23 Nisan 2017 Pazar

Keşke bugün erken kalkıp en yakın ilkokulda 23 Nisan töreni izleseydim. Salaklık işte. Seneye yapayım bunu.

Şimdi çocuk olsaydım törenden dönmüş olurduk. Hava güzelse yılın ilk dondurması (minimilk), kötüyse (muhtemelen kötü) sinema ya da tiyatro. Hay allah, aslında baktığın zaman 7-8 tane 23 Nisan anısı var, ama hissedilen onlarca. Nasıl oluyor bu? Kafa karıştırıcı.

Yarına yazmam gereken bir manuel var. Cuma günü bitirebilirdim mesela. Ama bir şeyin deadline'ına birkaç gün varsa o şeye asla başlamam. That's how I roll, artık bunları geçelim, bu kısımları biliyoruz. Olay o değil. Olay şu: sanki humanity paper'ı yazacakmışım gibi bir iç sıkılması hakim bedenimde. Ya hu, hallediyorsun işte, AŞ ŞUNU, KEYFİNE BAK BE BİLGE! Yok! Olmuye. Olmuyeee.

Bir de şeyi fark ettim. Ben bence önemli günleri hatırlıyorum ya. Facebook'un hatırlatmasına gerek yokmuş ki. Geçen sene bugünü de hatırlıyorum. Ege'de minimini bir bahçeli evin bahçesinde komik bir köpek vardı. Hiç tanımadığım bir aileyi onların özel günlerinde,  rakı sofrasında çok keyifli bir oyun izler gibi izlemiştim. Facebook bunları bilmez. Ben bilirim. Benim amygdala'm bilir. Canım amygdala'm. İyi ki seneler önce sinirlenip sana kalem saplamamışım.

Çocuk sevmek çok güzel bir şey. İnsanın içi ısınıyor. Canım çocuklar. Yetişkinlerin bile her kötü davranışını "bunu yapıyor çünkü bu yüzden.. ah canım.. özünde narin." diye anlamlandırmaya çalışan bir mal olarak çocuklarla takılmak vallahi de billahi de tam bana göre. Düşünsene mesela insan ama iyi. Hem de iyi olduğundan haberi bile yok. Kant'a sorsan direkt ahlaklı yani. Müthiş. Bayılıyorum. YA ÇOCUKLUK BEE!


21 Nisan 2017 Cuma

Referandumun kazananını size söyleyeyim;

Babamla ben. İlk ve tek, belki de son ortak noktamız "hayır" idi ve 1 ay içerisinde 1 sene içerisinde konuştuğumuzdan daha çok konuştuk. Babasına 'babişko' diyen kızlar, açılın, ben de geldim!

-katılıyorum babişkom bence de hayır. bi tane öpiim mi? hayır mı? YA BENCE DE HAYIR :B

18 Nisan 2017 Salı

Küçükken, 12 yaşımdayken filan, artık düzenli cüzdan taşımaya alışmamı gerektiren dönemlerde sürekli cüzdan kaybediyordum. Orda burda unutuyordum. Hatta üniversite hazırlıkta bile 1 sene içerisinde 4 kere filan kaybettim. Neyse, artık kaybetmiyorum. (Kaybetmiyorum derken, ortalama bir insanın cüzdan kaybetme sayısına eriştiğimi düşünüyorum.) Bu ability'i beynime kazırken şemsiye taşımaya alışma kısmına ayıracak vakit bulamamış olacağım ki yakında 26 yaşında olacak biri olarak hala her yağmurlu günde yollarda satılan naylon şemsiyelerden alıp duruyorum. Sonra onları ucuz ve leş oldukları için bir yerlerde bırakıyorum. İstanbul'da sırf benim yüzümden oluşmuş bir naylon şemsiye sirkülasyonu var. Kendi başıma çevreye verdiğim zarara bak. Skandal!

Cuma gecesi çok başka kafalarda uçuzlarken yetişinlik müessesesiyle ilgili sorunlarımı çözdüm. Artık bundan daha fazla yetişilemeyeceğine karar verdim. Yetişmeyecek oluşumla barışıp benden daha yetişkin hayatlar yaşayan emsallerimle beynimin içerisinde yaptığım döğüşlere son veriyorum. Emsallerimi rahat bırakıyorum. İşe gidiyorum, kira ve fatura gibi sıkıcı şeyleri ödüyorum, bazenleri yemek yapıyorum, hayvan besliyorum (nerden baksan çocuk bakmak gibi bir şey), tamam işte kardeşim daha ne yapayım? Beyaz yakalı olsam 2-3 şıklı kıyafetim topuklu papucum filan olurdu belki ve listeye onları da eklerdim. Yeter be! Bir şeyleri yanlış yapıyor  ya da yaşımdan farklı yaşıyor olma ihtimallerimi düşünmeye son veriyorum.

S E F A M  O L S U N !

neyse sonuç olarak şemsiye sahibi olmak ve şemsiye bakımı ile ilgili bir şeyleri öğrenemiyor oluşumun da artık canımı sıkmaması lazım. Kusura bakmayın. Çevre azıcık kirlenecek.

Benim canım kendimin canı sağolsun be!

13 Nisan 2017 Perşembe

Dün buraya milyonlarca şey yazdım ama sonra dedim ki CUT THE BULLSHIT, BİLGE!

Onun yerine şunları yazmaya karar verdim:

Bu haftanın bitmesini istiyorum. Bu hafta bitsin yani. Gereksiz bir hafta. Canımı sıkıyor, istemiyorum.

İ S T E M İ Y O R U M .

Alın şarkı:

















Facebook'un dediğine göre geçen sene bu zamanlar ofisin bahçesindeki mor çiçekler tamamen açmış. Şu anda tık yok. Çiçeğin bile açmayı procrastine ettiği bir hayatta ben procrastination kanseri olsam nee, olmasam ne?

-heç!

6 Nisan 2017 Perşembe

She let go.
Without a thought or a word, she let go.
She let go of the fear.
She let go of the judgments.
She let go of the confluence of opinions swarming around her head.
She let go of the committee of indecision within her.
She let go of all the 'right' reasons.
Wholly and completely, without hesitation or worry, she just let go.
She didn't ask anyone for advice.
She didn't read a book on how to let go.
She didn't search the scriptures.
She just let go.
She let go of all of the memories that held her back.
She let go of all of the anxiety that kept her from moving forward.
She let go of the planning and all of the calculations about how to do it just right.
She didn't promise to let go.
She didn't journal about it.
She didn't write the projected date in her day timer.
She made no public announcement and put no ad in the paper.
She didn't check the weather report or read her daily horoscope.
She just let go.
She didn't analyze whether she should let go.
She didn't call her friends to discuss the matter.
She didn't do a five-step spiritual mind treatment.
She didn't call the prayer line.
She didn't utter one word.
She just let go.
No one was around when it happened.
There was no applause or congratulations.
No one thanked her or praised her.
No one noticed a thing.
Like a leaf falling from a tree, she just let go.
There was no effort.
There was no struggle.
It wasn't good and it wasn't bad.
It was what it was, and it is just that.
In the space of letting go, she let it all be.
A small smile came over her face.
A light breeze blew through her. And the sun and the moon shone forevermore.

-sigarayı bıraktım.

4 Nisan 2017 Salı

"Çünkü, bana, yatarken değil, sabah kalktığımda, neysem, oymuşum gibi geliyo. Yani.. tam anlatamadım ama.. neyse. Şarabımdan bi yudum alıyorum, ve başlıyorum."

3 Nisan 2017 Pazartesi

















I feel you, Conor.