31 Mayıs 2014 Cumartesi

Akşama görüşürüz. 

29 Mayıs 2014 Perşembe

Bütün gün deli gibi yağmur yağdı. Sınava gök gürültüleri eşliğinde girdim. Çıktığımda kuşlar cıvıldıyordu, güneş ışıldıyordu. Acaba dedim sınavlar bitti diye beynimin bana bir oyunu mu bu? Yok, değil. Sonra Kaos'taki eğitimi tamamladık. İlk gittiğimizde yeni hamile olan kadının karnının büyümesini adım adım takip ettik. Geçen ay doğum yaptığı için gelememişti. Bu ay küçücük minicik pıtırcık bebeğiyle gelmiş. İnanılmaz. Fasulye tanesi gibi bir insan yavrusu. Mis gibi bebek kokuyordu.

-Jeff Buckley bugün ölmüş.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Son enerji kırıntılarım. Yarın 5 filan gibi noktalıyorum bu dönemi. Okulu kapatıp çıkacam. Cuma da geri girecem parti için. 2 haftadır okul kimliğim kayıp. Kimliksizlik is the best. Şakaşaka değil. Her sabah nizamiyede "ya şey ehehehe kimliğim kayıp da benim hehe ama mesela staj belgem var?" filan diyorum. Cümlemi tamamlamadan "tmm" diyor güvenlikçi ama olsun. Bugün personality finalimi öğrenip "HEHE OKULUM UZADI GALİBASI" diye bir süre üzüldüm, sonra birtakım hesaplara giriştim ve vardığım sonuç hala ihtimaller denizinde yüzmekte olduğum. Eğer ben bu okulu uzatmaz isem hiç kimse uzatmaz arkadaşlar o kadar da net konuşuyorum. O yüzden benim bi belli olsun, siz de ona göre kendinizinkine karar verirsiniz.

Size ilginç bir bilgi vereyim o zaman:

H.M. bir epilepsi hastasıydı ve ameliyatla medial temporal lobu çıkarıldı ve epilepsisi geçti. Fakat o da nesiydi? Bu sefer de anterograde amnesia çıkmış idi başına. Ah çilekeş EYÇ EM. Dertler derya olmuştu. Yeni olan şeyleri aklında tutamıyordu. Bütün gün birlikte testlere girdiği doktorunu ertesi gün unutuveriyordu minik balık. Cerrahlar kaş yaparken göz çıkarmışlardı. Yazık olmuştu Eyç Em'e.

İşte H & M'in adı buradan geliyor çocuklar. H & M'in tüm geliri dünyadaki hafızasını kaybetmiş kimsesiz insanların tedavilerinde kullanılıyor. Artık havalı gibi hipster şapkaları, gözlükleri aldığınız mağazaya giderken bir kere daha düşünürsünüz.

-uydurdum.

