30 Temmuz 2015 Perşembe

you
are
my favorite kind.
nothing
that i can
name.

26 Temmuz 2015 Pazar

Dedim ki;

"Sen beni anlamıyorsun, çünkü ben de kendimi anlamıyorum. Sen bensin. İşte tam da bu yüzden beni anlamıyorsun." 

Şöyle tespitleri ayık kafayla yapabilsem insan ilişkilerimde hiçbir pürüz kalmayacak. 

-Dün gece parmaklarımla Sena'nın amygdala'sına dokunabildiğime yemin edebilirim. Parmaklarım o sonsuz kıvırcıkların arasından kafa derisini, oradan kafa tasını, oradan da hipokamüsünü geçti, sonrası zaten amygdala'sı. Garip değil mi? -psikoloji bu değil-

Dalgacı Mahmut'luğun en güzel yanı, hepiniz uykudayken birtakım işler peşinde koşmak. 

Şöyle bir iş ilanının olduğu bir paralel evrende kariyer basamaklarını hızla tırmanıyorum:

-Gökyüzü boyayabilen
-Deniz dikebilen
-Kimi zaman dalga geçebilen
-Başında baş, midesinde mide, ayağında ayak düşünebilen
-Ne halt edeceğini pek bilmeyen, vizyon sahibi, nitelikli 

çalışma arkadaşları arıyoruz! 

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Ankara'da günlerim, hiç Ankara'daki yaşantıma yakıştıramadığım kadar hızlı geçti. Hep bir koşturmaca ve insanlarla görüşme -ki bu durumdan asla şikayet etmiyorum- ile ve evde olduğum zamanlarda da tanıdık bir basiret bağlanmasıyla geçti. Yarın sabah tekrar İstanbul. Bu gidişim daha net, daha keskin, ve daha kendimi orada yaşamaya alıştırarak, olacak. İtiraf etmesi zor, ama kendimi şehirsiz hissediyorum. Kendime "benim" diyecek bir şehir bulmak zorundaymış gibi. O şehir çok çok büyük ihtimalle Ankara, ve ne olursa olsun, er ya da geç burda, bu dinginlikle yaşayacağımı biliyorum.

Seğmenler'e, Bilkent'e ve birkaç başka yere daha gittim. Nilsu ve Öykü'yle, Duygu, Merve ve Reyyan'la, Hacerle, ve Melih'le görüştüm. Bütün değişiklikleri ve kabul etmem gereken şeyleri sindirmeye hazırım. Melih'in yeni evini, "orta oda"nın yeni evine tekabül eden yerinde oluşan boşluğu, Nilsu'nun gidişine 1 ay kalmış olduğunu... Her değişkeni. Kabul etmek zorunda olduğumu, hayatın beni en zorlayan bu kısmıyla yüzleşmekten başka çarem olmadığını kabullendim.

Ve garip. Tam bütün egolardan arınmaya başladığın, ya da en azından minimuma indiğini sandığın, sırf gerçekten merak ettiğin ve değer verdiğin bir insanla, diğer insanlardan kesinlikle çok farklı olduğunu sandığın yani -ne bileyim en sevdiği çorbayı çok az kişinin bildiği- bir ilişkin, günlük konuşmaları geçmek gerektiği gerçeğiyle yüzeyselleşebiliyor. Dediğim gibi işte. Aslında bunda garip olan bir şey yok. Olması gereken bu. Her şey yolunda. Kızacak kimse yok. Sindirmeye hazırım. Sindirmem gerek.

-Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez.

Bu paragrafı geçen sene Ağustos ayında yazmışım. Kaçamayacağımın bilincindeydim. Bu günlerin geleceğinin, bütün değişikliklerin gelecek kaygısıyla beraber kombo yapacaklarının bilincindeydim. Bir yıl olmuş. 3 yıl olacak. 10 yıl olacak. Bu farkındalığın yanında gelen naif üzüntüde, yüzleşme ihtiyacının yanında gelen anlamsız şaşkınlıkta bir değişiklik olacak mı?

-Sanmıyorum.

14 Ağustos 2014

Hayatımın bundan sonraki kısmı beni endişelendirmeye başladı. Her şey değişmeye başlıyor. Henüz bana çok vurmadı ama çevremde başlayan bu değişimler dalga dalga geliyor, biliyorum. Başa çıkmakta en zorlandığım ve rahatsızlık duyduğum şey keyif aldığım, bana huzur veren bir şeylerin değişmesi. Bu benden uzakta yaşayan ve sadece beraber olduklarını bilmenin bile beni mutlu ettiği bir çiftin ayrılması olabilir. Bir dostun uzaklara gitmesi olabilir. Birilerinin benim çok sevdiğim evden taşınmaları olabilir. Bu değişiklikler direkt benimle ilgili olduğunda delirecek gibi oluyorum. Dalga dalga gelen gelecek kaygılı değişiklikler de beni bulunca ne yapacağım? İçim çok sıkılıyor bunları düşündükçe. Hayat ne salak. Yaşayıp yaşayıp "işte şimdiye kadarki en iyi zamanlarım bunlar!" dediğimiz bir zaman dilimi belirlesek. Ve geri kalan kısımda orda kalsak. Böyle bir paralel evren varsa ordaki Bilge'yi ölümüne kıskanıyorum. Orospu! Hasiktir şu an ağlamaya başladım amınakoyayım. Sinirlerim baya bozuk çocuklar. İstemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Kimse gitmesin, kimse değişmesin, evler aynı kalsın, duygular, sokaklar, saçlar, arabalar.

