30 Ocak 2013 Çarşamba

Dersleri nasıl geçiyorum?


29 Ocak 2013 Salı




























Böyle bir şey vardı.
Arkada Öğrenciye İndirim yazıyordu ve sadece Yerim'inin çıktığını çok sonradan fark etmiştik.
GERÇEKTEN ÇOK İLGİNÇ.

8Eylül2012, Hisarüstü
Tam yatmıştım aklıma lisedeyken oynadığımız tiyatro geldi. Cd'sini kaybetmiştim. Kalkıp hemen oyundakilerden birine facebook'tan mesaj attım. Umarım o kaybetmemiştir de bana bir kopyasını verir. Çok heyecanlııeeaağ!

-Rolüm hafif meşrep bir kadındı. Adım da Nurten'di. Hatırladığım  tek replik ise;

                                                            "Allah bilir ya, doktorun karısı çirkinin biridir!"

Oyundan sonra o zamanki erkek arkadaşım benimle gurur duyduğunu söylemişti. Şimdi düşününce bu çok şeker geldi. Tabii o zaman da çok hoşuma gitmişti ama bu daha farklı. Bazen böyle yıllar önce olan şeyleri şimdiki yaşımla dışarıdan izliyormuş gibi düşünüyorum. Mesela şimdi 16 yaşında bir çocuğun kız arkadaşının oyununu seyrettikten sonra ona güzel şeyler söylediğini duysam çok hoşuma gider. Kendimi kendi hayatımdan soyutlayıp dışarıdan izleme olayını, yaşadığım anda da yapabilsem insan ilişkilerinde başarıyı yakalayabilirmişim gibime geliyor.

-İnsan ilişkilerinde başarılı olduğumu düşünüyordum, insanlarla iyi anlaşmanın başarılı olmak anlamına gelmediğini fark edene kadar.
Yine sevgili babacığım sayesinde mindfuck'lara gark oldum.

-"Anne kafam yanıyo. Kafam yanıyo anne."

28 Ocak 2013 Pazartesi

Uyuyamıyorum.

27 Ocak 2013 Pazar

Babamın internetle bilgisayarla pek arası olmadığından birkaç yere mail gönderdik beraber. Sonra da ayda yılda bir girdiği facebook hesabına girdik. Gelen mesajlara bakıyorduk. İşte kandil mesajlarıdır, bayram mesajlarıdır, bişeyler. Arada bir tane "slm cnm çok tatlısın yazışabilirmiyiz." diye bir mesaj çıktı. Adam şok oldu lan. "Be.. Ben tanımıyorum bu hanımefendiyi." dedi. Bu da böyle bir anımdır.

-Fakat iyi güldüm.

Ne güzel klip.

24 Ocak 2013 Perşembe

Ah şükür ki "Ankara'da deniz yekyyeaa" hainliğimi seneler önce atlattım da oturduğum mekanlarda sanki odamda oturuyormuşum gibi saçma bir huzur hissediyorum. İleride İstanbul'da yaşama hayalleri kursam da Ankara'ya olan sevgim gün geçtikçe artıyor. Kızılay-Tunus arasındaki yol benim için nasıl da keyifli. Hele bir de sevdiğim insanlarla buluşacaksam sanki bir müzikalin içindeymişim gibi neşe saçarak yürüyorum o sokakları. Yaşadığın şehri benimsemek pek şahane bir şey, keşke herkes bu duyguyu yaşasa. Ki öyle Ankara'nın her yerini de bilmem  Mesela Ulus çok güzeldir ama kırk yılda bir giderim, atıyorum. Yani Ankara'nın kullandığım yerleri biraz dar, ama benimmiş gibi işte, ne bileyim. Anlatamadım sanki. Olsun.

Şu sıralar çok sıkıldığım ve uslanmaz_romantiq_91'liğim alıp başını gittiği için kendime yeni bir korku edindim: Bir adama sırf True Blue'yu seviyor diye aşık olmak. Düşünsene. Kendi kendime oluşturduğum saçma sapan bir şablonum var ve bir şarkı her şeyin içine edebilir. True Blue'yu seven biriyle tanışma ihtimali çok heyecanlı pek şeker ama bir o kadar da korkutucu. Beni bu gerizekalılık öldürecek dostlar.

