31 Temmuz 2014 Perşembe

Bugün yurt ücretimi yatırdım sonra Merve'yle buluşup yemek yedik, bira içtik, dolaştık, dondurma yedik. Akşam serinliği çökünce Ankara çok tatlı oluyor. Serinlik dediğim de işte, Temmuz sonu bir Ankara akşamı ne kadar serin olabilirse öyle. Yazacak hiçbir şey yok. Yarın pdgm'ye gidicem, aylar sonra. Beni tam düzeltememişsin bak yine bozuldum, diycem. Sanırım sonra da gaza gelip saçlarımı kestiricem. Uzun saç benim olayım değil. Zaten boşunaymış bu kadar uzaması saçlarımın. Ondan da eminiz. Ne gerek var?



















-Ağustos'unuz kutlu olsun.

29 Temmuz 2014 Salı

Merhaba.

Yaklaşık 8 saat boyunca şeker kolonya çay börek baklava sarma taşıdım. Gözlerim kararmakta. Ama harçlıklarımı aldığım için keyfim yerinde. 2 gün taşıyıvereyim çay, nedir yani? Dün bir çocuk elimi öpmeye kalktı. Bir adam beni kuzenimin eşi sandı. Bugün de bir başka çocuk bana teyze dedi. Aklımı yitireceğim, neler oluyor lan? 23 yaşındayım ben! Komşular asansörde görünce öss'ye mi hazırlanıyon, diyor. Siz kimsiniz amk veletleri?

Eylül'de yaylaya gitme planları yaptık. Çok büyük ihtimalle plan yatacak, ama ben her halukarda gideceğim çünkü Sena eşyalarını almaya gidecek. Ben de onun peşine takılacağım. Tabii o tarihlerde hala evde göt çürütüyor olur isem.



-Neyse gideyim de 2 litre daha şerbet yapayım.
Bazen çok kötü hissettiğimde beynim her şeyi kısaca özetleyip bana "ha tamam. tamam tamam doğru, böyle olması gerekiyordu, bir an unutmuşum." dedirtiyor. Kötü hislerim geçmiyor ama en azından nefes aldırıyor. Of neler saçmalıyorum. Neler neler. Bayram nedeniyle uyku düzenim tekrar bozuldu. Bu yaz korktuğum gibi geçiyor. Ankara'da, yatağımda. Esra doğum günüm için bana kaç metre olduğunu hatırlamadığım ama çok uzun ve üzerinde Each Coming Night'ın notalarının olduğu bir rulo hediye etti. Duvarıma yapıştırıp her gece yatmadan önce bir dilek tutup bir notayı boyamamı söyledi. Ben boşa gitmesin diye her gece dilek tutmuyorum ama birkaç tanesini boyadım. Kitaplık ve pencere engeline takıldığı için keserek yapıştırmak zorunda kaldım. Bittiğinde diğer yarısını yapıştıracağım. Yurda yerleşirsem haftanın 1-2 günü dilek tutabileceğim. Belki öyle daha iyi olur. Ne dilemek istediğimi düşünecek zamanım olur filan. Hiç bilemiyorum.

-Anonimlerle iletişme hesaplarımı kapattım. Belki sonra yine açarım.

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Sabah yine Ankara'da bir bayram sabahı klasiği olarak annemin amcasına kahvaltıya gittik. Kötü şeyler oluyor çocuklar. Dünyanın en minnoş evlerinden biri olan büyük amcanın evini çocukları müteahhite vermiş. Yerine saçma sapan bir apartman dikilene kadar civardaki başka bir tatlı eve yerleşmişler. Seneye apartmana taşınacaklar. Bu kahvaltıya her sene gittikçe daha az kişinin geldiğini fark ediyorum. Büyük amca elinde cep telefonu, telefon çaldığında bağıra bağıra konuşuyor ama nasıl mutlu. İlaç saati geldiğinde masaya içinde bir sürü ilacın olduğu bir kutu geliyor. İnceliyorum. Ellerini, mimiklerini. Küçük bi çocuk ciddiyetiyle ilaçlarını tek tek düzenli bi şekilde çıkarıp hizaya diziyor. Sonra hepsini birden avucuna alıp yutuyor. Ben de kalkıp kafasına sarılmamak için zor tutuyorum.

-2012 bayramında çekilen toplu fotoğraf çerçeveletilmiş, bahçe duvarına asılmış. Bir daha o kadar kalabalık olmayacak, diyor büyük amca.

