24 Ağustos 2014 Pazar

İstanbul'dan bildiriyorum!

Şu an en sevdiğim evler listesine ilk 5'ten giriş yapan Kırık Plak'tayım. Bana delicesine huzur bastıran salonda vantilatörün önünde oturmuş akşam olmasını bekliyorum çünkü Merve ve Osman gelecek. Tatilim güzel geçti. Çeşme'yi çok sevdim. İki kere çok sarhoş olup bir kere kustum. Bir kere de neredeyse güneşin doğuşuna şahit oldum. Biraz yandım ama kimse fark etmedi. Bol bol zeytinyağlı ve taptaze incirler yedim. Aslında daha ayrıntılı yazacaktım ama zaman aşımına uğradı. Merve'nin gidişi yaklaştıkça karnıma ağrılar saplanıyor. Nasıl olcak bu işler? Ben bu evde yaşamak istiyorum. Dün Burak'ın odasında uyurken birkaç sene önce yazdığım şeyleri hatırladım. Du bulcam. Heh bu.  Bunları yazdıktan kısa süre sonra evren bana bir şeyler yaşattı ve o düşüncelerim tepetaklak oldu, tersine döndü. Şimdi o yazıdaki gibi de hissetmiyorum. Sadece çürüdüğüm doğru. Ama bundan rahatsızlık duymuyorum. Bazen hissizleşmek, survive edebilmek için en doğru yol. Ya da uydurdum amınakoyayim ne bileyim ya. BEN NE BİLİRİM Kİ LAN ZATEN.

-Bu arada o yazıda eksik kalmış küçük bir ayrıntı var: Yatağın yanındaki pencereyi açıp dışarıyı izledikten sonra aşağı kusmuştum. İYİ ANI.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Daha dünyevi dertler edineyim diye arandım durdum ve hava sıcaklığını aşırı önemsemek ile tekrar kuaföre gidip saçlarımı tekrar bozdurup NEDEN KESTİRDİM Kİ SANKİ diye pişman olmak dertlerini buldum. Bunlarla bir süre idare edeceğim. Yani hava serinleyip saçlarım azcık uzayana kadar. Bu da Eylül'e tekabül ediyor. Baya iyi plan. Evrenle yaptığım pazarlıklar, karmaya meydan okumalar, neler neler. Tam bir serseriyim.

Yarın gece Öykü'yle yola çıkıyoruz. Babamın beni karşısına alıp yaptığı konuşmanın yazmaya değer tek cümlesi "Sigara, alkol ve bonzai içmek yok." cümlesi. Geri kalanında karşılık olarak "aynenaynen" derken bu cümleye sadece gülmemi engellemeye çalışmak tepkisini verdim. Ayrıca günlerdir saçma sapan şeylere para harcıyorum ama Fish eye için 2 makara almayı unutup durdum. Hoş değil. En son iki sene önce Kilyos'ta denize girdim. Saat sabahın 3'üydü ve Görkem suratımıza kum fırlatıyordu. O yüzden bu tatili hak ettim bence.

Oralarda yazamam ya da çok az yazarım muhtemelen. Çeşme'den İstanbul'a, İstanbul'dan Bursa'ya gideceğim. En sevdiğim insanların neredeyse hepsiyle vakit geçirip hazdan deliririm belki. Ya da muhtemelen bu sondu diye düşünüp üzülmekten deliririm. Bazıları hiç delirmez. Ne korkunç hayat sürüyorlardır, Allah bilir.

Hayatımın bundan sonraki kısmı beni endişelendirmeye başladı. Her şey değişmeye başlıyor. Henüz bana çok vurmadı ama çevremde başlayan bu değişimler dalga dalga geliyor, biliyorum. Başa çıkmakta en zorlandığım ve rahatsızlık duyduğum şey keyif aldığım, bana huzur veren bir şeylerin değişmesi. Bu benden uzakta yaşayan ve sadece beraber olduklarını bilmenin bile beni mutlu ettiği bir çiftin ayrılması olabilir. Bir dostun uzaklara gitmesi olabilir. Birilerinin benim çok sevdiğim evden taşınmaları olabilir. Bu değişiklikler direkt benimle ilgili olduğunda delirecek gibi oluyorum. Dalga dalga gelen gelecek kaygılı değişiklikler de beni bulunca ne yapacağım? İçim çok sıkılıyor bunları düşündükçe. Hayat ne salak. Yaşayıp yaşayıp "işte şimdiye kadarki en iyi zamanlarım bunlar!" dediğimiz bir zaman dilimi belirlesek. Ve geri kalan kısımda orda kalsak. Böyle bir paralel evren varsa ordaki Bilge'yi ölümüne kıskanıyorum. Orospu! Hasiktir şu an ağlamaya başladım amınakoyayım. Sinirlerim baya bozuk çocuklar. İstemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Kimse gitmesin, kimse değişmesin, evler aynı kalsın, duygular, sokaklar, saçlar, arabalar.

