30 Eylül 2016 Cuma

Bir kediye bağlanmasını anlayamadığım, kedisi gidince kahır bela üzülenlerin üzüntülerini "başka derdin mi kalmadı bee" diyerek küçümsediklerimden tek tek özür dilemek istiyorum. Bağlanmak ne garip şey. İnsan, hayvan fark etmiyor.

Sabahları odamın kapısını açınca (Balım'la beraber uyuyamazsınız, açıkta kalan her yerinizi -burnunuz dahil- ısırır) yeni açmaya çalıştığı gözleriyle salak salak bakardı. Dün gece her şeyini toparlayıp yeni evine götürdük.

Minik, akıllı, ruh hastası, güzel kedim benim. Sıcacık ve çok komiksin. 

29 Eylül 2016 Perşembe

Son zamanlarda başıma gelen en güzel şey kedi sahibi olmaktı fakat uzun uzun düşündük ve alerjik rinit ve kedinin bir arada olamayacağı gerçeğiyle yüzleştik. Bu akşam, ilk olarak deneme amaçlı 1 aylığına, Balım'ı bir arkadaşımıza yolluyoruz. O kadar üzülüyorum ki. Ağlamak istiyorum düşündükçe.



28 Eylül 2016 Çarşamba

Kendimce en büyük yeteneğim alerjiyle soğuk algınlığını ayırt edebiliyor oluşumdu fakat son 1 haftada bu yetenetiğimi de yitirmiş bulunmaktayım. Bugün hastaneye gittim. Bu soğuk algınlığı değil, dedi, ALERJİ BU. Ben zaten şüphelenmiştim. Neyse. Muayene için yüksek bir meblağ ödedim. Çıkarken doktorun verdiği iğneyi vurdurdum. Hemşire elime bir kağıt tutuşturdu ve "iğne için de kayıt yaptırmanız gerekiyor." dedi. Para vermemek için götümde pamukla metrobüse kaçtım.

İğne etkisini gösterdi. 1 haftadır ilk kez koku ve tat aldım. Geçen gün Ozan'la yaptığımız kabak yemeğinin kalanını, haftasonu gaza gelip aldığımız sonsuz tane abur cuburun bir kısmını yedim.

Bir keresinde Bilkent'ten bir arkadaşım nörolojik bir sorundan dolayı çocukluğundan beri koku alamadığını anlatmıştı. Aklımı yitirecek gibi olmuştum. Hala ara sıra aklıma gelir. Dünyada çok ciddi hastalıklar ve büyük acılar var ve fakat koku ve tat alamamayı neden küçümseyelim ki?

22 Eylül 2016 Perşembe

Dün gece yatağımdan kalkıp, usulca mutfağa süzülüp, ilaç kutusunu açtım ve bir fırt otrivin sıktım. 4 aylık hasret.

-o kadar güzeldi ki.

21 Eylül 2016 Çarşamba

Dün markette karpuz gördüm. Aa yaz bitmemiş dedim. Dünya dedi ki yanlış anladın. O karpuzların burada olması, yazın bitmediği anlamına gelmiyor. İstersen senin için biraz daha açık olayım. Yarın sabah çıkarken deri ceketini giy ve şemsiyeni almayı unutma. Sonrasını sorma, göreceksin.

-gördüm.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Merhaba.

Eylül geldi geçiyor, okul mokul yok. 9 günlük bayram tatilinden işe dönmek okulun ilk günü gibi düşünülebilir, ama değil. Motivasyonum yok. Önümüzde koca bir kış var ve bu sene bütün tatiller hafta sonuna denk geliyor. NAPICAZ?

Şimdi 8 yaşımda filan olsaydım okulda ilk dersim 15 Temmuz olacaktı. Ben zaten milliyetçi aile çocuğuyum. Çocukken en sevdiğim grup "mehter"di. Okulda böyle şeyler görünce herhalde eve at üstünde filan giderdim. Bazen farklı bir yöne evrildiğim, dünyada insan ve hayvan sevgisinden, yaşamaktan daha önemli hiçbir şeyin olmadığından emin olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Paralel bir evrendeki bambaşka halime üzülüyorum. Babasının kızı ve belki de hala ut çalıyordur. Well done canım.

Neyse bırakınız şimdi daddy issue'ları. Yağmur başladı. Çok güzel koktu.

13 Eylül 2016 Salı

Nilsu'yu o kadar çok seviyorum ve benim arkadaşım olduğu için o kadar mutluyum ki bazen bütün bunlar ve Nilsu'nun kendisi gerçek değilmiş gibi geliyor.

Dünyada bu kadar uzak olup bu kadar yakın hissedebileceğim başka bir insan olamazmış gibi. Tabii test etmemiz lazım. Hadi bütün sevdiklerim Minneapolis'ten ötesine gitsin tek tek deneyelim. Hadi.

