18 Şubat 2018 Pazar

Parmaklarımın etrafındaki yaralar geçtiğinde her şey yoluna girmiş olacak-mış gibi bir hissiyatım var. Hayatım boyunca parmaklarımın etrafındaki derileri kopardım.  Çocukken açtığım yaralar iltihap  kapardı. Annem o yaralara Kara merhem sürerdi. İğrenç kokuyordu ve iğrenç görünüyordu. Kremi sürünce parmağı bir şeyle sarıyordu. Sargı bir süre sonra çıkarılıyordu. Ve havasız kalan parmaktaki iyileşen deri onu tekrar soymam için beni deliler gibi dürtüyordu. Parmaklarımı bir kere bile yarasız görmedim. En kötüsü hep baş parmaklarım oldu. Serçe ve yüzük parmaklarımda hiç sıkıntı olmadı. İşaretler, baş parmaklardan bir tık daha iyi durumda, ortalar da işaretten. Bir de baş parmaklarımı senelerce emdiğim için, alt dişlerimin değdiği eklem yerleri de hep yara olurdu. Zavallı baş parmaklar. 

Kendi kendime karar verip dururum. Yani parmaklarıma, tırnaklarıma iyi bakacağım diye. Çok fazla krem sürüyorum bazen iyileşsinler ve artık koparmayayım diye ama 3 gün olmadan tekrar başlıyorum. 

Bu işi yapmayı bıraktığım zaman her şey yoluna girmiş olacak.

-mış gibi. 

1 Şubat 2018 Perşembe

Rüyamda bi yerde yaşlı bi çiftin evine gidiyoruz. Sonra bir de bakıyorum dedemle babaannemin tıpkısının aynısı bu insanlar! Bana tuhaf tuhaf gülümsüyorlar. Çok korkup evden çıkıyorum. Arkamdan gelen arkadaşıma "dedemle babaanneme çok benziyorlar hatta aynılar, ama onlar öldü!" diyorum.

Dedem ve babaannem.

Hiç özlemedim, ne tuhaf.

-değil.

26 Ocak 2018 Cuma

























Yaz en az Barselona kadar uzakta.

15 Ocak 2018 Pazartesi

2004'te sanırım, dersane bizi Bolu'ya kampa götürmüştü. Köy evinde kalıp türlü çeşitli maceralar yaşıyorduk. Sabahları erkenden kalkıp yürüyüşlere çıkıyorduk, soba başında ısınıp muhabbet ediyorduk, dışarıda oyunlar oynuyorduk. Hatta geçen gün durduk yere aklıma geldi, aşırı komikli piyes gibi bir şey hazırlayıp köyde sunmuştuk. Muhtemelen kimse anlamamıştı çünkü çok anlamsızdı ama biz çok eğlenmiştik. Bu kampta da aynı odada 6-7 kişi beraber uyuyorduk. Bizden 1 yaş büyük bir kız discman'inden sürekli "iyaheeeh... iyaheeeeey... " diye bir şarkı dinleyip kendi kendine söylüyor ve "aaabi çok iyi şarkı yaa aabiii" filan diyordu. Biz de dinlemeye başlamıştık ve harbiden baya güzeldi. İngilizce de bilmiyoruz. İyahey de iyahey.... iyahey anam iyahey babam. Sabah akşam iyahey. Şarkının adı Zombie'ymiş, grubun adı The Cranberries'miş.

Sonraki sene dersaneden çıkınca Maltepe pazarına gidip cd doldurtmaya başladık. Normalde pazara girip dönüp dolaşıp cd dolduran adamı bulmak çok uzun ve zorlu bir yolculuktu ama bir arkadaşımın evinin arka bahçesindeki gizli bir kapı tam olarak adama çıkıyordu. Çıpçıp giderdik. Cd'ci adam da şansımıza müzik sever biri çıktı da biz cd'ye The Cranberries koyar mısın dedik, The Beatles ve Bob Dylan da atıvermiş sağolsun. Ankara'da, Maltepe pazarında, mp3 dolduran bir adam, gel abla gel, çek sündür don lastiği bi milyon ve de Bob Dylan...

