27 Aralık 2014 Cumartesi

Kendimi yeni tanıştığım insanlara her şeyimi anlatmamam gerektiği, en sevdiğim arkadaşlarımdan çok bahsetmemem -çok derken, aşırı çok- gerektiği konusunda ne kadar uyarsam da beceremiyorum. Hayatımdaki insanları bölemiyorum. Karşımdaki kişi değer verdiğim bütün isimlere hakim olmalıymış gibi.

-değil, değil yani.

19 Aralık 2014 Cuma

Akşam İstanbul'a gidiyorum.
Pazartesi akşamı Merve geliyor.
Yine hep beraber olacağız. Kırık Plak'ta güzel insanlarla güzel bir ışık altında güzel müzikler dinleyerek takılmak 2014'e güzel bir veda sayılabilir.
Ruhuma dinginlik gelsin.
Dönünce çok iş var.

16 Aralık 2014 Salı

Evden bildiriyorum.

Dün akşam tez toplantısından çıkınca annemle konuşurken midem bulanıyee filan diye nazlanmıştım, eve gelmemi istedi, sana dedi nane limon kaynatırım, yatağında sıcaksıcak uyursun. Güzel teklifler bunlar. İlkyaz eve bıraktı beni. Neredeyse 12 saat uyudum ve boktan bi baş ağrısıyla uyandım. Şimdi yine Bilkent'e gitmem gerekiyor. Hiç gidesim yok. Çok üşeniyorum. Bugün gender and media için çekim yapmam gerekiyor. Yarın mı yapsam ya. Cuma günü İstanbul'a gidiyorum. Sanırım 10 ocak'a kadar baya yoğun geçecek. Hem ders hem serserilik anlamında yaağni.

Şu şarkıyı bilen var mı? Ben çok severim, ama seneler olmuş dinlemeyeli.









14 Aralık 2014 Pazar

Dün Meltem'in doğum günüydü. Kendisinin iyi ki doğmuş olduğundan bahsetmek istiyorum biraz. Sanırım üniversite hayatımla ilgili en büyük pişmanlığım, 5 senelik okulun neredeyse ilk 3 senesini onsuz geçirmiş olmam. Büyük kayıp ve koca bir boşluk. Herkese bir Meltem lazım. İnanılmaz biri.


























Bugün çok güzel bir pazar. Geceyi hep beraber geçirip sabah inanılmaz güzel ve bir o kadar ucuz bir kahvaltı yaptık. Kendimi en huzurlu hissettiğim anlar hep sevdiklerimle olan kahvaltı sofralarına denk geliyor. Kahvaltının mutlulukla olan ilgisine hepimiz tamamız da, huzurla ilgisinden söz eden şair var mı? Şairleri hiç ama hiç ama hiç anlamıyorum.

Uzun zamandır "geçen sene bugün.." ile başlayan bir cümle kurmamıştım. Dün gece Öykü'nün arabasında Garaj 55'e giderken fark ettim, 365 gün önce yine aynı arabayla ve aynı oturma düzeniyle aynı yere gidiyorduk, ama dün solum boştu. Hayatımıza giren insanların sonsuza kadar orada olacaklarına çok normal ve olası bir şeymiş gibi inanıp, öyle olmadığında yine her şey çok normalmiş gibi duruma adapte olabilmemiz ne garip. Yolda yürürken ayağın takılıp düşeyazınca bozuntuya vermeden yoluna devam etmen gibi. Bir iki sağa sola bakıp etrafı yoklarsın, yürür gidersin.

-Çünkü başka n'apıcan?

11 Aralık 2014 Perşembe

Merve'yle skype yaparken arkadan yeni arkadaşları belirdiğinde hepsine toplu küfürler edesim geliyor çünkü Merve'yle hergün beraberler ve bu haksızlık. Ne kadar şanslı olduklarından haberleri yok amk veletlerinin.

10 Aralık 2014 Çarşamba

Akşam kendimi bok gibi hissederken İlkyaz Meltem'le beni yurda bırakacaktı, dedim ben arabadan inmek istemiyorum. Gerçekten de istemiyordum. İnme o zaman dedi, sen de inme dedi, eve geldik. Ders çalışacaktık da bilmem ne. Saat bu saat oldu. Keyfim yerinde.

-Bu evi çok seviyorum.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Sürekli çok önemli bir şeyi yapmayı unutmuşum ya da kısa süre sonra yapmam gereken bir şey varmış gibi bir his. Bu gerginlik ve huzursuzluk sonum olacak.

