20 Mart 2026 Cuma
9 Mart 2026 Pazartesi
Merhaba.
Cuma günü Ezgi ve Neval'le Aladağlar'a gittik. Yıllardır Ankara'da göremediğim karın tamamını görmüş oldum. Üşüdüm, ısındım, sarıldım ve sarmalandım. Filler geldi, gitti, geldi, ama sanki kızlar fillerle kalbimin arasında buffer olmuşlardı. Günlerce, haftalarca o bungalovda onlarla kalabilirmişim gibi hissettim. Ama gerçek hayat buna izin vermez. Eve döndük.
Dün akşam 8 Mart için hazırlandık ve yürüdük. Yılın en sevdiğim günlerinden biri. Tek sermayem gerçekten kız kardeşlik. Ekonomik durumumdan bağımsız.
Bu sabah 6 havaşıyla havaalanına gitmem gerektiği için içim çok rahat değildi. Doğru düzgün uyuyamadım. Tam uyuduğumda ise alarm çaldı. Çok klasik bir boktanlıktır bu.
Bu satırları Gaziantep İl Göç İdaresi'nden yazıyorum. Gaziantep'e en son 1.5 sene önce gelmiştim. Filler yokluyor. Gözümden yaşlar akıyor. Sonra Türkiye'deyken de bir boka yaramayan kocası Suriye'ye dönmüş yaşlı bir kadının ceviz kırarak haftada 1000 TL kazandığını öğreniyorum. Kocasına para gönderiyormuş. Gözümden yaşlar akmaya devam ediyor.
Ulan...
U L A N !
4 Mart 2026 Çarşamba
14 Ocak 2026 Çarşamba
5 Ocak 2026 Pazartesi
Merhaba!
Eski fotoğrafları gezmeyi ne kadar sevdiğim aşikar. Geçen sene bugün neler olmuş, ondan önceki sene, ondan da önceki sene? Hatta bugün değil, bu sıralar. Sonra bütün o zamanlar hissettiğim her şeyi hatırlıyorum. Eski fotoğraflara bakmayı çok sevdiğim için geçmişe dair hafızam bu kadar iyi. İnsanlar her boku hatırlayışıma şaşırıyor, oysaki benim vaktimin çoğu geçmişe dair görsel destekli analizlerle geçiyor. Geçen gün Hacer bu analiz becerisini güncele de uyarlayabilsem dadımdan yenmeyeceğimi ima etti. Doğru. Hizalanmaya çalışıyorum. Bugün yeniden terapiye başlıyorum.
Neyse işte eski fotoğraflar ve eski defterler. Kasım 2021-Ekim 2022 defterimi çıkardım bir yerlerden. Aman tanrım o nasıl bir keder! Herhalde hayatımın en kötü senesi. Yaşadıklarımı deftere açık açık anlatmamışım ama okuyunca o günlere ait her bir detayı o kadar net hatırladım ki kalbim sıkıştı adeta. Detay yok ama şöyle cümlelerle karşılaşmak çok olası:
Hayatımdan nefret ediyorum
Mütemadiyen ağlamak istiyorum
Kendime ait bir oda'nın eksikliğini iliklerime kadar hissediyorum
Sanki bir perdenin arkasından yaşıyorum gibi
O defter yılından beri çok şey değişti. Bir daha asla o kadar kötü hissetmek istemiyorum,
ama şu sıralar
o kadar yalnız veya yanlış hissediyorum ki,
çocukluğumdan kalma klasik bi christmas filminin müziği, sanki bi bir zamanlar ait hissettiğim ve beni seven ve olduğum gibi kabul eden bir ailem varmış da onlardan uzak düşmüşüm, (mesela gurbetteymişim filan), onlarla oturduğum keyifli xmas sofralarını hatırlamışım da özlemimden kahrolmuşum gibi beni ağlatıyor. Oysaki bunların hiçbiri gerçek değil. Neyi özlediğimi bile bilmiyorum. Gerçi filmde de çocuğu evde unutuyorlardı.....
Ve yine Hacer dedi ki "ben senin kendine eğildiğin hiçbir dönemden elin boş çıktığını görmedim."
Deniz yırtılır kimi zaman da,
Bilmezsiniz kim diker,
BEN
Dİ
KE
RİM!


