23 Ağustos 2020 Pazar

Look on down from the bridge dinleyerek yazdığım kaçıncı blog post acaba bu? Yaşım ilerliyor ama ilerlemiyor. İşler kolaylaşacağına zorlaşıyor. Düzlüğe çıkacağıma yokuşlar dikleşiyor. Kalabalıklaştığımı sanarken yanılıp yalnızlaştığımı görüyorum. 

gibi.

Koca bir bağımsızlık mücadelesini somutlaştırdıktan sonra kendi ellerimle her şeyimi geri verdim. Kanepemi sattım. 

Herkese öfkelenebilirim ve bu beni sadece yıpratır. Ama kendime duyduğum öfkenin hiç acıması yok.

-ah kanepem, birçok şeyin sembolü, güzel kanepem.. 

30 Haziran 2020 Salı

Seçemediğim ailemle olan mücadelemden yorgun düşsem de bu seçebildiğim kendi çekirdek ötesi ailemi kurma enerjimden bir şey götürmüyor. Yanlış zigot sendromum bir yana, canım sevgilimle toplumun da onayladığı ortak kanepemizde çürümemize az kaldı. Cheers!

29 Mayıs 2020 Cuma

Merhaba.

Bugün 12 Mart'tan sonra ilk kez işe gittim. Hava mart soğuğuydu. Bu; hiçbir şey olmamış, sanki aradan 2.5 ay geçmemiş, koca bir mevsimi atlamamışız, bütün o duyguları hiç yaşamamışız ve sanki bugün 15 Mart'mış gibi hissetmeme neden oldu.

Epeydir corona'nın bulaşma ihtimalleri, bulaşma hızı ve bunun sınırsızlığı üzerine düşünmemiştim. Birden yine kaygı bastırdı. Reflüm geri geldi.

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Karantinada 2 ayı dolduracağız. Benim için en zoru ilk 2 haftaydı. Belirsizlikle beraber umutsuzluk, kabul edememe, insanlık olarak halimize aşırı üzülme, sürekli ağlamaklı olma halleri... Sonra yavaş yavaş kabullenme geldi ve şu an sadece hissiz bir bekleyişteyim. Yakın bir arkadaşla öylesine bir yerde saatlerce oturup dedikodu yapmayı özledim.... falan yazanları görüyorum mesela, bu durum bana pek bir şey hissettirmiyor, çünkü ben bunları karantinadan önce de özlüyordum. Uzun zamandır öyle bir şey yapamıyordum zaten. Şimdi corona ile gelen survive etme güdüsüyle gelişen hissizliğim, en azından karantina öncesi yaşadığım bu yalnızlık hissini de alıp götürmüş oldu. Dediğim gibi, beklemedeyim.

"Felaketlerin başlangıcında ve bunlar son bulduğunda hep biraz söz sanatı yapılır. Birinci durumunda, alışkanlıklar henüz kaybolmamıştır, ikinci durumdaysa geri gelmiştir. Asıl felaket sırasında gerçeğe alışılır, yani sessizliğe. Bekleyelim." -Albert Camus, Veba 

Bu arada biten yaş söylenir ve 2 gün sonra 29. yaşım bitiyor, 30'a giriyorum. Ve inanmazsınız hala, seneler önce sarhoş olup Devrim'de haykırdığım gibi;

-YİRMİBİİİR!



30 Nisan 2020 Perşembe

Merhaba.

Bu bir "nisan 2020'de hiç yazmamış olmak istememe" yazısıdır. Hiç yazasım yoktu da, motivim bu oldu. Karantina devam etmekte. Vaka sayıları ilk haftalar hissettiğim umutsuzluk ve korku hissini gölgede bıraktı. Daha çok bir kabul, ya da alışma, ya da uyuşma da diyebiliriz, öyle bir süreçteyim. Bekliyorum yani öyle oturup. Yapacak bir şey olmadığını, hiçbir şey yapamayarak görüyorum.