önceki bayramlı yazıları görmek isteyenler beni takip etsin.

ikibinoniki
ikibinonüç
Bugün mezarlığa gittik. Mezarlığa gidince hep mezar taşlarını gözlerimle tarayıp benim yaşlarımda biri var mı diye bakıyorum. Bugün de öyle yaptım ama bulamadım. Dedemle anneanemin mezarlarını suladım. Annemle babam dua ettiler. Ben de dedemle olan anılarımızı düşündüm. Aklıma 2 şey geldi. Biri hasta değilken ve biz onlara gittiğimizde ablamla bana çevirzıpla gibi bir oyuncak alması. Diğeri hastayken ve bizde kalırken pijamasının cebinden bize dondurma parası vermesi. Anneannemle olan anılarımızı hatırlayamadım pek. Halbuki dedemden daha uzun yaşadı, daha çok vakit geçirdik. Neden hatırlayamadım acaba? Üzüldüm buna. Dönerken bir mezar başında yere çömelmiş bastonlu bir amca, 30 yaşlarında ayakta duran bir kadın ve mezar taşına eğilmiş ağlayan bir kadın gördüm. Mezar taşını okudum hemen. 2001 yılında ölmüş, 25 yaşındayken. Benden 2 yaş büyük. Bir an önce oradan gitmek istedim. Arabaya binince bu sefer mezar taşlarına bakmadım. Su taşıyan çocukları izledim. Bir de simitçiler vardı.

27 Temmuz 2014 Pazar

Hiçbir şey yapmayarak yanladığım bu tatilde en azından yeniden film izleyebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Dün Ruby Sparks, bugün Frances Ha. İkisi de çok güzeldi. Frances Ha'yı bütün SİYAHBEYAZ FİLM İZLEMEM BEN sığlığımı sürdürerek geçiştirmeye devam ediyordum ama dün Merve çok övdü. Ben de dedim hadi neyse. İyi ki de izlemişim.





















-hiç yazasım yok.

25 Temmuz 2014 Cuma

Sanırım 7 saattir filan harddisk'imi bilgisayarıma uyarlamaya çalışıyorum ama hala beceremedim. Serhat'ın dediğine göre crack yapmalıymışım. Küçükken de oyun alırdım, crack yapılması gerekiyorsa yükleyemezdim. Bi şeyleri alıp bi yerlere sürüklüyodun filan ama, işte. Hayal meyal... Google it amk! dediğinizi duyar gibiyim. Elbette her yolu denedim ama no. Telefonumdaki fotoğrafları harddiskime atamıyorum yani. Telefonum aşırı yavaşladı. Zaten sıcak. Of. Teknoloji gecemizde bunlar yaşandı.

Yurda başvurdum NİHAYET. Umarım doğru düzgün bir oda çıkar da yine mutlu mesut yaşarım. İlk denememde önce doğu kampüsten bir yurt çıkmıştı gidip onu düzeltmekle uğraşmıştım. Şakaşaka. Mail atmıştım, sonra okula gitmiştim. Yurtlar müdürlüğündeki görevli kişi "mail attık size, kontrol etmediniz mi..." demişti. Etmemiştim henüz. Meğer hemen merkeze almışlar. Neyse, doğu kampüste mahsur kalan insanlarla ilgili hikayeleri de biliyorum neticede. Belki son sınıfım diye önceliğim olur. Ay bi de giriş kat filan olsa tadından yenmez ya. Whatever. Sonra ilk yurda başvurduğum zamanlardaki yazılarıma baktım. 2 sene önce bu zamanlar. O ne naiflikmiş ya. Nasıl tatlı bir heyecan. Nerede o hisler? Günden güne çürüyorum sanki.

Sürekli tatil planı yapıp duruyoruz. Merve'nin yanına Paris'e gitmek. Merve'yle Budapeşte'de buluşmak. Bozcaada'ya gitmek. Bursa'ya gitmek. Kolumu kaldıracak halim yok. Hiçbiri değil de, bir ev olsa mesela, herkes toplansa orada. Yetmez mi ki? Bana yeter.  Bir araya gelemiyoruz ki. Özlediğim bir sürü şey var. Her şeyin değişmesi canımı çok sıkıyor. Okullar bitiyor, şehirler ülkeler değişiyor. İnsanlar değişiyor. Bütün bu değişimin içinde yere oturup, kafamı dizlerimin arasına koyup midem bulanmasın diye kımıldamamaya çalışıyorum. Bir kımıldasam mideler dolusu kusacağım sanki.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Yemekte ailemle yaptığımız konuşma babamı Tayyip olmakla suçlamam şeklinde ilerlerken annemin müdehalesiyle demokratik bir şekilde sonlandı. Yaptığımız anlaşma sonucunda iki taraf da kazandı, sanırım. Tam olarak istediğim olmadı tabii ama çekirdek ailenin diktatörü tv karşısında kabak çekirdeği çitleyip ara sıra tatlılıklar yaptığı için insanın isyanını "AY NEYSE" diyerekten kalbine gömesi geliyor.