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Ev'in tanıdık huzuru bir yana, neden burada yaşayamayacağımı unutmuştum, yine hatırladım. Bu konuda gerçekten çok unutkanım ya. Garip. Ne yapacağım o kadar belli değil ki. Birkaç ihtimal var. Hepsi de benden bağımsız gibi. Gerçekten de mezun olmak, doğmaktan sonraki en büyük travma. Ve en azından şu son dönemimi bir daha yaşamayı o kadar çok isterdim ki. Anlatamam. Anlatamıyorum zaten. Çünkü anlamıyorum. Bile.


16 Temmuz 2015 Perşembe

Merhaba çocuklar!

Ankara'dan, odamdan bildiriyorum. Hayatımda ilk defa evimden bu kadar uzun ayrı kaldım. Geçen yaz da yaklaşık 1 ay gezmiştim ama o farklıydı. O zaman da sonlara doğru çok özlemiştim ama bu seferki daha psikolojik darlanmalıydı.

Bu odada asla ama asla çalışma masasına oturulmadığını unutmuşum. Yataktan çıkıp çeviri yapamıyorum. Kımıldayamıyorum adeta. Ah bu tanıdık bildik huzur. Ah bozkırını sevdiğimin şehri.

Yarın Duygu ve Merve'yle buluşup Seğmenlere'e gidicez. Çok heyecanlıyım. 

-Haftaya tekrar İstanbul tabii. Ama olsundu. Bu sefer yanımda üç balık götürüyorum. 

12 Temmuz 2015 Pazar

Ani kararlar almaya, dürtüsel davranmaya, her zaman yaptığım şeyler olmalarına rağmen hep karşıyım. Yani başkalarına öğüt vermem gerektiğinde böyle şeylerle ilgili, APTALLIK ETME, derim mesela. İş bana geldiğinde hiç de öyle olmaz. Asla kendimi kontrol etmiyorum. Hiçbir zaman etmedim. Kendimi kontrol etmiş gibi göründüysem, aslında canım istemediğindendir. Sonra bu hisleri bir de sosyal psikolojiyle destekleyince, üf. Ne diyordu? İnsanlar yaptıkları şeylerden dolayı pişman olduklarında, yapmadıkları şeylerden dolayı pişman olduklarından daha az mı üzülüyordu? Öyle bir şeyler. Ki ben, yaşamaktaki amacı sadece "iyi hissetmek" olan bir insanım. Ne kadar çok iyi hissedersem, eğlenirsem, gülersem o kadar karlıyım. Benim dini inancım böyle bir şey olabilir. Beni cennete yaklaştıran şey, dünyadaki iyi hissetme oranım olacak. Sadece mutluluk ve eğlenmek değil. Huzur, daha çok, ama o da değil. Sonuçlarını bile bile canımın istediğini yapmak mesela. Bunun verdiği haz. Bu iyi bir his. Arkamda hiçbir "what if" bırakmadığımı bilmek.






8 Temmuz 2015 Çarşamba

Akşam üzeri yaklaşık 2 saat süren bir toplu taşıma serüveninden sonra Sena'ya gelebildim. Londra fotoğraflarına bakarak anılar dinledim. Eve dönmeye üşendim. Sena işe gideceği için uyudu. Ben işsiz olduğum ve bugün 2'de uyandığım için uyumadım. Lise 1'den bir arkadaşım belirdi. Sanırım duygusal çalkantılara girmiş. Silinmeye yüz tutmuş lise anılarımı canlandırmaya çalışıyorum. Neredeyse hiç yoklar. Mutlu değilim. Neden mutlu değilim? 

-Hayatımda ilk defa bayram için heyecan duyuyorum. 

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Bugünlerde duygusal dinginlikteyim çocuklar. Kafa açıcı şeyler düşünmüyorum. Günlerimi evde geçiriyorum ve bu durumdan şikayetçi değilim. Çeviri işine girdim. Biraz para kazansam fena olmayacak zira.

Geçen akşam Osman ve arkadaşlarıyla dışarı çıktık. Sanırım hiç bu kadar dans etmemiştim. Garsonlar sandalyeleri toplayana, ışıkları açana kadar. Yani adeta kovulana kadar. Öyle ki iki gün oldu hala omuzlarım ve belim ağrıyor. Hamlamak bu mu acaba?

Aklımda ablamın bisikletine bakım yaptırıp sahilde bisiklet sürmek var. Üşenmezsem bu işe bir el atacağım. Bir de yarın sabah geçenlerde online başvurduğum ama cv'mi hala görüntülememiş olan anaokuluna gidip cv bırakacağım. Bakalım neler olacaktı.

-Ankara. Çoğunlukla Bilkent. 76. Çim. Tanıdık renkler ve kokular. İsterim.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Evrendeki her şeyin doğru zamanda doğru yerde olduğu bazı anlar oluyor. Işığın geldiği ve rüzgarın estiği yön ve havanın rengiyle kokusu, etraftaki bütün seslerin yüksekliği ve ortamın ısısı, ayakkabı bağcıklarının sıkılığı, ağızdaki tat, iç çamaşırlarının pamuk yüzdesi ve belki Mozambik'teki bir kabiledeki yaşlı bir adamın bile o an doğru zamanda doğru yerde olması. Herhalde dünyada olabilecek en kötü şeylerden biri bu kusursuz anı yanlış kişiyle paylaşıyor olduğunu fark etmek. Can sıkıcı bir bilinç haliyle durumun farkına varıp öylece bakakalmak. Omuz düşüren çaresizlik.

Ama yine de emin olamıyorum. Acaba bu mu, yoksa birinin mükemmel anındaki yanlış kişi olmak mı daha kötü, bir türlü karar veremiyorum.