verdiğiniz mola saatini 3 ile çarpmanıza neden olur. İşte o zamanlar, havalar ısındığında kimsenin girmediği ağaçlarla kaplı alana girip orda yatardık. Mayıs ayı gibi ağaçlarındaki erikler yenilecek kıvama gelirdi ve hava karardığında ağaçlara dalardık. Evdeki erikleri yemezdim çünkü ben meyve sevmem. Ama işte o kütüphane bahçesindeki erikler çok güzeldi. Kütüphaneler o öss stresiyle dolu, boğulup ölemediğimiz zamanları yaşanabilir kılan yerlerdi. Üniversiteye başlayınca da birkaç kere gittim ama eski sıcaklığı bulamadım. Şimdi okul kütüphanesindeyim. Cumartesi sınavım var. İnsanlar hakkında düşünüp, film gibi hayaller kurup, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlamaya devam ediyorum. Değişen tek şeyin yaşımdaki rakamlar olması beni mutlu ediyor.
2 Aralık 2012 Pazar
Dün akşam, yarın sınavım olduğu için çok dışarı çıkasım vardı. Akşam üzeri kuzenimin nişanında, 4 yaşında obez bir çocuğa neler yediğini sorup "O kadar çok şey yedim ki hatırlamıyorum.. Sanırım hafızamı da yedim bence." cevabını alıp uzaklara dalmıştım. Daha sonra da Corvus'a gittik. Hepimizin hayatının aşkı olan hayallerimizi süsleyen pek şahane kardeşimiz Corvus'a bir kızla el ele girince içkimi döktüm hasjdk. Bir süre dedikodu yaptık. Sonra zenginmişiz gibi pahalı içkiler içip hesap öderken "hff fıstık da mı paralı :((" diye mızlandık. Saat 3 gibi gördüğüm öğrenci evlerinin en dağınık olanına gittik. Ben halıya yapışmış mandalinalı evi atlatamazken şimdi başıma bir de kirlilerini salonda yere atan bir ev çıktı. Sabaha karşı rahatsız gibi huzursuz gibi ama aynı zaman da rahat gibi de bir şekilde kıyafetlerimle uyudum. Yarın sınavım olduğu için bütün gün ders çalışmam gerekiyor ve bu durumdan hiç hoşnut değilim. Birazdan kütüphaneye gideceğim çünkü Barış'la İNEKLER GİBİ ÇALIŞIYORUZ TAMAM MMIIAA İNEKLLEERRR GİBİ içerikli bir konuşma yapmıştık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