Bugün Duygu ve Merve'yle Aynı Yıldızın Altında'ya gidip ağlayıp kahırlandık. Filmden çıktıktan sonra aklıma Aylak Adam'dan şu paragraf geldi:

"Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyor, eritiyorlar."

Bizim ömrümüz de 10 dakika filan sürdü. Sonra yine dedikodular, gelecek kaygıları, işler güçler. Eridik.

 Sonra iş başvurdum. Görüştüğüm kişiyle sohbet ederken konu bloga geldi, başvuru şeysine yazdırdı, eğer aklına düşerse de okursa diye gerildim şu an. Merhaba. Hoşgeldiniz. Burası böyle işte. Balıkmalık.

-Ankara'nın küçük. Küçücük. Minicik bir şehir olduğunu, biliyor muydunuz?

20 Temmuz 2014 Pazar

Bu yaz cebelleşmek durumunda olduğum herhangi bir aile içi skandal yok. Geçen sene bu zamanlar kalp krizi geçirip geçirip ölmüyordum. Zor günlerdi. Günlerdir ayın 15'indeyiz sanıyorum ve 16'sından beri hergün tarihe bakınca şaşırıyorum. En çok bugün şaşırdım çünkü 5 gün geçmiş amk. Okulda açık hava sineması filan kuruluyordu bu ara, onları kaçırmışım. Bu akşam da varmış ama bana eşlik edecek birini bulamadım. Arkadaşlarım çok yaşlanmış bıktım hepsinden. TAZE KAN İSTİYORUM. Sonuç olarak bugün de yatakta göt düzleştireceğim.

Bir de şu var;

Monday-humilitation
Tuesday-suffocation
Wednesday-condescension
Thursday is pathetic
by friday life has killed me
by friday life has killed me

                                       Morrissey

I don't care if monday's blue
Tuesday's gray and wednesday too
Thursday i don't care about you
It's friday i'm in love!
I don't care if monday's black
Tuesday wednesday heart attack
Thursday never looking back
It's friday i'm in love!

                                         The Cure
Yeniden film izleyebiliyor oluşumu kutlayalım. Bugün Before Midnight'ı da izleyip seriyi tamamladım ve filmden sonra dedim ki gerçek dünyanın, sorumlulukların, egoların ve hoşgörüsüzlüklerin amınakoyayım. İlişkiler çok zor. Bir insanı anlamaya çalışmak, kendini anlatmak. Kendini anlatamamak. Karşındakini yanlış anlamak. Keşke ilişkiler sadece sevişmekten ve sabah kahvaltılarından ibaret olsa.  Neyse. Son olarak Alain de Botton-Aşk Üzerine'yi tekrar okuyup bu konulara daha fazla kafa yormamaya karar verdim çünkü delirebilirim. Onun dışında, geçen aklıma kuzenlerimle seneler önce izlediğimiz bir film geldi. Böyle izlerken "hasiktir" dedirten bir film. Büyük kısmını hatırlamıyordum ama kilit noktasını filan biliyordum da yine de bulup tekrar izlemek istedim. Başroldeki adamın Pearl Harbor'daki çocuk olduğunu anımsıyordum, iki tıktık'a baktı, Josh Hartnett'mış. Neyseciğime filmi buldum, izledim. Kesin izleyin lan. Baya sinirlenip üzülüp saçma garip şeyler hissedeceğinizin garantisini veriyorum. Adı Wicker Park.

-Ayrıca soundtrackleri arasında Mazzy Star ve Coldplay var.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Bazen kafamı en çok paralel evrenlere takıyorum. Bilimdeki karşılığı hakkında neredeyse hiç fikrim yok. Sadece fikri çok hoşuma gidiyor. Yanlış zamanlamalar, 2 sene önce şu zaman şunu yapsaydım ne olurdu acaba'lar. Sonra bunlar üzerine düşünüp duruyorum. Çoğu zaman hüzünlü ama bazen heyecanlı oluyor.

Bu aralar ilişkiler ve aşk üzerine çok fazla konuşup çok kafa yordum. Romantik filmler de izleyince iyice çekilmez yapış iyrenç bi şey oldum. İnsanlara serotonin zehirlenmelerimi, aşkın beynimde yaptığı ecstasy etkisini filan anlatıp duruyorum. İçim şişti. Şuraya kusuverirsem kusuruma bakmayın.