27 Mayıs 2014 Salı

Biyometrik fotoğraf çektirdim. Suratımın kesinlikle hiçbir noktası simetrik değil. Çok üzüldüm. Şakaşaka çok üzülmedim. 1 tane finalim kaldı ve ölücem bence ben. Okula gidecektim, hava çok sıcaktı. Dedim evde çalışırım ya. Eve geldim. Uykum geldi. Ya valla çok sıkıldım ve bunaldım. Bu ay hem fiziksel hem duygusal olarak ağzıma yüzüme sıçıldı. Rüyamda kaslı hocamla öpüştüm. Fotoğrafçı adam ordan burdan çıkan saçlarımı fotoşokla silmeye çalışırken kepçe olan sağ kulağıma ne yapabilir diye bir süre bakıp elleşmedi. Elleşmesin de zaten. Fakat fotoğraftan sonra dedim ki Bilge, para kazanır kazanmaz o kulağı Türk hekimlerine emanet ediyorsun.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Güzel günler geçirdiğimi söyleyemeyeceğim dostlar fakat sıçtın mavisinde Mozart'ın balkonunda sigara içmek bana iyi hissettirdi. Sabah 4 gibi yaptığımız muhabbetler hani bazen o saatlerde yerel kanallarda karşımıza saçma sapan bir tartışma programı gibi değil gibi bir şey çıkar ve poker face olarak izleriz ya, işte o programlardaki muhabbetler gibiydi. Ben Türkiye Reicikiler Derneği Genel Sekreteri ve Meltem Yaşam Savunma Uzmanı olarak axon ve dendritler üzerinden paralel evrenleri yorumlayıp uzak doğu felsefelerine küçük bir giriş yaptık. Telefona Hüseyin hocanın bağlandığını hayal edip kendi kendimize ayar verdik. Hiç uykuyla girdiğim sınavdan güzel duygularla çıkıp sene başından beri gaza gelip gelip bize bonus ödevler veren ve hiçbir sınavı, hiçbir ödevi okumayan ve geçen gün harf notlarımızı mail atıp bizden kağıtlarımızı görmeyi talep ettiğimize dair mailler alan ve bize "iyi niyetimi suistimal ettiniz, benim hesaplarıma inanmadınız, bu kadar işin gücün arasında sizin saygısız maillerinizle uğraştım, geri alıyom bonusları, sakın mail atmayın odama da gelmeyin cevap vermicem :S.s.ss" temalı bir mail döşeyen hocanın yanına gidip sinirlerimizi bozduk. Aslında hiç gitmeyip dilekçe vermeyi düşünüyordu insanlar, fakat salak ben "ya belki bir anlık sinirle atmıştır, biz yine de tekrar bi güzelce konuşmayı deneyelim" fikrini attım. Bu tarz salak işleri hayatımın her alanındaki her ilişkide yapıyorum. Çünkü insanlar 18'inden sonra iletişim yollarını kapamasın bi zahmet amk. Cevap vermicekmişmiş. Neyse, gittik konuştuk, mesele halloldu gibi oldu, ama olan yine bana oldu çocuglar. Hocanın "saygısız mail" dediği maillerden bir tanesi bana aitmiş, ve sizi temin ederim ki mail'imden saygı fışkırıyordu. İnsanların yanında bana "hhğmmm o mailleri atanlardan biri de burda :S:S.s" dediğinde ısrarla mail'imi yüksek sesle okumasını istedim ama açtı, azıcık okuyup "nyse ya tmm :S.s" dedi. Hocanın üzerine atlayıp kendisiyle beraber pencereden aşağı mı uçmalıydım yoksa sinirimi içime mi gömmeliydim? Emotion regulation yetilerim bir hayli yüksek olacak ki hiçbir şey söylemedim. İnsanlara durumu izah ettim. Ama hala baya canım sıkkın bu işe.

YA BIRAK DA GİDEYİM AMK OKULU YETHER BE YETHER!

















bu ara bunu dinliyom hep.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Son üç finalim kaldı. Acıkıp duruyorum. Uyku baya güzel icat. Bugün deprem olmuş. Hissetmedim ben. Belki de sinirlerim bozuktur.


23 Mayıs 2014 Cuma

Okulumun uzaması ihtimaliyle yüzyüze geldiğim şu günlerde.. Bu cümleyi tamamlayamıyorum. Dün yine okulda sabahladık. Belli bi saatten sonra insanlar ve sesler azaldığında kampüs çok tuhaf oluyor. Kötü değil ama tuhaf. A binasının önünde tek başıma sigara içerken birtakım flashback'ler yaşayıp uzaklara dalmam Meltem ve Öykü'nün bütün bozuk paramızla otomattan aburcubur ve kahve almamızı önermeleriyle bölünüyor. Kat aralarındaki koltuklarda tek tük uyuya kalanlar, uzaktaki bi koridordan belli belirsiz gelen kahkahalar, tuvalete giderken kapkaparanlık koridordan "hasssktir" diyerek geçmeye çalışmak filan. Bunlar hep güzel hatırlanacak bence. Sonra mesela dün, sabah 4buçuk gibi yurda uyumaya gittik. Meltem merdivenlerden uçtu. Ayağını burktu. Kırık olsa duramazsın şakaları eşliğinde onu odaya çıkarıp uyuduk ama kendisi durunamayıp kalkıp sağlık merkezine gitmiş biz uyurken. Sınavdan sonra röntgen çektirdi de cidden kırık olsa duramazmış.