Biraz sonra misafir gelecek. Anasınıfı arkadaşımın ailesi. Arkadaşımla ilgili hatırladığım tek şey yeşil bir bisikleti olduğu. Bir de iyi biriydi sanırım. Kendisini bir daha görmedim. Ailelerimiz tanışıyormuş meğer. Hiç sanmıyorum ama belki kendisi de gelir de 6. yaşımızdan konuşuruz.

-Ben olsam gitmezdim.
"Babalar, öğretmenler, hep düşünüyorum: acaba cehennem nedir? Ve iddia ediyorum, cehennem sevememekten ötürü acı çekmektir."
                                                                                                               Dostoyevski

22 Ocak 2013 Salı

Şu an o kadar çok gece yağan karda sokakta yürüyesim var ki.
Kar sesinin sessizliğini çok özledim.
Ocak'ta hava 12 derece olmasın.
Her şey bok gibi.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Mavilerimi kestirdim. Bundan sonra salıyorum saçlarımı. Varsın uzasınlar yaldır yaldır.
Sonra tek başıma bir süre dolandım.
Dönerken bardak süt mısır aldım.
Dolmuşta apaçi müziğini hatırlamaya çalıştım ama bir türlü hatırlayamadım. Her denemede aklıma Gangnam Style geldi.

20 Ocak 2013 Pazar

Notlar açıklanmadan önce biyoloji yüzünden o kadar gerildim heyecanlandım ki önüme gelene GEÇERSEM SANA 50'LİK ISMARLIYORUM dedim. Geçtiğimi öğrenenler "ne zaman ısmarlıyorsun?" demeye başladı. Bu kadar çok kişiye dediğimi bilmiyordum lan. Napçamşimdi.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Tüm yurtta şenliklerle.

Mayıs2012

18 Ocak 2013 Cuma


Artık boğazım ağrımıyor.


17 Ocak 2013 Perşembe

Terliklerinin halıya sürtmesiyle odaya yaklaşanın babam olduğunu anladığım sesi özlüyorum.
Babama bir şey olmadı, terlikler ve halılar değişti.
Değişmesin-di,
hiçbir şey.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Geçen gün HOCAM F VERMEYİN içerikli maillerimi beni sikine takmayarak cevaplayan hocanın dersinin finalinden 4 (dört) (04) almış olmam ve geçmem.

Söyleyeceklerim bu kadar.
Boğazımın ağrısı geçmek bilmiyor, üzerine bir de öksürük eklendi. Bugün babamla hastaneye gittik. Doktor "Boğazın hasta." dedi. OH REALLY? dedim. Antiyibotik yazdı. Eve gelip bi kapsül attım, 1 saat içinde deli gibi midem bulanmaya filan başladı. Sonra annem prospektüsünü okudu meğer yan etkisiymiş. Her sabah bununla mı uğraşacağım lan ben?

Akşam notlar açıklanıyor. Ha biyolojiyi bütsüz geçmemin karşılığıysa bu, bulansın ya nolacak sanki allağasen. Nolacag?

Midem bulanırken uyuya kaldım işte. Sonra rüyamda saçlarımı kestirdiğimi gördüm asimetrikli. Ondan sonra aynaya bi bakıyorum surat benim değil bi ADAMIN. Sonra ay dur kendi kafamı takayım da öyle bakayım diyorum. KENDİ KAFAMI TAKIYORUM. İşte bunlar hep seks arkadaşlar. Hep.

15 Ocak 2013 Salı

Biz Duygu'yla şöyle  bir şey yaptık,
çok da güzel oldu.

Tehlikenin farkında mıyız?

















13 Ocak 2013 Pazar

Saatlerdir gözüm kapalı ve rüyaya benzer bi şeyler gördüğüm halde uyuyamadığımı fark ettiğimde saat sabah 5 filandı. Peki neden uyuyamıyordum? Çünkü her yutkunuşumda eğer karma diye bir şey var ise 1 kötü karmam belamı veriyordu. Böylece işlem tamamlandığında eksiye düşmüş olmam ve bundan sonraki hayatımda krallar gibi yaşamam gerekiyor. Sabah 6buçukta "eeğh sikem" diyip 2 tane majezik attım. Yine uyuyamadım. Sonra herhalde ağrı kesici işe yaramaya başlayanda ben dalmışım. 10'da annem uyandırdı kahvaltı için. Çorba içtim boğazıma iyi gelsin diye. Şimdi azcık ağrıyor neyse ki.

