15 Ocak 2018 Pazartesi

2004'te sanırım, dersane bizi Bolu'ya kampa götürmüştü. Köy evinde kalıp türlü çeşitli maceralar yaşıyorduk. Sabahları erkenden kalkıp yürüyüşlere çıkıyorduk, soba başında ısınıp muhabbet ediyorduk, dışarıda oyunlar oynuyorduk. Hatta geçen gün durduk yere aklıma geldi, aşırı komikli piyes gibi bir şey hazırlayıp köyde sunmuştuk. Muhtemelen kimse anlamamıştı çünkü çok anlamsızdı ama biz çok eğlenmiştik. Bu kampta da aynı odada 6-7 kişi beraber uyuyorduk. Bizden 1 yaş büyük bir kız discman'inden sürekli "iyaheeeh... iyaheeeeey... " diye bir şarkı dinleyip kendi kendine söylüyor ve "aaabi çok iyi şarkı yaa aabiii" filan diyordu. Biz de dinlemeye başlamıştık ve harbiden baya güzeldi. İngilizce de bilmiyoruz. İyahey de iyahey.... iyahey anam iyahey babam. Sabah akşam iyahey. Şarkının adı Zombie'ymiş, grubun adı The Cranberries'miş.

Sonraki sene dersaneden çıkınca Maltepe pazarına gidip cd doldurtmaya başladık. Normalde pazara girip dönüp dolaşıp cd dolduran adamı bulmak çok uzun ve zorlu bir yolculuktu ama bir arkadaşımın evinin arka bahçesindeki gizli bir kapı tam olarak adama çıkıyordu. Çıpçıp giderdik. Cd'ci adam da şansımıza müzik sever biri çıktı da biz cd'ye The Cranberries koyar mısın dedik, The Beatles ve Bob Dylan da atıvermiş sağolsun. Ankara'da, Maltepe pazarında, mp3 dolduran bir adam, gel abla gel, çek sündür don lastiği bi milyon ve de Bob Dylan...

Chester yazın öldü, Doloresciğim bugün ölmüş. Üzüldüm. Ama o günleri hatırladım. Biraz mutlu oldum. Bir de yukarıda önemsiz bir detay gibi geçirdiğim "bir arkadaşımın evinin bahçesi"ndeki bir arkadaş'ın aslında benim için ne kadar önemli bir insan olduğunu tekrar fark ettim. Artık hayatımda değil. O günleri ve diğer bir çok günümüzü özlüyorum. Hayatın bizi farklı şekilde büyütmüş olmasına içerliyorum, ama sanırım bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok.

ps: Az önce ablama bahsettim, bütün bunlardan, Maltepe pazarından ve pazardaki adamdan. O da hatırladı ve pazardaki adamla ilgili "aslında sinema okuyodu ya da yeni mezundu, yönetmenlik yapıyodu, sonra dükkan açtı, dükkana hırsız gitmişti" vs. gibi birtakım bilgiler verdi. Meğer adam ablamın bi arkadaşının tanıdığı biriymiş.

Pazarcı bey muhtemelen benim yaşlarımdaydı. Ben de bir pazarda cd doldursam ve müşterilerim summer 2003 hits, kına müzikleri, Ankara oyun havaları, vs. isteklerinde bulunan insanlardan oluşurken 2 tane 1.50 boyunda ergen çıkıp "bize the cranberries atar mısın" dese bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirirdim.

Adama ulaşabilme ihtimalimizin peşine düştüm. Ulaşabilirsem hayatıma kattıkları için kendisine birtakım teşekkürler edeceğim.


14 Ocak 2018 Pazar

Tam da "tamam ya oldum bence ben. İyisiyle kötüsüyle bu şekil bi insanım. Oyna devam" diye düşünürken kendimle ilgili bir sürü şeyi yeni fark ettiğim bir dönemdeyim. Biraz eğlenceli ve heyecan verici gibi ama aslında i'm too old for this shit bi yandan da. Çoğunluğu çocukluğumla ilgili olan flashback'ler yaşıyorum. Bazen uyumadan önce çocukluğumun geçtiği evin bütün köşelerini geziyorum. Kumandanın tuşlarının pıtpıt hissini, perdelerin kumaşını, dolapların renklerini ya da mutfağın fayanslarını, salonun okuldan geldiğim saatteki aydınlığını ya da odamın penceresinin önündeki taşı. Hepsini eksiksiz hatırlıyorum. Evde hayalet gibi geziyorum. Tuhaf ama keyifli bir his.

