22 Temmuz 2015 Çarşamba

Ankara'da günlerim, hiç Ankara'daki yaşantıma yakıştıramadığım kadar hızlı geçti. Hep bir koşturmaca ve insanlarla görüşme -ki bu durumdan asla şikayet etmiyorum- ile ve evde olduğum zamanlarda da tanıdık bir basiret bağlanmasıyla geçti. Yarın sabah tekrar İstanbul. Bu gidişim daha net, daha keskin, ve daha kendimi orada yaşamaya alıştırarak, olacak. İtiraf etmesi zor, ama kendimi şehirsiz hissediyorum. Kendime "benim" diyecek bir şehir bulmak zorundaymış gibi. O şehir çok çok büyük ihtimalle Ankara, ve ne olursa olsun, er ya da geç burda, bu dinginlikle yaşayacağımı biliyorum.

Seğmenler'e, Bilkent'e ve birkaç başka yere daha gittim. Nilsu ve Öykü'yle, Duygu, Merve ve Reyyan'la, Hacerle, ve Melih'le görüştüm. Bütün değişiklikleri ve kabul etmem gereken şeyleri sindirmeye hazırım. Melih'in yeni evini, "orta oda"nın yeni evine tekabül eden yerinde oluşan boşluğu, Nilsu'nun gidişine 1 ay kalmış olduğunu... Her değişkeni. Kabul etmek zorunda olduğumu, hayatın beni en zorlayan bu kısmıyla yüzleşmekten başka çarem olmadığını kabullendim.

Ve garip. Tam bütün egolardan arınmaya başladığın, ya da en azından minimuma indiğini sandığın, sırf gerçekten merak ettiğin ve değer verdiğin bir insanla, diğer insanlardan kesinlikle çok farklı olduğunu sandığın yani -ne bileyim en sevdiği çorbayı çok az kişinin bildiği- bir ilişkin, günlük konuşmaları geçmek gerektiği gerçeğiyle yüzeyselleşebiliyor. Dediğim gibi işte. Aslında bunda garip olan bir şey yok. Olması gereken bu. Her şey yolunda. Kızacak kimse yok. Sindirmeye hazırım. Sindirmem gerek.

-Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez. Herkes beni sevemez.

Bu paragrafı geçen sene Ağustos ayında yazmışım. Kaçamayacağımın bilincindeydim. Bu günlerin geleceğinin, bütün değişikliklerin gelecek kaygısıyla beraber kombo yapacaklarının bilincindeydim. Bir yıl olmuş. 3 yıl olacak. 10 yıl olacak. Bu farkındalığın yanında gelen naif üzüntüde, yüzleşme ihtiyacının yanında gelen anlamsız şaşkınlıkta bir değişiklik olacak mı?

-Sanmıyorum.

14 Ağustos 2014

Hayatımın bundan sonraki kısmı beni endişelendirmeye başladı. Her şey değişmeye başlıyor. Henüz bana çok vurmadı ama çevremde başlayan bu değişimler dalga dalga geliyor, biliyorum. Başa çıkmakta en zorlandığım ve rahatsızlık duyduğum şey keyif aldığım, bana huzur veren bir şeylerin değişmesi. Bu benden uzakta yaşayan ve sadece beraber olduklarını bilmenin bile beni mutlu ettiği bir çiftin ayrılması olabilir. Bir dostun uzaklara gitmesi olabilir. Birilerinin benim çok sevdiğim evden taşınmaları olabilir. Bu değişiklikler direkt benimle ilgili olduğunda delirecek gibi oluyorum. Dalga dalga gelen gelecek kaygılı değişiklikler de beni bulunca ne yapacağım? İçim çok sıkılıyor bunları düşündükçe. Hayat ne salak. Yaşayıp yaşayıp "işte şimdiye kadarki en iyi zamanlarım bunlar!" dediğimiz bir zaman dilimi belirlesek. Ve geri kalan kısımda orda kalsak. Böyle bir paralel evren varsa ordaki Bilge'yi ölümüne kıskanıyorum. Orospu! Hasiktir şu an ağlamaya başladım amınakoyayım. Sinirlerim baya bozuk çocuklar. İstemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Kimse gitmesin, kimse değişmesin, evler aynı kalsın, duygular, sokaklar, saçlar, arabalar.

1 yorum:

  1. https://www.youtube.com/watch?v=L9EKqQWPjyo

    YanıtlaSil