-çok sevdiğim ama rengi solduğu için giyemediğim bi tişörtümü kumaş kalemleriyle boyadım. keşke yetenekli bir insan olsam da sıfırdan bi şeyler çizsem böyle tişörtlere filan.

18 Temmuz 2014 Cuma

Before sunrise ve before sunset izledim. Romantik film severim ama konu o değil. Konu, kendimle ilgili bir korkumun filmleri izledikten sonra tekrar yüzüme vurulmuş olması. Bir sürü güzel anım var. Bir sürü güzel insanla. Ama tekrar yaşanmayacağından neredeyse emin olduğum bazı anlar ve hisler var. Bu beni çok üzüyor. Yani sanki her şeyin bir mucizeymiş gibi geldiği anlar. Parmaklarımı inceleyip onların farkına vardığım, algılarımın sanki sonsuza kadar açıldığı ve kış günü beynimin bütün kıvrımlarına yaz esintisi doluyormuş gibi hissettiğim anlar. An. Ve hayır kafam güzel değildi. Ama beynimde bir yerlerde bazı hareketlenmeler olduğu kesin. Bir daha olmayacak. Başka başka bir sürü güzel hislerim olacak belki, ama o hissin bir kerelik olduğunu biliyorum. O anda da biliyordum.

Bazen hayatımdaki insanlar için fazla düşünceli olduğumu düşünüyorum. Hayatımda olmayan insanlar için de fazla düşünceliyim. Bunu hak ettiklerinden emin değilim. Ve kimsenin bundan haberi yok. Fevri davranıyorlar ve sanki kollarıyla yanlışlıkla bir yerlere çarpıp bi şeyleri düşürüp kırıyorlar. Kırdıklarını toplamaktansa kırıkların arasında kaybolmayı bekliyorum.

-memory is a wonderful thing if you don't have to deal with the past.

17 Temmuz 2014 Perşembe

Bir arkadaşın kızı sınava girdi, çok iyi bi puan aldı. Odtü psikoloji istiyormuş. Ben İngilizce dilde eğitime karşıyım. Meslek, anadilde öğrenilir. Hacettepe'yi tercih etmesinden yanayım. Çünkü meslek, anadilde öğrenilir sonuçta. Yarın bi gün sana hasta geldiğinde sonuçta onunla Türkçe konuşmak zorundasın. Sen ne düşünüyorsun? Kız da biraz uçuk bi tip. Ben baya bi konuştum. Hani dedim hukuk filan mı yazsa diye. Elbette psikoloji de çok güzel ama, hukuk daha garanti gibi. Sonra işte dedi ki, ben dedi sanatla da ilgileniyorum. A-aa dedim ne güzel, gençlerin sanatla ilgilenmesi çok güzel, dedim. Ne tür bir sanat dedim. Ay bu demesin mi TANGO YAPIYORUM, diye. TANGO YAPIYORMUŞ. İnanabiliyo musunuz? Ben de kendimi hukuk mukuk diye boşuna paralamışım. Hukuk nerdeee, tango nerde?! Kız bildiğin uçuk bi tip. Belki diyo tangocu olurum diyo. E ben daha ne diyim? Hayır düzgün yerlerde düzgün şeyler okuyup düzgün meslekler edinirsen düzgün insanlarla karşılaşırsın. Düzgün bir evlilik yaparsın. Yaa.. İşte öyle dedi. Tango yapıyormuş.

Bu sözleri gülümsememden bir şey eksiltmemeye çalışıp büyük bir sabırla dinlerken içimden de "senin ben derdini sikeyim be dalyarak " ve "umarım tangocu olur umarım psikoloji okuyup tangocu olur ve çok mutlu olur." diyordum.

Ama kendi ellerimle yaptığım reyhan şerbeti bütün misafirler tarafından çok beğenildiği ve iltifatlar yağdırıldığı ve tarifi istenip durulduğu için sinirim stresim geçti. Valla baya güzel olmuş ne yalan söyliyim çocuklar, tam yaz içeceği. Birgün vodkayl da karıştırıp deneyeceğim. Hatta başka başka kokteyller yaparım. Kesin çok güzel olur. Düşün mesela kendi evim var, terası da var mesela, arkadaşlarımı çağırmışım efil efil bir yaz akşamında, ve herkese zorla VODKA-REYHAN İÇİRİYORUM.

