29 Ocak 2016 Cuma

Hayatımla ilgili her şeyi ertelediğim için sanki evren de benimle ilgili bir sürü şeyi ertelemiş ertelemiş, son ana bırakmış ve birden yetiştirmeye çalışıyormuş gibi.

-gibi gibi.

27 Ocak 2016 Çarşamba

Sabah yine erkenden kalkıp Sultanbeyli'ye gitmek üzere evden çıkıyorum. Shuttle'da gönüllü attendance'ını aldıktan sonra yola çıkıyoruz. İstanbul'un saçma sapan yollarından geçiyoruz. Her yer erimiş kar ve çamurlarla dolu. Şimdi bahar ya da yaz olsa buralar nasıl olurdu diye düşünüp hayal etmeye çalışıyorum, yine çirkin görünüyor gözüme. Bu 3. workshop'ım. Yeni çocuklarla tanışıyorum yani. 3. kez. Seanslar bittiğinde bazen zamanımız kalıyor. Çocukları servislere yollamadan önce vakit geçsin diye sınıfta bazı oyunlar oynuyoruz. Bir hayvan olsan hangi hayvan olurdun sorusuna "kuş" diyen ve nereye uçmak isterdin dediğimizde Suriye diyen çocuğa ben bakamıyorum. Tepki veremiyorum. Kafamı çevirip başka bir şeyle ilgileniyorum. Bir an kafamın içinde küçük çocuk kanatlanıyor, minik renkli bir kuşa dönüşüp aralık pencereden uçuveriyor. Terk etmek zorunda kaldığı evine mi uçacak, oralar hala çok tehlikeli, diye endişelenip yine çocukla asla ilgilenmeden yavaşça pencereyi kapatıyorum.

-şimdilik güvendeyiz.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Yine bir "BEN NE OLACAĞIM?!" krizinden merhabalar.
Ne olacağım, ne?

18 Ocak 2016 Pazartesi

İnsan 24 yaşındayken kendisini karşısındakinin de üzgün olduğuna inandırmaya çalışmamalı ya. Bunlar neden azalarak bitmiyor? Mütemadiyen üzülme hali de bitmiyor mesela. Üzülme derken, biri tarafından, -bile isteye olduğu her ne kadar inkar edilse de- hayır efendim gayet de bile isteye üzülmekten söz ediyorum.

Bir kış, bir battaniye altında, biter mi? Bitmez.

Bütün özverilerim ve havada süzülmesin diye biriktirdiğim sevgi, şefkat, bok püsür de bir olup bana savaş açtılar, hadi bakalım. Durmaya devam edeyim bari.

-aidiyet mi? ben onun ete kemiğe bürünmüş haliyim, görebilmeni dilerdim.

15 Ocak 2016 Cuma

Bırakmakla ilgili sorunlarım bağlanma sorunlarımdan önce mi geliyor sonra mı emin olamıyorum fakat lakin ki bazen hatta çoğu zaman fark ediyorum ki hepimiz her şeyin farkındayız ve bugün esnemekten neredeyse hiçbir iş yapamadım ama bulunduğum ortam uyuklamak için pek de uygun değil aslında bir o kadar da uygun çünkü odaya kış güneşi vuruyordu ve aşırı sessizdi yine de uyunabilinemez çünkü artık bir öğrenci değilsin salak ne uyuması biraz profesyölöl olmalı değil misin sence de? Değilsin. Kahve sevmezken günde 3-4 fincan kahve içmeye başladım bu özelliğim hayatımın her alanında benimle ama yine de yaşama ihtimalim olan güzel birtakım şeyleri tehlikeye atmamak için çile çekiyorum ki dikkatli olayım haldır huldur iş yapmayayım ama no, kesin ihtimal dahilinde bahsettiğim güzel şeyler asla olmayacak ve ben çile çektiğimle kalacağım bu hep böyle olmuştur böyle olmaya da devam edecek bazen köpek sahiplenmek istiyoruz aşırı gaza geliyoruz sonra vazgeçiyoruz çünkü ne kadar yerleşik de olsak aslında asla yerleşik değilmişiz gibi hissediyoruz korktuğum şey de şu ki, hayatım boyunca yerleşik olmadığımı sanıp aslında aynı şekilde 30 sene filan yaşamış olmak.

-Beni neden üzüyorsun durduk yere?

12 Ocak 2016 Salı

İlk defa yılbaşı öncesi duygulanması'lı ve yılbaşı sonrası'lı yazı yazmadım. Hiç içimden gelmedi. Birçok şey içimden gelmiyor. Yazın çok geride kaldığını, hiçbir şeyin aynı kalmadığını, önüme bakmam gerektiğini, aman işte hepsini, hepsini biliyor fakat asla uygulayamıyorum. Geçen hafta yine Ankara'daydım. Dönmeden önceki gece, bir gün önce okumak için yatak bazasının içinden çıkardığım sonsuz tane defteri yerine koyacaktım. Bazayı açtım, bir an yere çöktüm. Etraf 9 yaşımdan beri biriktirdiğim günlük ve anlıklarla doluydu. Neredeyse 15 yılımı etraftan toparlayıp yatağımın içindeki bir kutuya tıkmam gerekiyordu. Kendimi çok umutsuz, mutsuz ve çaresiz hissettim. Biraz da kayıp.

-kıştan gerçekten, ama gerçekten hiç hoşlanmıyorum.