Sonra az önce geçenki yazımın altında muhabbetler döndüğünü farkızladım. Olay bir hanımkızın beni taklit ediyor olmasıyla ilgiliydi. Ben kendisiyle ilgili hiçbir şey yazmamıştım. Sadece twitter'da farkettiğim zaman kendisine bir mention atmıştım, ondan sonra hesabını gizlemiş zaten. Sonra bir anonim aynı kızın blogunun da olduğunu söylemiş filan. Baktım. Evet, görmezden gelinemeyecek birtakım şeyler vardı ama onunla ilgili hiçbir şey yapmadım, kendisine de bir şey söylemedim. Çünkü daha korkunçlarını görmüştüm lan. Bu sadece benim başıma gelen bir şey değil, Merve'nin bir kopyası vardı mesela, olaylar kendisinin orjinal, Merve'nin fake sanılmasına kadar gelmişti. Sonra bir de benim tumblr'ımdan kolaj yapan bir kız vardı. Farklı yazıların farklı paragraflarını seçip yeni yazılar oluşturuyordu. Facebook'ta Film Replikleri mi ne sikimse, öyle bir grupta film karelerinden fotoğrafların altına akıllının biri Reyyan'ın yazılarını koyuyordu bir de. Onların yanında en son bahsi geçen arkadaşın pek de bir olayı yok aslına bakarsanız. Ama yorumlarda "ne yaeni sırf saçını maviye boyadı ve friends izliyo diye şey mi oluyo ne yaeani" gibi birtakım şeyler gördüm. Saçını maviye boyatan zibilyon tane genç kız var, benden önce de vardı. Friends dediğimiz dizi çıktığında ben 3 yaşındaydım ki dünyaya insanlara Friends izletmek için geldiğime inanmaya filan başlamışlığım var son zamanlarda. Tabii ki böyle sikimsonik şeylerle insanlara bakıp "ayh bnim kopyam yhae" demiyorum. Manyak mıyım lan ben? İnsanlar başkalarında gördükleri şeyleri beğenip kendileri de yapmak isteyebilir tabii ki. Benim derdim hiçbir zaman bunlar olmadı. Asıl sorun duygu ve düşünce araklamak. İnsanların kim bilir hangi naif duygularla yazdığı şeyleri konuyla hiç alakası olmayan bir yabancının sahiplenmesi gerçekten can sıkıcı olabiliyor.

Anlamadığım şey; inanılmaz normal giden bazı hayatlar oradan bakınca nasıl görünüyor ki  insanlar bir bok sanıp kendi hayatlarına tercih ediyorlar? Eğer başka bir karakteri ve hayatı kendi hayatına tercih ediyorsan, o zaman o hayattan 2 tane, seninkinden hiç tane olmaz mı? Hiç tane diyorum bak.

PS: Bunları son bahsi geçen hesap sahibine ithafen yazmadım bu arada. Kendisi okuyor ise, tamamını üstüne alınmasın. Bir insanın hayatını küçümsemek, isteyeceğim son şey olurdu çünkü. Aslında alt metinde herkesin kendi hayatının ne kadar değerli olduğu var ama tam becerememiş olabilirim.

Umarım yazdıklarım yanlış yorumlanmaz da kendini bilmez adsız yorumların saldırısına uğramam.

12 Ocak 2013 Cumartesi

11 Ocak 2013 Cuma

Son iki sınavıma da girdikten sonra çıkınca Esra'yla yemek yedik, vedalaştık. Kendisi tam bir pamuk olduğu için kocaman gözleri dolu dolu oldu, böyle pıt diye bi damla çıkıverdi gözünden. Alt tarafı üç haftacık görüşmeyeceğiz ama işte, Esra.. Sonra annemi arayıp anneee... anne ölüyoom.. çokastayıım... bağama desene beni alsın anneeğ...  dedim. Odaya gittim, pılımı pırtımı topladım. 9'da babam geldi, aldı beni eve geldik. Çok zeki olduğum için ŞARJ ALETİMİ ODADA UNUTMUŞUM :)))))))))

Haftaya notlar açıklanacak. Bütlerlenmütlerlen uğraştırmasa beni hocalar mesela. Çok şeker olurdu. 