-bu karışıma havalı bir isim bulacağım ve herkes bi bok sanacak, haberiniz olsun.


14 Temmuz 2014 Pazartesi

Bütün yol kafamda System Of A Down çalmasının nedeni uslanmaz bir ergen oluşum değil, bir başka uslanmaz ergenin üzerine System Of A Down tişörtü giymiş olmasıydı. Tezer Özlü okuduğum tatlış bir yolculuk planlıyordum ama kafamın içinde B.Y.O.B çalarken ve yanımda, koltuğuma oturduğum andan itibaren muhabbet açmak için doğru anı beklediği her halinden belli olan bir teyze varken artizliğin bir anlamı yoktu. Teyze beni molada sigara içerken yakaladı. Muhabbetin devamlılığını bana iltifat ederek garantiye aldı. Ne kadar güzelsin keşke sigara içmesen, dedi. Teşekkür ederim ve bilmiyorum, olabilir, doğru galiba, dedim. Sigarayı bıraktıktan sonra ne kadar rahatladığından bahsetti. Konuşmanın seyri, psikoloji okuduğumu söylememden sonra iyice kesinleşti. Psikoloji okuyorum dedikten sonra, psikolog olmak istemediğimi belirtmeme rağmen, onun için artık bir psikologtum ve anlatmaya başladı. Kafam o kadar soluma dönüktü ki, çünkü bilirsiniz dinlemek bu işin en önemli parçası, dışarı mı bakaydım, hala boynum ağrıyor. Anlattıklarına göre 4 sene önce kocasıyla ayrılmışlar, üst üste bir sürü travmalar yaşamış ama15 yaşındaki oğluyla mükemmel bir ilişkileri var. Çocuğun dersleri kötü ama çok yetenekli. Tiyatrocu olmak istiyor. Resim yarışmalarında birincilikleri var. Acaba diyor biz ayrıldığımızda oğlanla çok ilgilenemedim de ondan mı matematiği kötü neden başarısız sizce. Dikkat dağınıklığı nasıl bir şey? İlaç kullanmalı mı?

Aslında önceleri böyle dertleriyle filan beliren insanlara hiçbir şey söylememeyi tercih ediyordum çünkü baya psikolog kimliği yükleyip anlatıyorlar ve konuyla hiçbir alakam yok. Yani ilgisizliğimden değil, insanlara yararlı olabilecek bir eğitimim olmadığından. Birinci sınıftaki gönüllü stajımda diğer stajerler bipolar ablalarla YA BENCE ANNENİZLE DAHA ÇOK VAKİT GEÇİRİN VE BADEM YAĞI SAÇA ÇOK İYİ GELİYOR CANIM tarzında saatlerce konuşabiliyorlarken ben hiçbir şey söyleyemiyordum. Hastalar bize DOKTOR HANIM diyordu ve diğer stajerler hallerinden çok memnun bir şekilde onlara öğütler veriyorlardı. Bense yanlış bir şey söylemek yerine mal gibi oturmayı tercih ediyordum. Sonraları bu düşüncemi çok ağır hastalar için hala geçerli olmak koşuluyla yumuşattım. Yani bana psikolog kimliği yükleyen teyzelerle filan konuşuyorum baya. Duymak istedikleri 3-5 şey var zaten. Neden olmasın ki, diyorum. 

İçiniz rahat edecekse hastaneye götürüp dikkat dağınıklığı için test yaptırabilirsiniz. İlacı desteklemiyorum ama bazı durumlarda kullanılabilir. Bu yaşlarda bazı agresiflikleri olabilir. Kız çocukları duygusal agresif, erkek çocukları fiziksel agresiftir. Alttan almanız çok güzel. Tiyatro yeteneğinin üzerine gidin. Oğlunuz sizin gibi bir annesi olduğu için çok şanslı. Siz de öyle bir oğlunuz olduğu için çok şanslısınız.

Biriyle konuşurken saate bakmamak için kendimi o kadar zorluyorum ki kadınla konuşurken kanser olacağımı sandım. O kadar saat konuşmaya rağmen, konuşma bitemedi çocuklar. Yarım kaldı. Son sözlerimizi ayakta hızlı hızlı toparlamaya çalıştık. Neyse ki yüzü gülüyordu ve birkaç kere ya ben cidden çok şanslı bir kadınım çok teşekkür ederim, dedi. Bu da bana baya iyi hissettirdi. Ah çıkarcı ilişkiler.

-hala psikolog olmak istemiyorum.
















Alkol miktari fazla olmasına rağmen içimi çok rahat olan kokteyl gibi bir ses.