Sınavda öğrencilik hayatımda 2. kez ekstra kağıt istedim ve konseptten o kadar uzağım ki kağıt isterken hocaya el kol yaptım kağıt versin diye, o da "gel al" yaptı eliyle koluyla. Vay be dedim, demek işler böyle işliyormuş. Millete NÖ YOZÖYÖNÖZ O KODÖR EKSTRÖ KÖĞÖT ALÖP diye çemkirip dururken kağıt almalarına odaklandığım kadar kağıdı kalkıp aldıklarını da fark etseymişim iymiş. Neyse. Neden aldım ben o ekstra kağıdı? Çünkü soruda experiment design etmem isteniyordu, ulan dedim ya herkes kağıdına şekiller şukullar çizip  duruyor dur hele ben de götümden şekil deney uydurayım şöyle alengirli, dedim. Cognitive neuroscience ile olan münasebetim de bu şekilde sonlanmış oldu, diye düşünüyorum. Ben yine de büyük konuşmayayım tabii.

Şu an kendimi bok gibi hissediyorum.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Bugün iki tane finale girdim. Elementary İngilizce'mle mağara metaforundan bahsettim. Her şey olur çocuklar. Onun dışında hava çok güzeldi. Gökkuşağı yakalayıverdim. Dolmuşa binince arkama bakıp durdum ama bir daha göremedim.

Girls'ün sezon finalini yeni izledim ve çok garip hissettim. Baya garip ama.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Merhaba.

Finallere 2 gün kaldı. Uykulardan uyku beğeniyorum. Adım atacağım da halim yok. Kuzenim "hayatım sanki ekranda iki tane 1024 varmış da birleştirip 2048 yapamıyorum gibi bu ara." yazmış. Daha güzel anlatamazdı durumumu herhalde. Bu sene en güzel havalar bir şekilde harcandı, şimdi finaller de var ama yine de daha fazla harcatmayacağım. Kütüphanenin önünde sigara içerken bile son mayısların tadını çıkarmaya niyetliyim. Zaten öğrencinin görevi ders çalışmak sonuçta, serserilik yapacak halim yok orda burda...... Küçük esprilerim ve şakalarımla tekrardan dünyaya dönmeye başlıyorum hazır olun çocuklar.

Cuma günü okulda son sınıfların tez sunumları vardı. Şık giyimli psikoloji öğrencileri rektöre ve hocalara tezlerini sunup master planları hakkında konuşup kikirdiyorlardı. Bense merdivenleri haldır huldur koşup sırt çantam ve dağınık saçlarımla hazır bütün hocalar ordayken birkaç tanesini kıstırayım dedim. Tezlerle ilgileniyormuş gibi yapıp işi biten hocaların karşısında bilin bakalım hangi ulvi amaç için belirdim?


















bu arada o salona girdiğimde ulan dedim ya, şurayı yaksam var ya...

18 Mayıs 2014 Pazar

Keşke etrafım Holden'ın naif öfkesine ve minnoş kibirine sahip insanlarla dolu olsa. Dolsa da taşsa. Bu isteğim varoladursun, önümüzdeki 12 günün planını yapayım ben de. Uymayacağım fakat anı kurtaracak olan planlar. Dün arabayla dönerken havanın kokusunu ve yakmayan güneşi hissettim. O sırada hatırlanması gereken iyi/kötü her minik duygusal anımın fon müziği de bizlerleydi.


