2 Mart 2015 Pazartesi

Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder. 
                                                                                                                          -Emrah Serbes

7 yorum:

  1. Emrah Bey ile beraber ciğerimi dağladığınız Bilge. Bu iki acıdan ayrı,bir de unutulmanın kabulünün zorluğu var bence. Bir ilişkinin sonu nasıl olursa olsun sana vaat edilen "yaşanmış güzel anlar"ın yok olmasını izlemek. Sonsuza kadar farklı bir evrende devam edeceğini sandığın bir yürüyüşün zorla bitirildiğine şahit olmak. Sonu ne olursa olsun bundan sonra hayatının eskisi gibi olmayacağını söyleyen bir insanın aslında hayatına hiç dokunamamış olduğunun farkına varmak. Kandırılmışlığa benzeyen ama tüm nedeni insanlık hallerine yıktığımız o his. Yalanlar zamanla doğruya dönüşebiliyor ama zamanında söylenmiş doğrular değiştiğinde sadece yok olabiliyor. Yok olduğunu görmenin acısı da,unutmanın acısından farklı."Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder. "

    YanıtlaSil
  2. yukarıda yazdıklarıma ek olarak aslında çok büyütmemek mi lazım artık nasıl olacaksa çünkü şimdi düşününce sonuçta "herkesin hayatına kimse karışamaz."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Öylece yok olabiliyorlarken, hislerine nasıl güvenebilirsin ki?" Yani. Bence insan kendi hislerine bile güvenmemeli. Yarın sen de "sonsuza kadar farklı bir evrende devam edeceğini sandığın bir yürüyüşü" zorla bitirebilirsin. Böyle düşünürsen zorla bitirildiğine de çok üzülmezsin belki. Neblim ya.

      Sil
    2. Haklısın. Bazen, ya sandığımdan daha az üzülüyor ve sadece sandığımdan daha fazla canım sıkılıyorsa diye düşünüyorum. Sanırım bunun farkına varıp bu dönemlerde başkalarının da canını pek sıkmamak lazım.
      Oysa gerçekten içine atmıyor.
      https://www.youtube.com/watch?v=n2q1y8AAuno

      Sil
  3. bence daha acisi, sana / o iki kisiye ait sandigin anlarin, hosluklarin bir sonraki iliskide kopyala-yapistir tekrarlandigini uzaktan gormek. ozel sandigin her seyin genele yayilmasi. herkese olmuyor, olunca bi carpiyor. sanki biri gunlugunu sesli sesli okumus gibi.
    bence unutmak diye bir sey yok ama. geriye itiyorsun, azaltiyorsun, ama unutmuyorsun. cocukluk anilarini veya ruyayi hatirlamak gibi hatirliyor insan hep; gayet flu, bolca his, cok az goruntu. posasi kaliyor. hatta posasi da degil, her seyi ozetleyen bir mimik, bir an. o guzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alain de Botton Aşk Üzerine'de aşık olunan kişiyle tesadüfen tanışıldığı üzerinde durup, belki de o an o kadının yerinde başkası olsaydı onunla aşk yaşayacağından ve muhtemelen benzer anıları biriktireceğinden bahsediyor. Bence çok doğru. Seninleyken özel anılar, başkasıylayken de başkasına özel anılar. İlişkiler aşağı yukarı birbirine benziyor ama özneler değişiyor yani. Benim çok canımı sıkmıyor bu durum. Tabii üzüntü tazeyken çok üzücü olabilir, ama acı soğuduktan sonra çok bir şey fark etmiyor. Gibi gibi.

      Sil
  4. "Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı."

    Bazen çok özel birisi oluyor istesende unutamıyorsun. Aslında unutmaya kıyamıyorsun. Sanki unutsan kendine ihanet edecekmişsin gibi geliyor. Çok sevsen de çok kızıyorsun bazen. Neden bile göstermeden çekip gidiyor çünkü. Günler, haftalar, aylar geçiyor ama hiçbirşey değişmiyor. Her boktan sabaha gözlerini açtığında o kocaman, içi gülen gözler geliyor aklına. O kadar güzeller ki, bir süre sonra konuşurken diğer insanların bile gözlerine bakmadığını fark ediyorsun. ÇOK özlüyorsun, çok... O kadar inançlı olmasan bile dua etme sebebin oluyor, geri dönsün diye. "Erkek adam ağlamaz" diyen bir toplumda büyüyorsun. Bu allahın cezası ayrılıktan önce en son ne zaman ağladığını düşünüyorsun, "10 seneden fazla heralde" diyorsun. Bir bakıyorsun "daha iyiyim." dediğin dönemlerde bile en az haftada 3-4 kere ağlıyor olmuşsun. Öğretilenin aksine ağladıkça daha bir "adam" hissediyorsun. Tekrar çıkmak istiyorsun karşısına. Doya doya bakmak istiyorsun o güzel yüzüne, tekrar tutmak istiyorsun o pamuk elleri. Çok önemsemeyeceğini bilsen bile "ya beni böyle görünce üzülürse?" diyorsun kendi kendine. O güzel gözlerden iki damla düşmesin diye kendi boş bakan gözlerine kıyıyorsun.

    Öyle işte... Köpekler gibi seviyorsun bazen. Unutmak aklındaki duraklardan birine bile uğramıyor.

    YanıtlaSil