13 Temmuz 2014 Pazar

Şimdi başlasam ve 15 yılımı filan bunu düşünmeye ayırsam, geriye nasıl 40 liramın kaldığını asla bulamam. Dün geceye dair hatırladığım en güzel an ise, Macarena'nın sonunun bizim o an Shantel'in diye hatırladığımız ama şimdi bakınca şu olduğunu bulduğum şarkıya bağlandığı andı. Çok iyi bağladılar ya. Nedense o an aşırı keyiflendim. Sanki en sevdiğim şarkılarmış gibi filan. Hayır, n'alakası varsa... Bir de Osman'ın, bir anda zenci bir adamla dans etmeye başlayan ablasını kurtardığı an. Çok komikti bence. Eve nasıl döndük ve ben pijamalarımı giyecek enerjiyi nereden buldum hiçbir fikrim yok. Sabah kahvaltısı için hayalim Beşiktaş'taki minnoş kahvaltıcılardı ama o kadar salak ve fakirdik ki Cevahir'de fastfood yedik. Ayrıca hava çok sıcaktı ve insanların sınavları vardı. Sevdiğim insanlarla eğlenirken hep LÜTFEN BENİ STAJA ALSINLAR dedim içimden, ve de dışımdan. Çünkü benim bu insanlarla bir arada olmam, ve sevdiğim bir şeylerle meşgul olmam lazım. Buna gerçekten çok ihtiyacım var. Kendimi tatilin geri kalanında Ankara'da sığır gibi yatarken hayal edemiyorum. Aslında edebiliyorum, çünkü bu çok kolay. Fakat hiç istemiyorum ya. Ama hiç.

Yarın dönüyorum aslında. Eğer kabul edilirsem haftaya tekrar geleceğim. Beni alsınlar beni nolur beni ya.

-şarkıyı duyunca aklına hemen Davut Güloğlu'nun Katula Katula'sı gelenler, merhaba sizlere, beyinlerimiz nasıl da çöplük halinde değil mi?

12 Temmuz 2014 Cumartesi

SAY MY NAME!

11 Temmuz 2014 Cuma

Kupkuru Ankara havasını bıraktım da geldim. Bugün staj görüşmem vardı çocuklar. Sabah vapura koşarak yetiştim, adeta rızkına koşan bir İstanbullu gibiydim. Tek farkım vapurda kitap, gazete filan okumak yerine fakir gibi denizi seyrediyor oluşumdu. Buradan Ankaralı olduğum anlaşıldı, sonra beni Ankaralıların olduğu başka bir vapura aktardılar... Şakaşaka öyle bir şey olmadı tabii ki. Sonra eniştemin kankası beni Beşiktaş'tan alıp Kanyon denilen saçmasapan alışveriş merkezine götürdü, yemek yedik. Ordan da görüşmeme gittim. Yani bence güzel geçti, olumlu sonuçlanırsa yazarım, olumsuz sonuçlanırsa hiçbir şey olmamış gibi yaparız. Sonra kendi kendime gezdim oralarda buralarda. Eve geldim. Ablam şehir dışında, eniştem gece yola çıkacak. En sevdiğim evler listesine ilk sıralardan yerleşen bu ev bana kaldı. Köpüklü günah partisi vermem için bütün şartlar sağlandı, herkesi bekliyorum.


























Temsili staj görüşmesi suratım.

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Müjgan milyonuncu kez bindiği Çukurambar dolmuşunun camından Orhan'la bakışırken onun bir şeyler söylediğini gördü ama dudak okuyamadığı için anlamış gibi yapıp ama yalan da olmasın diye anlamamış da gibi de yapıp o da o sırada dinlediği şarkıyı söyledi, ama Orhan da onu anlamadı. "I forget to pray for the angels and then the angels forget to pray for us." Dolmuş şoförünün koltuğa oturması, dudak okumaya / okutmaya çalışmalara son verecek ve Müjgan buruk bir şekilde elini sallayacak, Orhan sigarasından bir nefes çekip kısık gözleriyle veda edecekti. Dolmuş hareket edince Orhan Müjgan'ın görüş alanından çıktı, Müjgan önünü döndü, bütün bu vedaları düşünmeye dalmıştı ki, arkadan kendisine uzanan bir el, sonra bir kol, sonra sanki hiç son bulmayacakmış gibi ardı ardına gelen sesler: Şurdan bi kişi uzatır mısınız? Şurdan da bir. Şurdan iki. Müjgan bulunduğu hüzünlü anın içinden bu şekilde çıkacağını tahmin etmemişti. Hele ki arkadan kendisine uzatılan paraları o anlık ayılmanın etkisiyle yanlışlıkla yerlere saçacağını. Tanımadığı insanlardan özür dileyeceğini. Elalemin yere saçılan parasını eğilip toplamaya mecali olmadığından öylece insanların suratına bakacağını. Gerçek dünya böyle işte, diye düşündü. Kitaplar romantik ya da hüzünlü ya da aşırı mutlu anlarla doluydu ama yazarlar en hisli vedalaşmaların bile sıradan vatandaşın şoföre parasını uzatma talebiyle bozulduğundan bahsetmiyordu. Ve fakat samimiyetler hakkında sayfalarca yazabilirlerdi. Zaten Müjgan da paralar etrafa saçıldıktan sonra "sen Müjgan değilsin ki Bilge." dedi, "oturduğun semt bile kitap karakteri olmana uygun değil."