17 Mayıs 2014 Cumartesi

Ne güzel bir dün geçirdim ya ben.
Baya güzel bir dündü.

16 Mayıs 2014 Cuma

14 Mayıs 2014 Çarşamba

nasıl
da
tepetaklak
oldu
bu 
mayıs
her 
şey.

13 Mayıs 2014 Salı

Doğum günüm oldu. İyi ki doğduğumu varsayıyorum, Conor Oberst gibi.

















Baya duygusal anlar yaşıyorum bu arada. Herkesi çok seviyorum ölücem galiba şu an. 

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Geçen sene sınava girmemek için hasta numarası yapıp "serum yer kahvaltıyı da aradan çıkarırım" diye düşünürek sağlık merkezine gidip sağlıklı halimle iğne yemem ve götümün ağrısından yatağa düşmemden sonraki en büyük gerizekalılığımı yapmış bulundum fakat lakin ki anlatmayacağım.

Hani böyle okula terlikle ya da donla gittiğimizi ya da bir türlü hiçbir yere yetişemediğimizi gördüğümüz korkunç saçmalıktaki rüyalar var ya, bu ayın her günü öyle geçiyor.

sanki şu an bana biri sesini yükseltse 17 gün boyunca aralıksız ağlayabilirmişim gibime geliyor.

11 Mayıs 2014 Pazar

O kadar sınavın ödevin arasında tek düşünebildiğim;

Why does Conor Oberst keep using the lyrics "yellow bird" in his songs? 

10 Mayıs 2014 Cumartesi
















+Stéphanie... Can you hold my hand? I cannot sleep...

She takes it. I fall asleep...

8 Mayıs 2014 Perşembe

"Anyway, I keep picturing all these little kids playing some game in this big field of rye and all. Thousands of little kids, and nobody's around - nobody big, I mean - except me. And I'm standing on the edge of some crazy cliff. What I have to do, I have to catch everybody if they start to go over cliff - I mean if they're running and they don't look where they're going I have to come out from somewhere and catch them. That's all I do all day. I'd just be the catcher in the rye and all. I know it's crazy, but that's the only thing I'd really like to be."


5 Mayıs 2014 Pazartesi

Sevgili Hızır bey;

İlk dileğim olan "lütfen civcivlerim hiç ölmesin"in üstünden seneler geçti ve fakat hala sizden bir şeyler dilemekteyim. Her canlı ölümü tadacak sonuçta, siz de haklısınız, benim salaklığım. Çocuk aklımla gül ağacına dilekler gömüp gece beyaz elbiseli ak sakallı belli belirsiz yaşlıca siz'in gelip tek tek dileklerimizi toplayacağınızı düşünmek beni nasıl ürkütmedi bilmiyorum. Hala da ürkütmüyor. Kaç kere bütün gece uyanık kalıp sizi dileklerimizi toplarken basmayı düşündüm biliyor musunuz? Muhtemelen biliyorsunuzdur. Bilir gibi bir haliniz, tavrınız var yani. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Bu yıl sizden belki mutluluk değil ama bolca huzur dileyeceğim. Hepimize yani. Açıkçası ben mutluluğa sokayım, huzura bir şey olmasın taraftarıyımdır.

Seneye görüşmek üzere.
iyi ırgatlıklar, bol kazançlar diliyorum size.

edit: Dileğimi gömdüm. Gül ağacının dibi çamurlu su doluydu. Bahçeye daldığımda birkaç ay önce alt komşu bakan olduğu için kapı önüne konuşlanan polis belirip biraz soru sordu. Dedim ki bugün hıdrellez. Dedim ki dileğimi gömeceğim. Dileğini gömeceksin? dedi. Evet, dedim. Kaç numarada oturuyorsun sen ablacım, dedi. Dedim ki, dileğimi gömeceğim. Sonra gitti. Dileğimi çalarsa umarım ölür.







ya ne kadar güzel, ne kadar güzel.