12 Ağustos 2014 Salı

Perşembe gecesi yola çıkacağımız için bugün dedim ki "du kendime seyahatlik şampuan tarak filan bişiyler alayım." Bu sırada ayaküstü bir şekilde Duygu'yla görüşmem, sonra Görkemle karşılaşmamız, bira içerken Melih'in belirmesi ve sigara almak için sokağı turlarken Barışla karşılaşmam gibi birtakım şeyler gerçekleşti. Ankara böyle bir şehir. Normalde uğraşıp bir araya getiremediğim insanlar sadece tek bir sokakta karşılaşarak bir araya gelebiliyor. Bir de Görkem'in Ankara, İstanbul ve İzmir tespiti var. İzmir'de herkes hareketli ve iletişim kurma halinde ve İstanbul'da eve nasıl döncez derdindeymiş. Ankara'daysa herhangi bir kafeye oturup bir şeyler yazıp kitap okunuyormuş. İşte bu yüzden bizim küçük not defterlerimiz varmış. Tam olarak doğru olmasa da Ankara'ya birkaç kere gelmiş bir insan için doğru denilebilecek bir tespit. Bu arada tespiti Görkem'den dinleseniz daha etkili olabilirdi. Yani anlattıkları bu kadar kısaydı ama bu kadar sığ değildi. Benim üslubum biraz şey. Kıt. Ve düz.

-Şimdi iki büyük derdim var:

 1) Ben Merve'yle nasıl vedalaşacağım?
 2) Eylül beni hayal kırıklığına uğratır mı ki?

8 Ağustos 2014 Cuma

Hacer'e gittik, bize mojito yaptı. Ve saatlerce konuştuk. Konuştuk durduk. Yine ilişkilerin aslında ne kadar anlamsız ve insanı tüketen şeyler oldukları konusunda aydınlanma yaşadım. Sonra deli gibi yağmur yağmasıysa beni iyice triplere soktu. Belli miktarda alkolün algılarımı açtığı kadar hiçbir şey işe yaramadı. Belki bilardo. Bütün hüzünlü halim ve kırılmışlığımla hissettiğim ve  anaç bir şekilde gülümseten saçma sapan bir aydınlanma hali. Dünya üzerindeki bütün biten ilişkilerin -sebepleri ne olursa olsun- insana dair oldukları gerçeği. Bunu bilelim. Bu lazım.

-İnsan severim.



























7 Ağustos 2014 Perşembe

Merve 4 senedir ilk defa Ankara'da bu kadar uzun kaldı ve ben delirmiş gibi bunca yıldır onu senede üçbeş gün görerek nasıl yaşadığımı düşünüyorum. Aklım almıyor. Yakında yine gidecek ve sonra ne zaman görüşeceğimiz belirsiz. Dünyada başka kimseyle aynı evde yaşamayı bu kadar çok istemeyeceğim herhalde. Ne aynı evi ya. Aynı şehirde bile olamadık. Şimdi bi de aynı ülkede olamamak çıktı başımıza. Ne yapacağım bilmem. Bu günler hiç bitmesin. Sıcak Ankara akşamüzerileri buluşup buluşup bira içelim sonsuza kadar.

3 Ağustos 2014 Pazar

Merhaba çocuklar.

Dün ailesinin evde olmayışını fırsat bilerek Reyyanlara gittim. Köpüklü parti yapacaktık ama üşendik. Krep yapıp gıybet edip Silver Linings Playbook izledik. Çok güzelmiş. İzleyiverirsiniz bir ara. Bazen blogundan para kazananları düşünüyorum. Sonra kendi blogumu. Film tavsiye etme şeklime bak. Böyle para mı kazanılır be? Neyse para konusuna girmeyelim yine. 

Bugün de akşam sinemaya gittik. Wish I Was Here. Garden State'in devamı gibiymiş mental olarak sanırım, ama değil de gibi. O da güzeldi. Hadi onu da izleyiverin. Zaten ikisi de aynı beyin filmi. Soundtrack'leri de çok şekerdi. Filmde çalan Bob Dylan, filmden önce yemek yediğimiz yerde gördüğüm Jukebox ile mükemmel bir kombin oluşturdu. Alakasız yerlerde ızdırap çekmek, ızdırabı ikiye katlar demiş Emrah Serbes. Fakat havadar yerleri düşünmemiş. Havadar yerlerde ızdırap çekmek ızdırabı ikiye bölüyor. Her şey, rahat nefes alabilmekle alakalı. Sonrasında fil kendiliğinden hafifliyor. 

Geriye kalan günlerimi minimum üzülüp tatil için heyecanlanmak şeklinde geçirmeye niyetlendim. Haftalar önce bahsettiğim staj işi olumsuz sonuçlanırsa hiçbir şey olmamış gibi yaparız demiştim. Stajın sonucuyla ilgili %50 ihtimal var sanıyordum. Hiç sonuçlanmama ihtimalini düşünmemiştim. Buna kafa yormak için yeterince enerjik hissetmiyorum. Paşa gönlüm de pek istemiyor ne yalan söyleyeyim. Gelecek kaygıları ve idealistlikleri bir süre daha erteleyeceğim sanırım. Yaşamam gereken başka şeyler birikti. 


1 Ağustos 2014 Cuma

Toplayın bavullarınızı! Planlar değişti, Çeşme'ye gidiyoruz!
Bunu dublaj sesimle söylediğimi hayal edin. Eğer bir aksilik olmaz ise ayın 15'inde Meltem'in yazlığına gidiyoruz. Düşündüm de, okulda ders çalışmak için sabahlarken bile gülme krizlerine girerek can vereyazan bir grubuz, tatilde nasıl eğleniriz tahayyül edemiyorum.
Saçlarımı kestirdim. Eve gelince annem "hani? uçlarından mı aldırdın sadece?" dedi. HE UÇLARINDAN ALDIRDIM AYNEN HE, dedim ben de.


























-Bugün hava o kadar sıcak ki.