Annem ve babamla yüzleşmemiz gereken çok fazla konu var. Çok büyük bi ihtimalle onların asla hatırlamadığı, benim de hiç hatırlayacağımı ya da önemsediğimi düşünmediğim anlar hatırlıyorum. Ankara'ya gittiğim zamanlarda bazanın altında duran onlarca defter dolusu yazı var mesela. Her zaman çok sık olmasa da okuyorum onları ama son okumalarımda çok daha anlamlı geldiler. Bir ergenin ders çalışmamak için yazdığı çoğu komik, yer yer dram ve bazen sadece boş diye yorum yapabileceğimden çok daha fazlası. Hatta en son okuduğumda önce bi kendimi aşırı sevip sonra da çok üzüldüm. Çocuk yetiştirmek bu kadar zorsa doğurmayın kardeşim. -Hahaha aşırı ani yükselmeli geçiş-

Böyle hisler gelince haliyle "ACABA KLİNİK PSİKOLOJİ Mİ YOKSA SANIRIM?" endişesi bastırdı. Belki sonra, belki bir paralel evrende.

Şimdi de kendimi omzumdan öptüm. Ne yalan söyliyim, pek güzel bir bayanım.

-Self love'ınızı aksatmayın. Günde en az 3 kere. Nereden olursa.

2 Ocak 2018 Salı

31 Aralık gecesi host olduğum için yeterince alkol alamadım ve kendime sessiz sessiz "allahallah nasıl sığıldı bu eve ve herkes nasıl bu kadar eğleniyor" gibi sorular sordum. Evimde bir mutfak olduğunu söyleyemem ama mutfakta bile duruldu. Gerçekten şaşırtıcı.

Her sene "ühühü eskiden yeni yıl zamanı çok hisli olurdum artık değilim büyüdük ühü" filan diyordum ama bu seferki gerçek hissizlikmiş. Yalan atıyormuşum resmen önceden. Dev hissizlik. Dün saatlerce Catan oynadık, uzay zamanda kaybolmuş gibi bir an ne iş yaptığımı filan unuttum. Yani ortada bi iş bi ofis filan var ama napıyodum ben orada, vallahi garip bir histi. Rüyamda da tüm gece samanıydı kiliydi, çeşitli itemler takas edip rızkıma koşup durdum.

Ortaokuldayken bi sene  Karanfil sokak'taki Dünya Bazaar'dan bütün arkadaşlarıma yılbaşı hediyesi almıştım. Bu da dev hislilik herhalde.

-hisli mi mal mı?






2 Aralık 2017 Cumartesi





























 Başka şehirde yaşayamam.

24 Kasım 2017 Cuma

Senin hala öyle şaşırmaların... Hala aynı kocamanlıkta açabilmen gözlerini; gülerken yüzünün gözünün nasıl göründüğüne aldırmaman; komiklikler yapman hala, çocukkenki gibi. Hala! Ne olacak senin bu hallerin? Kadın kardeşim, sen hiç büyümeyecek misin? Sen hiç mi "ağır" kadın olmayacaksın? Sen bu yaşta hala nasıl yolda giderken sekerek yürümeye cesaret edebilirsin? Ah canım kardeşim, ne olacak senin bu halin?...

... Ne olacak? Sen hikayeler anlatan bir anneanne, nine olduğunda bile bu komiklikleri yapmaya devam mı edeceksin? Her sokağa çıktığında başından geçenleri taklitler, bin türlü tiyatrolar yaparak anlatmaktan acaba ne kadar daha büyüyünce vazgeçeceksin?...

Ece Temelkuran'ın Çocuk Kadınlar yazısını okudum geçen gün. Sonra 45 yaşımdayken okusam da aynı şeyleri hissedeceğimi düşündüm. Sonra da yeğenim beni çok sevecek demek ki diye düşünüp neşelendim.

Çocukluğumdan beri ortamdaki hanım hanımcık sessiz sakin bayan bireylere imrenip bazı günler kendimce "bugün biraz cool ol, sessiz ol, her boka atlama, salak salak hareketler yapma" diye kararlar oluyorum. Sonra gün içinde kendimi "HHÖÖHÖHHÖÖHHĞĞHĞÖÖH"diye haykırıp karnımı tuta tuta kahkahalar atarken yakalayıp "whooops I did it again" diyorum. "Haydaa... Ama ne konuşmuştuk Bilge... " Sanırım artık salmanın zamanı geldi. Neğedem? Ben de böyle bir hanımefendiyim.

13 Kasım 2017 Pazartesi

"It's that thing when you're with someone, and you love them and they know it, and they love you and you know it... but it's a party... and you're both talking to other people, and you're laughing and shining... and you look across the room and catch each other's eyes... but-but not because you're possessive, or it's precisely sexual... but because... that is your person in this life. And it's funny and sad, but only because this life will end, and it's this secret world that exists right there in public, unnoticed, that no one else knows about. It's sort of like how they say that other dimensions exist all around us, we don't have the ability to perceive them. That's-that's what I want out of a relationship. Or just life, I guess."
                                                                                                                                        -Frances Ha.

2 Kasım 2017 Perşembe

Son 7 yılın en huzurlu Kasım'ını geçiriyorum. Kasım'ın laneti son buldu. Nazar değdiren vatan hainidir.

-dur daha başındayız.