26 Şubat 2014 Çarşamba

Yeni lensim oldu.





15 Şubat 2014 Cumartesi

Bu akşam saat 7 gibi durup dururken kısa bir süreliğine enerjinizin emildiğini, böyle bir yaşama isteğinizin kaybolduğunu hissettiyseniz sebebini hemen açıklayayım:

Babamla Kızılay'da bir yerde yemek yiyorduk. Yan masamızda iki tane amca tavla oynuyordu. Bir tanesinin telefonu çaldı. Biraz konuştuktan sonra arkadaşına "YA BU ÇOCUK BENİ ÇILDIRTACAK. FİZİK DERSİNİ KIRMIŞ. HEM FİZİK ZAYIF GELDİ HEM DE DERSE GİRMEMİŞ." dedi. Arkadaşı da "ya sakin ol belki yetişememiştir. Yağmurdan.. Ne bileyim otobüs gelmemiştir." dedi. Adam da "hayır ilk iki saate girip çıkmış." dedi. Sonra oğlunu aradı. "ŞU AN NERDESİN? ŞU AN ÇOK SİNİRLİYİM VE SENİ DÖVMEK İSTİYORUM. NERDESİN ÇABUK SÖYLE ŞEREFSİZ!" filan dedi. Kapattığında da arkadaşına "dersten çıkıp etüte girdim dedi." dedi. Sonra dersaneyi tekrar aradı ve "oğlum böyle böyle diyor, doğru mu bu bi doğrular mısınız?" dedi. Biraz konuşunca tekrar arkadaşına "sekreter dedi ki; eğer etütü fiziktense fizik hocası aynı anda iki yerde olamaz, eğer başka derstense de kendi ders saatine etüt alamaz. Öldürecem onu. Şerefsiz." dedi. Ben de bunlar olurken o çocuk için o kadar gerildim o kadar üzüldüm ve hissettiklerini o kadar iyi anladım, inanılmaz bir empati kurdum ki bir an kendimde dünyadaki bütün güzel enerjiyi birkaç dakikalığına o çocuğa aktarma hakkı buldum. Bu enerjiyle algıları öyle bir açılsın ki bir an bu yaşadığı boktan olayın üzerinden birkaç sene geçmiş ve birilerine anlatıp gülüyormuş gibi hissetsin. Eve gidip babasıyla karşılaştığında ve babası kim bilir neler söyleyip yaptığında sadece bilgece gülümseyip odasına çekilebilsin.

İşte enerjiniz bir süreliğine bu yüzden çekildi. Haber vereyim istedim.

9 Şubat 2014 Pazar

Meerhaba!

Okul açıldı. Tam çalışkan olmaya karar verdiğim dönem bütün hocalar dersleri bir sürü ödevli projeli sunumlu bilmem neyli hazırlamışlar. Ay valla nasıl olacak hiç bilmiyom. Humanity'yi de bu dönem almam iyi mi oldu kötü mü oldu onu da bilmiyom.

Dün ödev yapmak için oturdum ve kendime üçüncü sınıfın ikinci dönemini içeren bir klasör hazırlayıp hafta hafta ödevleri yerleştirdim. Ödeve başladığımda saatler geçmişti. Başladıktan 15 dakika sonra ise kendimi yazının Türkçe'sini ararken buldum. Hehehe.

Bunu da şimdi çekindim. Temsili "şaka maka okul açıldı" fotoğrafı.




























8 Şubat 2014 Cumartesi

Tarihin en klişe doğum günü sürprizlerini hazırlayan insanı olarak bu yıl da formumu korumaktayım. 6 Şubat Duygu'nun doğum günüydü.

Bu sene geçen seneden farklı olarak pastamız deneysel değildi ve organizatör çekedimi giymedim çünkü sürprizden önce Duygu'yla buluşacaktık ve eğer çekedimi görürse sürpriz olduğunu anlayabilirdi. Gerçekten çok ince düşündüm........