6 Temmuz 2014 Pazar

Ani bir dürtüyle uzun zamandır elleşmediğim hard diskimi aldım ve kurcalamaya başladım. Klasörler dolusu fotoğraf, çocuklar. Yani dijital ortamda olmasalardı bu, raflar dolusu klasör demekti. Anlatabiliyor muyum? Saçma sapan bir hafızaya sahip olduğum için de her fotoğrafın çekildiği günle ilgili ayrıntıları biliyorum. Hepsini ama. Elimden bir tane bile kaçamaz. Sonuç olarak harddisk içindeki bu küçük dünya yine beni ortadan ikiye böldü. Hayır ya ne bölmesi, baya bildiğin YARDI. En son lise sonun yazında tercih döneminde böyle hissetmiştim. Yani bir gün bir önceki günle alakası olmayan hisler, ertesi gün de bir öncekiyle alakası olmayan hisler. Günler böyle geçip gitmişti. Sonunda verdiğim karardan uzun süre pişmanlık duyduktan sonra, yeniden normal ve keyfi yerinde bir insan olarak hayatımı sürdürmüştüm. Şimdi hala "acaba"sını düşünürüm ama thank god there are parallel universes. Eski güzel günleri anıp anaç bir şekilde "ah ne güzel günlerdi, ama bitti, ama olsun." diyecek kadar olgun değilim. 23 yaşımdayım ve tecrübe etmekten hiç keyif almadığım şeyler hissediyorum ve bu konuda anaç veya naif olmak gibi bir derdim yok. Şöylesi daha çok işime geliyor:

NEDEN AMINAKOYAYIM NEDEN BU SİKTİĞİMİN DÜNYASINDA İŞLER KÜÇÜK BEYNİMDE KURGULADIĞIM GİBİ GİTMİYOR NEDEEEEEN!

Neyse ki bu tür serzenişlerde tipten kurtarıyorum. Minyon olmak lise ikide yediğim dayakta işe yaramadı belki ama böyle höykürmeleri biraz daha kabul edilir kılmada işe yarıyordur herhalde, diye düşünüyorum.































Lütfen İstanbul'daki staj işi olsun ve işinde gücünde bir insan olayım artık. Olmazsa Ankara'da yapacak bir şeyler bulmam lazım. Daha görmem ve yaşamam gereken tonla şey, tanışmam gereken bir sürü ruh hastası (lütfen bunu psikolog kimliğimden ayırıp okuyunuz, yoksa ben etiklere saygılıyımdır, hem zaten ben psikolog değilim ki Ahmet), şaşırmam gereken çok fazla olay ve üzülecek yeni yeni şeyler var. Yani daha çok işim var ve bir yerden başlamam gerek. Yatakta yaşayarak olmayacak bunlar. Diyeceğim o ki, kıçımı kaldırmam için bir şeylerin olması gerekiyor gibi ama öte yandan kıç da benim, kaldırması gereken de.

Yarın en güzel yıllarımın geçtiği yere gidip haykırmayı teklif edeceğim, Sena'ya. Umarım kabul eder yoksa etrafta tek başına bağıran bir manyak olarak görünmek zorunda kalacağım.