Chester yazın öldü, Doloresciğim bugün ölmüş. Üzüldüm. Ama o günleri hatırladım. Biraz mutlu oldum. Bir de yukarıda önemsiz bir detay gibi geçirdiğim "bir arkadaşımın evinin bahçesi"ndeki bir arkadaş'ın aslında benim için ne kadar önemli bir insan olduğunu tekrar fark ettim. Artık hayatımda değil. O günleri ve diğer bir çok günümüzü özlüyorum. Hayatın bizi farklı şekilde büyütmüş olmasına içerliyorum, ama sanırım bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok.

ps: Az önce ablama bahsettim, bütün bunlardan, Maltepe pazarından ve pazardaki adamdan. O da hatırladı ve pazardaki adamla ilgili "aslında sinema okuyodu ya da yeni mezundu, yönetmenlik yapıyodu, sonra dükkan açtı, dükkana hırsız gitmişti" vs. gibi birtakım bilgiler verdi. Meğer adam ablamın bi arkadaşının tanıdığı biriymiş.

Pazarcı bey muhtemelen benim yaşlarımdaydı. Ben de bir pazarda cd doldursam ve müşterilerim summer 2003 hits, kına müzikleri, Ankara oyun havaları, vs. isteklerinde bulunan insanlardan oluşurken 2 tane 1.50 boyunda ergen çıkıp "bize the cranberries atar mısın" dese bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirirdim.

Adama ulaşabilme ihtimalimizin peşine düştüm. Ulaşabilirsem hayatıma kattıkları için kendisine birtakım teşekkürler edeceğim.


14 Ocak 2018 Pazar

Tam da "tamam ya oldum bence ben. İyisiyle kötüsüyle bu şekil bi insanım. Oyna devam" diye düşünürken kendimle ilgili bir sürü şeyi yeni fark ettiğim bir dönemdeyim. Biraz eğlenceli ve heyecan verici gibi ama aslında i'm too old for this shit bi yandan da. Çoğunluğu çocukluğumla ilgili olan flashback'ler yaşıyorum. Bazen uyumadan önce çocukluğumun geçtiği evin bütün köşelerini geziyorum. Kumandanın tuşlarının pıtpıt hissini, perdelerin kumaşını, dolapların renklerini ya da mutfağın fayanslarını, salonun okuldan geldiğim saatteki aydınlığını ya da odamın penceresinin önündeki taşı. Hepsini eksiksiz hatırlıyorum. Evde hayalet gibi geziyorum. Tuhaf ama keyifli bir his.

Annem ve babamla yüzleşmemiz gereken çok fazla konu var. Çok büyük bi ihtimalle onların asla hatırlamadığı, benim de hiç hatırlayacağımı ya da önemsediğimi düşünmediğim anlar hatırlıyorum. Ankara'ya gittiğim zamanlarda bazanın altında duran onlarca defter dolusu yazı var mesela. Her zaman çok sık olmasa da okuyorum onları ama son okumalarımda çok daha anlamlı geldiler. Bir ergenin ders çalışmamak için yazdığı çoğu komik, yer yer dram ve bazen sadece boş diye yorum yapabileceğimden çok daha fazlası. Hatta en son okuduğumda önce bi kendimi aşırı sevip sonra da çok üzüldüm. Çocuk yetiştirmek bu kadar zorsa doğurmayın kardeşim. -Hahaha aşırı ani yükselmeli geçiş-

Böyle hisler gelince haliyle "ACABA KLİNİK PSİKOLOJİ Mİ YOKSA SANIRIM?" endişesi bastırdı. Belki sonra, belki bir paralel evrende.

Şimdi de kendimi omzumdan öptüm. Ne yalan söyliyim, pek güzel bir bayanım.

-Self love'ınızı aksatmayın. Günde en az 3 kere. Nereden olursa.

2 Ocak 2018 Salı

31 Aralık gecesi host olduğum için yeterince alkol alamadım ve kendime sessiz sessiz "allahallah nasıl sığıldı bu eve ve herkes nasıl bu kadar eğleniyor" gibi sorular sordum. Evimde bir mutfak olduğunu söyleyemem ama mutfakta bile duruldu. Gerçekten şaşırtıcı.

Her sene "ühühü eskiden yeni yıl zamanı çok hisli olurdum artık değilim büyüdük ühü" filan diyordum ama bu seferki gerçek hissizlikmiş. Yalan atıyormuşum resmen önceden. Dev hissizlik. Dün saatlerce Catan oynadık, uzay zamanda kaybolmuş gibi bir an ne iş yaptığımı filan unuttum. Yani ortada bi iş bi ofis filan var ama napıyodum ben orada, vallahi garip bir histi. Rüyamda da tüm gece samanıydı kiliydi, çeşitli itemler takas edip rızkıma koşup durdum.

Ortaokuldayken bi sene  Karanfil sokak'taki Dünya Bazaar'dan bütün arkadaşlarıma yılbaşı hediyesi almıştım. Bu da dev hislilik herhalde.

-hisli mi mal mı?






2 Aralık 2017 Cumartesi





























 Başka şehirde yaşayamam.