22 Eylül 2017 Cuma

Hatırladığım ilk yanlış kararın, ilk pişmanlığın hikayesini anlatacağım.

İlkokul birde filanken, ablamla televizyonda Moda Çarkı isimli bir oyunu görüp çok beğeniyoruz ve çok isteyip muhtemelen annemlerle yaptığımız büyük ikna seanslarından sonra Ankara'nın harika alışveriş merkezi Beğendik'ten (zira beğenmiştik) Moda Çarkı'nı aldırıyoruz. Oyun şöyle;

Görselde de görüldüğü üzere 3 bölmeden (kafa, gövde, bacaklar) oluşan bir çark var. Bölümler üzerinde kabartmalı kadın figürleri var ve hepsi farklı kıyafetler giyiyor. İstediğin kadın ve kıyafet kombinasyonunu seçip üzerine bir kağıt koyup mum boya gibi bir şeyle üzerinden geçiyorsun ve o model kağıda geçiyor. Sonra da kafana göre boyuyorsun. Bence bu ablam ve benim ilk "e bu televizyondakiyle aynı değil??" tecrübemizdi. Oyuncağı o kadar istemişiz ki pek de güzel olmadığını, hatta çıkan çizimlerin reklamdakine o kadar da benzemediğini, yani baya bildiğiniz oyuncağı beğenmediğimizi kendimize bile itiraf edemiyoruz. Zorla sevmeye çalışıyoruz. Bütün kombinasyonları yapınca oyunun bittiği gerçeğini kabul etmiyoruz. Başta kendimizi, sonra birbirimizi, en önemlisi de annemleri kandırarak oynuyoruz. İşin bir de oynamazsak azar işitme ihtimalimizin yüksek olması boyutu var. "O kadar para verdik oynasanıza!" demesinler diye içimiz kan ağlaya ağlaya fashion stylist'lik kasıyoruz. Oyuncak değil adeta bir bela gibi üzerimize çöküyor Moda Çarkı.

Bütün bu süreç o kadar uzun bir süreç değil bu arada. Hatırlamıyorum ama muhtemelen 2 hafta sonra filan, Polatlı'daki dayımlara gidiyoruz. Bizim yaşlarımızda 2 erkek kuzenimiz var, bir haftasonu orda kalıyoruz ve bunlar ATARİ almışlar. Komşuda filan da vardı ama atariyle ilk kez bu kadar uzun vakit geçiriyoruz. 2 koca gün boyunca atari oynayıp duruyoruz. Atariye aşık oluyoruz. Kuzenlerimiz de tatlış çocuklar oldukları için sürekli oynamamıza izin veriyorlar. Bizde niye yok diye düşünmüyoruz çünkü muhtemelen atari sahip olabileceğimizi sandığımız bir oyuncak değil.

Sonra Ankara'ya dönüyoruz. Sanıyorum ki annem bi ara "Moda Çarkı'nı almasaydık atari alabilirdik" gibi bir şey söylüyor. İşte kulaklara doğru sıcaklığın arttığını hissettiren pişmanlık. İşte somut olarak hissedilen ilk yanlış kararın tertemiz nöronlara yerleşip de frontal lobe'lara ilk girişi. Kulaklarıma inanamıyorum. NE DEMEK ŞİMDİ BU? Yani o salak, o gerizekalı, o reklamıyla alakası olmayan Moda Çarkı yerine ATARİMİZ OLABİLİRDİ, BUNU MU SÖYLÜYORSUN ANNE? Düşündükçe ateşler basıyor, karnımıza ağrılar giriyor, paralel evrenlerin birinde Moda Çarkı yerine atariyle oynayan halimizi düşünüp kendimizi daha da üzüyoruz.

O gece ablamla ranzanın üst katında uzanıp pillow talk yaparken dertleşiyoruz. Moda Çarkı'nı aslında hiç sevmediğimizi birbirimize itiraf edip, yeni bir oyuncak alınması için geçmesi gereken zamanı atlattıktan sonra kesinlikle atari istememiz gerektiğine karar veriyoruz. İçimiz sıkıla sıkıla uykuya dalıyoruz.

12 Eylül 2017 Salı

Babamla birlikte terapiye gitsek neler olurdu acaba.

5 Eylül 2017 Salı

Tatil bitti. Rock'n coke hariç hayatımda ilk defa kampa gittim ve eve ayağımda bir keneyle döndüm. Kırım kongo kanamalı kenesi olmadığı için pek sorun olmadı ama yine de hoş değil.

-KAŞIIIIKKK!

Dağda 3 gün internetsiz yaşadık. Tam adapte oluyorduk ki tatil bitti. Medeniyete iner inmez telefonlarımızı açıp bir süre konuşmadan story izledik. Biraz üzücü bir deneyimdi. Sonra hemen normalize oldu. Sonuçta y kuşağıyız, instagram kaydırmayacağız da ne yapacağız? Heç!

Bayramda ailemin yanına gitmedim. Aslında gidebilirdim ama gitmedim. Bunun türlü çeşitli daddy issue içeren sebeplerini buraya yazacak değilim fakat gitmediğim her an, birkaç sene önce yazdığım şu yazıyı hatırladım. Yine de gitmedim.

Eylül toparlansın gitsin işte, Ekim'de taşınıyorum.

-"canım" ne kadar şahane bir sevgi sözcüğü.