5 Aralık 2014 Cuma

Akşamki sınava girmemek için sabah rapor almaya hastaneye gittim. O kadar kolay hallettim ki işimi, dedim bugün şanslı günüm herhalde. Hani gezegenlerin çekim alanları filan oluyo ya, o şekil işler dönüyor sandım. Çünkü mesela hastane dönüşü nereden neye bineceğimi bilmeden birden bi tarafa saptım ve karşımda Bilkent dolmuşu belirdi. Daha ne olsun yani. Ama yok. Şanslı günüm filan değil. Bildiğin sıradan, salak bi gün. Eve gitmeye karar verdim. Okulda 10 dakika daha durmaya yetecek keyfim yoktu. Esra akşam Corvus'a gidelim diye çok ısrar etti, kıramadım. Şimdi odadayım. Kimse yok. Karanlık. Böğürerek ağlamanın tam zamanı ama ağlayasım yok. Sigara kağıdım bitti. Sena evinin/evimizin fotoğraflarını attı. Hemen ısındım. O kanepeye bir "battaniye. Lazım." Uyuyanın üzerine kar yağarmış. Üstümüze kar yağmasın. Böyle diyince aklıma Muhsin Yazıcıoğlu geldi. Öldüğü günün ertesi günü mü ne, Uykusuz imza günü vardı. Sena'yla dersaneden kaçıp gidecektik. Sekreterlikten kaçamadık. Bu, dersaneden önce bir yerde kahvaltı ederken aile kurumuna küfürler edip dinlere inanmadığımızı birbirimize itiraf edişimizle aynı güne tekabül eder. Sene 2009. Kendi adıma diyebilirim ki, 2009 ve 2010 önemli yıllardı. 2011'den beri de yokuş aşağı iniyormuşum gibime geliyor. Yokuşun da sonu yok sanki. Zaten çarpmak değil de, bir şeye takılıp düşme fikri keyfimi kaçırıyor. Yoksa yeterince hızlanırsam çarpmanın etkisiyle çarptığım şeyi kırıp içinden geçerek devam edebilirim belki.

Ben hiçbir şey yapmak istemeyen ama her şeyi bi şekilde -berbat- yapıp tıngır mıngır yokuş aşağı giden 23 senelik bir tekerlekli sandalyeymişim.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Bir yerlerde bir şeyler kaçırıyormuş hissi yüzünden geldim buraya. Sonunda oturabildim. Kimse beni duyamıyor. BOK GİBİ DANS EDİYORSUNUZ! Yok. Hiçbir şey yok. Mojito güzelmiş. Param olsa yine alırdım. Garson ne içersiniz dediğinde bira dedim. Sonra, yerli yabancı, istediğiniz her şeyi alabilirsiniz diyince dedim ne birası ya. Bira kim? Neyse. İşte gelmiş bulundum buraya. Bu kadar kalabalık olduğunu bilmiyordum. Kimse kimseyi duymuyor. Şey. O elbiseden bende de var. Bana daha çok yakışıyor. Siz kendinizi akıllı mı sanıyorsunuz? Size diyorum ALOOO. Hahahaha bir boktan haberiniz yok. Bu kadar şekilci olmayın be çocuklar. Neden rahatlayıp kendimize birer içki almıyoruz? Hadi kalabalığı yarıp terasa sigara içmeye çıkarken bütün kadınların beline, omzuna, ne bileyim dokun işte bir yerlerine. Görmüyoruz sanki. Anlamıyoruz sanki. Salak. İnsanı zorla Holden yapıyorsunuz amk yerinde. Sen de Ankara ayazında üzerine bir şey almadan çık sigara içmeye çünkü sırt dekolten boşa gidecek. Anlıyorum, bence bir sakıncası yok. Sırtın üşüyünce yanındaki erkeklere yaslanacaksın. Bu işlerin böyle yürüdüğünü herkes biliyor. Herkes salağa yatıyor. İşin garibi bir çoğu zaten salak. Yani salak bir insanın salağa yatması, anlatabiliyor muyum, enerjileriniz durduk yere neden emilir sanırsınız?

PHONIEEEEES!

-Bir süre sonra Franz Ferdinand, The Offspring, Muse filan çaldı. Sikerler diyip kalktım tepindim. Benim Holden'lığım da bu kadar. Yakşanlar.