-sanırım çıldırıyorum ama genlerimde depresyon yok, her şey kontrolüm altında.
"Gezerken bir gün parkta
Şaşıp kaldım bir anda
Bir sürü gözü olan
Bir kız vardı karşımda

Gerçekten çok güzeldi
(bir o kadar da şok edici!)
Ağzı da vardı tabii
Muhabbet ilerledi

Konuştuk çiçeklerden
Gittiği şiir derslerinden
Gözlük takacak olsa
Çekeceği dertlerden

Bu kadar çok gözü olan
Bir kız tanımak harika
Ama sırılsıklam oluyorsunuz
Ağlamaya başlayınca"

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Fight Club'ta acı çekmenin ancak çekilecek başka bir acıyla hissedilmeyeceğinden bahsediliyordu, hmm o zaman regl olduğuma göre ağrı kesici almayayım. Yani acımın yönünü değiştireyim. Yani göğüs kafesimdeki fili kasıklarıma doğru iteleyeyim. Hayatımda neler olacak hiçbir fikrim yok. Staj için görüşmeye çağırıldım. Öncelikle yeni uyandığımda beynim çalışmadığı için sonralıkla başka bir takım engellerim olduğu için gidemeyecek gibi oldum ama bugün kendilerine tekrar döndüm ve pazartesi tekrar arayacaklarını söylediler, gün belirlemek için. Belki aramazlar. Kendime yeni bir korku edinene kadar en büyük korkum okul açılana kadar hiçbir şey yapamamış olmak. Belki ideal bir dünyada yatakta yaşayıp Friends'i 5 kere baştan izlemek güzel bir yaz tatili anlamına geliyordur fakat ideal bir dünyada yaşamıyoruz. Zaten öyle bir dünyada yaşıyor olsaydık şu an 2 majezik atmış yatıyordum.

-içim çok fazla sıkılıyor çocuklar, ne yapacağız böyle?

4 Temmuz 2014 Cuma

Arkadaşlarımın beni neşelendirme çabalarını takdir ediyorum ve onlara minnet duyuyorum ama günün sonunda Aylak Madam'a oturup çay içelim dediğimizde, kulaklarımı dolduran Birsen Tezer olunca, aman ne bileyim. Hiç bilmiyorum. Bu şarkılar hep bir oda dolusu birkaç ay. Birkaç koku. Bir sürü ilk. O kadar işte.

















-çocuklar bile bana çiçek diye baktılar.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Soru: Bazen çok yoğun duygular yaşadığımızda ve karar vermek zorunda olduğumuzda yanlış bir şey yapmamak için sakinleşmeyi beklememize ve mantığımızı devreye sokmamıza yarayan beyin bölgesi hangisidir?

Cevap: PREFRONTAL CORTEEEX!

Birimizin prefrontal cortex'i siki tutmuşken diğerimizinkinin tıkır tıkır işliyor olması bir sürü şeye neden olacak. Bir yerlerde bir ayna kırılacak, bir çocuk aşık olacak ve çok ezilmekten eskiyen bir paspas çöpü boylayacak. Evolutionary psychology is the best. Sonuçta her şey survive edebilmek için. 

-keşke kafalarımıza demir girse ve beraber Madagaskar'a kaçsak. Orada teşekkür borçlu olduğumuz bir insan var en nihayetinde.

2 Temmuz 2014 Çarşamba







































Kesinlikle katılıyorum. Hele ki fil göğüs kafesinize yerleşmişse, ölümüne better with stripes.

Yarın stajda son günüm. Frontal lobe'la ilgili -ki benim beynimin en, belki de tek gelişik kısmı bence- sunum yapacağım. Phineas Gage'ın insanları etkilemediğini ilk defa gördüm. Olur şey değil. Sanki kendilerinin kafalarına da ara sıra demir giriyormuş filan gibi bir umursamazlıkla dinlediler. Neden biliyor musunuz? Çünkü tek yaptıkları bizim okulu eleştirmekti amk yerinde. O yüzden surat asmaya hazır ve nazırdılar. Peki bütün bunlar umrumda mı? Hayır. Değil.

Bu akşam yemekte salatalığın kokusunu alınca aklıma hemen kara kaplumbağam geldi. O da salatalık kokardı çünkü genelde salatalık yerdi. Miss him. Peki ya insan kokuları ne olacak? Miss him. Ah, kalbimi bir kutup ayısına bırakıcam çünkü burada işler çok karıştı.

Duygu perşembe günü beni eğleyeceklerini söyledi ve bir sürü şey sundu. Eğer birileri imdadıma yetişmezse zaten, ne bileyim mesela dolabımın içine girip ağırlığımı kapak kısmına vererek dolabı devirip bakalım n'olacak diye filan bekleyebilirim.

-beklemem.

edit: plan yapma ve neden sonuç ilişkisi kurma gibi yetilerimden ötürü frontal lob'umu övdüm ama görüyorum ki frontal lob'u sorunsuz olanlarda genelde procrastination görülmüyormuş yani BEN DEĞİL :(