Final sınavı bulunan tüm derslerde 2012-2013 Bahar yarıyılından başlayarak vize sistemi uygulanacaktır. Öğrencilerin her derste yarıyıl boyunca gerçekleştirilen değerlendirme etkinliklerinden (ara sınavlar, projeler, laboratuvar veya stüdyo çalışmaları, ödevler, küçük sınavlar vb.) toplamda belli bir başarı düzeyini göstermesi beklenecek, bu başarı düzeyini tutturamayan veya dersin devam koşullarını yerine getirmeyen öğrenciler dersin final sınavına alınmayacaktır. (2012-2013 Bahar yarıyılından başlayarak uygulanacaktır.)

Yarıyıl boyunca gerçekleştirilen değerlendirme etkinliklerinin kendi aralarındaki ağırlığı ile final sınavına girme hakkını elde etmek için gerekli en düşük başarı düzeyi ve devam zorunluluğu oranı, dersi veren öğretim elemanı tarafından belirlenir ve ilan edilir. Ancak, final sınavının toplam not içindeki ağırlığı %40'ı geçemez. Hangi öğrencilerin final sınavına girme hakkı elde edemediğini dersi veren öğretim elemanı belirler ve vize alamamış bu öğrencilere akademik takvimde belirtilen tarihler içinde FZ notu verir. FZ notu alan öğrenciler dersin final sınavına alınmaz. (2012-2013 Bahar yarıyılından başlayarak uygulanacaktır.) 




Ölümüne boğazım ağrıyor. Yutkunurken Madagaskar'daki bir kabilede 2 çocuk ölüyor.
Sınava gidiyom ben.

Bana kalırsa

and if a double-decker bus
crashes into us
to die by your side is such a heavenly way to die

sözlerini ithaf edebilenler, sanırım en şanslılar.

9 Ocak 2013 Çarşamba








Ben hoca olsam beni geçiririm.

8 Ocak 2013 Salı

Kütüphaneden bildiriyorum:

Ders çalışırken aldığım maksimum verimi üniversite 2. sınıfta 2buçuk saate yükselttim. Artık bundan sonra daha da yükselmez, hatta düşer gibime geliyor. Cam kenarı buldum mu acımıyorum fakat oturduğum masada silik bir şekilde GÖTÜN YERİ yazıyor. Biraz üzücü. Karnım aç. Yemek yiyebileceğim yer 5 dakika uzaklıkta olmasına karşın eğer çıkarsam soğuktan ölebilirim diye çıkamıyorum. Kütüphanenin içindeki Coffee Break denilen sikimsonikkazık kafede ise en ucuzu 6 lira olan götten boktan sandviçler var. Ya donacağım, ya götten boktan sandviçlerden yiyeceğim. Sanırım donmak istemiyom ya.

Bir ara boş bir vaktimde sevdiğim insanları sıralayacağım, to be honest defterime. Tamamen bencil ve hayvani duygularım konuşacak. Bu listeyi ben ölene kadar kimse görmeyecek. GERÇEKTEN TAM BİR ÇILGINIM.

Yanımda oturan arkadaş 15 dakikada bir belirip bir eşyasını alıp ortadan kayboluyor. Sanırım bu eylemine etrafta hiçbir şeyi kalmayana kadar devam edecek.

Yakşamlar.
Sabah kar yağmıyo bikbikbik yazdıktan birkaç saat sonra yaldır yaldır kar yağmaya başladı. Sonra Esra'yla Life of Pi'ya gittik. Çok fazla beğendim. Gidiniz, izleyiniz. Neyse, sonra çıktığımızda kar yağmaya devam ediyordu. Yurda geldim. Üstümü değiştirmeden ekşi'den filmle ilgili entry'leri okumaya koyuldum ki, Esra aradı. HAZIR MISIN? dedi. Yaaee bilmiyom hof çok soğuk filan diyende kendimi dışarıda buldum yeniden. Poşetle kaymayalı seneler olmuştu. Baya bi kaydık filan. Sonra 15 kişilik bir grup bağırarak bize doğru yaklaştılar. Doğu kampüsten geldiklerini öğrendiğimiz bu gençlerden biri "HADİ ONLARI ÖLDÜRÜP POŞETLERİNİ ALALIM!" dedi. Çılgınlar gibi bağırıp 76. yurdun pencerelerine kar topu attıktan sonra sıkılıp uzaklaştılar. Biz de kaymaya devam ettik.

















































Burda da kütüphaneye gidiyormuşuz mesela.....




