-falan.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Kendimi pek iyi hissettiğimi söyleyemem.
İyi hissetmiyorum.
Zaten yazamıyorum da. Hep bi olumsuzluklar bak. Gördün mü? Orda, burda.

"yani nasıl ve nerede olursak olalım,
 hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak."

Nazım keşke bunun yerine "yarın ölecekmiş gibi yaşanacak." deseydi. Öylesi daha kolay olurdu. Şimdi işin yoksa düşün dur, bir sincap gibi.

B A Y  Ö L Ü M . H M M . F R A N S I Z  O L M A L I.

Dün gece, akşam yemeğinde yediğimiz balıkların artıklarını dışarı, kedilere götürdüm. Bi tane de sigara sarmıştım. Ankara'nın gizli sigara içimlerine bir yenisini eklemek için. Sonra ağlayasım geldi. Biraz böyle bi, ühümühü bir şeyler çıktı ama kalıyor boğazımda, oturmak istedim, otursam iyi ağlayabilirdim ama oturacak yer de yoktu. Sonra eve döndüm.

Öte yandan birilerinden burada sağlıklı ve normal bir şekilde senelerce yaşamış olduğum için bir ödül, takdir belgesi filan bekler gibi bir hal içerisindeyim. Niyeyse. Şimdi üniversite 2. sınıfta olmayı baya isterdim ama. Yurda yeni çıktığım zamanlar. Diş tellerim çıktıktan sonra salak bir Amerikan filmindeymişiz gibi birden çevremdeki erkeklerin benim güzel olduğumu fark ettikleri o sürreal sene. Aynı zamanda derslerimde başarısız oldukça "ben sanatlı bir şey okumalıydım" diye kendimi kahrettiğim sene. Kendimi üzmeme gerek kalmadan sadece sahip olduğum zeka, yetenek, şans ya da süper güçle ne yaparsam yapayım okulu uzatmayacağımı bilmiyordum. Bir şekilde bir şeyleri oldurabilen bir zekam, yeteneğim, şansım ya da süper güçlerim var. Yani olaylar şöyle gelişiyor: Alternatif bir hedef, o hedefe ulaşmak için alınacak aksiyonun sıfıra yakınlığı fakat zihinsel olarak bırakın +40'ı, +80'lere varması ve bu süreçte çekilen kahırlar, ve sonuç olarak hedefe ulaşılması. Bunun farklı bir şekilde gerçekleştiğini görmedim. Şimdilerde 25 yaşında bir kadın olarak bu özelliğimin iyice tadını çıkarıyor, hatta kendime göre kontrol etme yöntemlerini deniyorum. Wow..

25 yaşında bir kadın olarak pijamalarımı çıkarmalıyım zira misafir geldi.

-hayırlı bayramlar din kardeşlerim.

11 Eylül 2016 Pazar

















We all are.

8 Eylül 2016 Perşembe

Öpmeyi ilk kim bulmuş?
Kim bulduysa teşekkürler.

5 Eylül 2016 Pazartesi

30.06.2014

Zeka kapasitem öyle ya da böyle üniversite bitirmeme yetebilir fakat işçi bloklarıyla bizim evimiz arasındaki yolda karşıdan karşıya geçerken survive etmeme pek yetecek gibi durmuyor. Dünyanın en saçma yolunda ölmek istemiyorum. Yani eve birkaç metre kalmışken. Ama zaten dünyanın hiçbir yolunda ölmek istemiyorum. Bukowski'nin bahsettiği tanıdık duvarları ve tozlu lambaları olan sarı bir oda'da, belki, bir ihtimal, ama sanmıyorum, çünkü yaşamayı ciddiye alacaksın.

-bir sincap gibi, mesela.
02.10.2014

Dün kızlarla Sardunya'ya gidip elegant olalım, şarap içelim, sohbet edelim dedik de beni yine öksürük krizi tuttu tabii. Onlar şaraplarını yudumlarken ben ıhlamuruma bal dökmekteydim. Peynir tabağındaki peynirleri de balıma bandırıp bandırıp yedim. Sonra Meltem'in düğününü hayal edip baya heyecanlandık. Bugün de akşam üzeri Esra "gel de saçınla oynayayım" dediği için koşarak onun odasına gittim. Bende inanılmaz gıybetlik malzemeler var bu aralar. Ama ne gıybet. Baya kaliteli bir zaman geçirdik. Tam mayışmış uyuyacaktım ki Meltem aradı, BEŞ DAKKA SONRA SERVİS VAR HADİ SİNEMAYA BEN ÇIKIYOM HADİ filan dedi. Dur dedim ya yatıyoz, saçlarımla oynanıyor şu an, ne çıkması?! 15 dakika sonra otostop çektiğimiz bir arabada Stolen Dance dinleyerek sinemaya gidiyorduk. Rabbim bu ne spontanlık böyle?