Resim yapmaya hızlı bir dönüş yaptım bu esnada. Son 1 haftadır tekrar durulsam da, baya aktiftim. Suluboyadan hep kaçardım, artık kaçmıyorum. Güzel bir buluşma oldu bence. Suluboya da bu durumdan memnunsa hele üf, mükemmel bir birliktelik.  (yaptığım çiziktirmeleri instagram'da dalgacimamut hesabımda paylaşıyorum. Bu blogu takip edip o hesabı bilmeyen bir insan olduğunu hiç sanmıyorum ama olur ya, hani olmaz ama, hani)

Herkes gibi neler olacağını, nasıl olacağını, normale dönüp dönemeyeceğimizi, yeni normalleri, eski normalleri, normalin ne olduğunu düşünüp duruyorum ben de. Bu düşünüp durma olayı da otomatiğe bağlandı herhalde, çok tat kaçırmıyor. Ben dizi izlerken o arkada düşünülüyor. Kendi kendine evde gezeleyen yuvarlak elektrik süpürgeleri gibi. Köşelere giremeyişi olsun, bazı yerlere çarpıp başka yerlerden geçmeye çalışması olsun, muazzam bir benzetme.

Çok uyuduğuma dair bir suçluluk hissediyorum. Bu his ders çalışmak yerine masada ya da her fırsatta yatağımda uyumaya kaçızladığım lise yıllarımdan beri peşimi bırakmadı. İstediğim zaman istediğim kadar uyuyabileceğim bir yetişkin olduğum gerçeğini kendime inandıramıyorum. Kendimce hesaplar yapıyorum. Bakıyorum, karantina öncesi çok erken yatıyordum, şimdiki uykumla aynı saat kadar uyuyordum. Şimdi çok geç yatıyorum, yine o kadar uyuyorum. Ama o zaman işine gücünde rızkına koşan ve sosyalleşen bir birey olduğum için uyku saatlerimi sorun etmiyordum. Şimdi bu nedir yani? Az bile uyuyorum kardeşim. Ne yani? Ama yok, suçluluk hissim geçmiyor.

Göbek challenge'ına başladım. 14 günün sonunda karın kaslarımın olacağını vaat eden bir workout şeysi. Yarın 7. gününü yapacağım. Ortada pek bir şey yok gibi... Belki de un helvasını kesmem gerekiyordur ha?

Evet bu süreçte resim yaptığımı, bol bol uyuduğumu ve bundan suçluluk hissettiğimi, spor yaptığımı söyledim. Biraz da yapmadıklarıma gelelim,

-ekmek.



20 Mart 2020 Cuma

Merhaba

2 hafta önce bütün hücrelerimle havaların ısınmasını kutluyordum. Birden neler oldu? Evimize kapandık, kar yağmaya başladı, önümüzdeki baharı ve yazı yaşayamayacak olma ihtimalimizin hüznü her yeri sardı.

Delirmemek çok zor ama bazıları hiç delirmez, ne korkunç hayat sürüyorlardır allah bilir...

28 Ocak 2020 Salı

Beş sene önce yazdığım şey, beni kendime getirdi. Cevap oralarda, buralarda, bir yerlerde değil, büyük ihtimalle kendi döngümün içindeymiş hep. Herkes kendi kapısının önündeki salyangozu görse, mahalle tertemiz olur.

...İtiraf etmesi zor, ama kendimi şehirsiz hissediyorum. Kendime "benim" diyecek bir şehir bulmak zorundaymışım gibi. O şehir çok büyük ihtimalle Ankara, ve ne olursa olsun, er ya da geç burada, bu dinginlikle yaşayacağımı biliyorum...

...Bu günlerin geleceğinin, bütün değişikliklerin gelecek kaygısıyla beraber kombo yapacaklarının bilincindeyim. Bir yıl olmuş. 3 yıl olacak. 10 yıl olacak. Bu farkındalığın yanında gelen naif üzüntüde, yüzleşme ihtiyacının yanında gelen anlamsız şaşkınlıkta bir değişiklik olacak mı? Sanmıyorum...

-Dıkş.

#canımankaram