Bu fotoğraf da 2011 Şubat'ından, Senaların terası. Holga ile çekilmiş idi. Bu fotoğraf çekilmeden yarım saat önce evin merdivenlerinden yuvarlanıp bir süreliğine cansız yattığımı hatırlıyorum. Gerçekten korkunçtu. Sonra kalktım, kar oynamaya çıktık.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Kara heyecanlanmayalı seneler oluyor fakat bu sene neredeyse hiç kar görmedim diyebilirim. Aslında umurumda değildi. 21 yıldır Ankara'da yaşıyorum sonuçta, o kar illaki yağar. Ama bu sene öyle olmadı. Geçenlerde bi yağmıştı, onda da İstanbul'a gitmiştim. Sonra aklıma şu geldi işte;

"Her sabah yeni bir manzara görecekmiş gibi camlara koşup, değişen hiçbir şey olmadığını görmek ne soğuk."

Bu hissi bana yeniden yaşattığı için geciken kar yağışına selam olsun. Gerçekten de unutmuş idim, çok iyi oldu.

6 Ocak 2013 Pazar

Akşam Okan Bayülgen'nin yaşlı ve ülkücü olanına maruz kaldım. Gerçekten dünyanın en korkunç şeyiydi.
Merhaba.
Burada yaşamayı seviyorum. Şimdi gidip kahvaltı yapacağım.
Sonra belki kütüphaneye giderim. Belki gitmem. Bilmem.

5 Ocak 2013 Cumartesi

Bazen Ankara'da hiç arkadaşım yokmuş gibi hissetmek çok üzücü oluyor. Hani böyle mesela, saçma sapan bi zamanda KALK GİDELİM dediğinde nereye gideceğine botlarını bağlarken karar vermelik. İşte onlardan biri İstanbul'da, diğeri Trabzon'da. Bu, evrenin bana yapabileceği en piç şey sanırım. Şimdi bir cumartesi akşamı, yurt odamda ayran içiyorum mesela. Sonra bir de şey var, ya İstanbul ve Trabzon'da olanlar da olmasaydı? Ondan sonra derin bir nefes alıyorum. Üzerine de ayran içiyorum, iyi gidiyor.
Parasız ve kontörsüz iken ablama yurtlar kantinini aratıp bir sosisli sandviç ve bir ayran istestip, sandvicin özellikle tosta basılmasını rica ettirip siparişim geldiğinde sandvicimin tosta basılmamış olduğunu farkedip bari otomattan çikolata alayım dedikten sonra çikolatanın makinede asılı kalması, sallayıp durmama rağmen düşmemesi.

BU NEYİN KARMASI?

Bilmiyom.

Sonra Esra'dan gelen "hadi bira bulak." mesajı ve markette olan oda arkadaşlarıma bana 6 tane bomonti alır mısınızlı mesaj attığım sırada odaya dönmeleri.

PEKİ BU NEYİN KARMASI?

Onu da bilmiyom.


Şöyle bir dönemim de olmuş idi;

























Kilyos, 2011
Arkadaşlar az önce bir arkadaşımın math106'yı 15-30-07 notları alarak C- ile geçtiğini öğrendim ve hayat yeniden anlam kazandı.

-resmen miracle amk.

HAYIR D BİLE DEĞİL, C- .

4 Ocak 2013 Cuma









































Awesome cheat sheet is awesome.

3 Ocak 2013 Perşembe

Şimdi mesela kütüphanede sigara içmek için dışarı çıkıyorsun, ondan sonra gelince dışardan yeni geldim azcık oturayım, dinleneyim diyorsun. Öyle şeylere hiç gerek yok. Bir de çıktığında dışarıda bir şey yağıyor ama yağmur değil, kar değil, bildiğin hiçbir şey değil, ama bir şey yağıyor lan. Elineyüzüne yağıyor yani. O ney mesela. Ona da hiç gerek yok bence. Sonra sanki "bir öğrenci bir dersi F'lediyse ve tekrar alıyorsa bir daha F'lemez, en kötü D ile geçirilir" diye bir kural varmış gibi davranıyorsun ya, ona ne gerek var? Hiç gerek var.




















Bu da temsili Ders çalışmak çok keyifli bir eylem :)) temalı fotoğraf.

-Bir şey yağıyor ama ney?
İtiraf: Geçen gün annemin getirdiği tahinli kurabiyeleri yemeye devam etmek için kütüphaneye gidemiyorum. Yanıma alsam kütüphanede birileri bitirir diye yanıma alamıyorum. NASIL İYRENÇ PİS LANET bir insanım görün.

2 Ocak 2013 Çarşamba









Daha 5 saatim var arkadaşlar, sakin olabilirim.

Dün akşam odaya bi geldim, japon balığının sahibi olan oda arkadaşım odada. Kendisine hoşgeldin dedikten sonra, sen yokken ben bunun suyunu değiştirdim ha :)))9 filan diyordum ki bir de ne göreyim, suyunu değiştirirken balığı aktardığım kapta ÇORBA İÇİYOR. Hiç sormadı neyle değiştirdin diye, sanırım alacağı cevaptan korktu. Çorbayı görünce ben de hemen konuyu değiştirdim. Geleceğini bilmiyordum lan. Bileydim yıkardım kabı. Dün bi posta daha değiştiririm suyu diye öyle duruyodu orda. NEYSE NOLCAK YAA AMAAAN. HERKES PİRENSES AMINAKOYİM.

Bir Bright Eyes, bir Bowerbirds istiyorum, çok mu.. (ÇOK)

9 gün sonra 3 hafta tatil. Ne yapacağım hiç bilmiyom ki. Yine bi hastanenin psikiyatri kliniğine bilenip doktorların etiklerin nasıl amınakoyduklarına şahit olup kahırlansam mı, ne yapsam?

1 Ocak 2013 Salı

Yeni yıllı olası planlarımızın yani dışarı çıkmak ya da Ezellere gitme obsiyonlarımızın ikisini de gerçekleştirmemiştik. Saat 7 filandı ve Sena'yla yurt odamda oturmuş, Sena'nın kardeşinin bize bira getirmesini bekliyorduk. Telefonum çaldı. Evinler Beytepe'de bi evdeki bi partiye gideceklermiş. Bizi de çağırdılar. Önce bi bilemedik. Sonra "ya gidek yaa sıkılırsak döneriz." dedik. Gittik. Kocaman bir öğrenci evi. Alt katta farklı müzik, üst atta dubstep, herkes kendi içkisini getirecekti. Mutfağa yığdık içkilerimizi. Sonra oturuyorduk filan, votkamız kaybolmuş. MADEM ÖYLE, BİZ DE DOLAPTAN BİR İÇKİ SEÇERİZ, KARMA SONUÇTA diyip dolabı patlattık. Konsept "herkes kendi içkisini getirecek"ten, açık büfe bir oluşuma döndü bir anda. Serhat, Evin, Sena, Naz filanfalan olarak evin çatı katındaki bir odada oturduk. Sonra Barış ve arkadaşı geldiler. Sonra Barış'ın arkadaşı son zamanlarda yaşananlardan dolayı bir hayli gergin olduğundan olacak, TROLLEYECEM HERKESİ TROLLEYECEM  BURDAKİ TEK ODTÜLÜ BENİM VE DİĞER HERKES SALAK SANIRIM BENCE GALİBA :d:dD:D:D edalarında o saatlerdeki baldan tatlı kafamı bir güzel sikti. Belki de kafası fazla karışmıştı. Ya da bohemliği yanlış anlamıştı. Ya da umurumda mı? -Deyil.

2013'ün ilk saati içerisinde o evin içinde kaybolan  ve bulunması imkansız gibi görünen fotoğraf makinem ve hırkamı ilk denememde bulabildim. Mesela şöyle oldu; "pardon biraz kalkar mısınız orda hırka olabilir bence." dedim ve hırkam oradaydı. Sonra fotoğraf çekip eğlenen bir grubun elindeki makine de benimdi mesela. "Ben onu bi alayım şööyle, heh." diyerek onu da aldım. YANİ HANİ ŞANSLIYMIŞIM 2013'TE GİBİ.

Böyle şeyler işte.
Her yerimde bir ağrı. Yeni doğmuş tay bacağı gibi çelimsiz bacaklarım, çatlayan başım, ve yarınki cognitive sınavım. Söyleyeceklerim bu kadar.

-2013'ünüz güzel geçsin. Ben artık herhangi bir beklenti içerisine girmiyorum. Yıllara, aylara, mevsimlere anlam yüklemiyorum. Buna kendim karar vermedim. İçimdeki anlam yükleme mekanizması kendiliğinden çökmüş. Ruhum kulaklarımdan akmış. Ama canım sağolmuş.