İyi ki doğmuş da benim arkadaşım olmuş. Mihihiiğ :')





4 Şubat 2014 Salı

Dün Sena'larda kaldım. Sabaha kadar büyüdüğümüz mahalleyi, evimizi ve gittiğimiz ilkokulu en ince ayrıntısına kadar konuştuk. Evimizin banyo fayanslarını, bizimkilerin simetriği olan karşı komşuların evlerini, apartmanın önündeki taşları, yan apartmanın girişini, mahalledeki çocukları. İlkokulun karşısındaki toprak saha ve aradaki yolu ve durağı, okula bir bina daha eklenmeden önceki bahçeyi. Hepsini hepsini. Kokuları bile hatırladık. Ben bizim evimizdeki televizyonu açtığımızda çıkan sesi, kumandanın tuşlarına dokunduğumdaki hissi hatırladım. Mutfak girişi, salon pencereleri. Hepsi hepsi o kadar net ki. Keşke hala orada yaşıyor olsaydık. Buralar rüyamıza girdiğinde ikimiz de, eğer rüya karmaşık ve biraz ürkütücüyse, sitenin aynı yerlerini görüyormuşuz mesela, bunu fark ettik. Aslında çok yakın olan ama biz küçük olduğumuz için aşırı uzak ve karmaşık gelen diğer sitelerde geçen rüyalar, okulun oradaki durak... Rüyalarım hala bir evde geçtiği zaman o evde geçiyor, ama evin salonu ya da başka bir odasında değil. Ablamla bizim odamızda. Ve yine eğer rüya biraz rahatsız ediciyse o odanın penceresinden bakıyor oluyorum. Böyle böyle şeyler. Saatlerce bunları konuştuk. Sabah kalkıp oraya gitmeyi ve okul servisinin durduğu yerde duran büyük taşın üzerine oturup sigara içmeyi istedik. Konuşurken uyuya kaldık.

Sabah uyandığımızda o özlem kaybolmuştu. Gitmekten vazgeçtik. Hatta üzerine konuşmadık bile. Ama sabaha karşı o kadar gerçekti ki hepsi. Nasıl da kaybolmuş hisler. Bir uykuyla.

3 Şubat 2014 Pazartesi

"Her şeyi yerli yerinde, tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda, o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur."
                                                                                                                    Barış Bıçakçı

1 Şubat 2014 Cumartesi

Bugün çok korkunç bir gün.

Tatilin başlarında şakasına ve aslında övünülecek bir şey olarak söylediğim "götüm düzleşiyor keh keh" lafını tatilin son günlerinde "götüm düzleşiyor alın beni burdan ühühü" şeklinde söylüyorum. Akşam saatlerinde bir ara odamdaki ışıkları söndürüp sadece cıngıllırenkli olanı açarak yatağımda cenin pozisyonunda "burda yaşamak istemiyooooooom" derken buldum kendimi. Sonra sağa dön, sola dön, azıcık kitap oku, uyumaya çalış bilmem ne derken kalkıp bir çay demledim. İşin acıklı yanı, aslında sallama çay içmiş olmam ve burada az daha çay demledim diye yalan söyleyecek olmam. Neyse ki yarın Sena geliyor. Çarşamba okul açılıyor. Haftaya Berk geliyor ve her şey normale dönecek.

Yurt günlerime olan özlemim, adeta bir insana duyulan özlem gibi. Annem dedi ki, seneye bakarız. Seneye dediği şey 6-7 ay sonrası. Çok fazla zaman. Şayet seneye yurtta kalırsam, bu sefer kıymetini daha çok bileceğim. O ranzayı, o kırmızımsı perdeleri, çalışma masalarını, terliklerimi kara deliklere yollayan temizlikçi ablaları.. Hepsini, hepsini dikkatle inceleyeceğim. Çünkü seneye son sınıf olmuş olacağım. Veda etmek için ve sonrasında hatırladıkça daha da özleyeyim, daha da kahırlanayım diye. Üf ya. Valla durum baya üf'lük. Zamanın hızı canımı sıkıyor.

Yani hem hayatımın bu kısmının hemen bitmesini istiyorum hem de zamanın hızlı geçmesi canımı sıkıyor. İnsanoğlunun nankörlüğüyle alakaLI bir durum olsa gerek.

Bi yandan da kendimi çok işe yaramaz ve başarısız hissediyorum. İçi bomboş olan bir cv hazırladım ve annem görünce çok duygulanıp "SENİ HERKES STAJA DA İŞE DE ALIR BENCE ileri derecede ingilizce ya vay be" filan dedi. Annem son yıllardaki tek başarımın saç uzatmak olduğunu bilmiyor çünkü. Bilse onu da öve öve bitiremez gerçi, çünkü anneler böyledir. Bir kışı soğuk algınlığına yakalanmadan geçirirseniz sizden başarılısı olmaz.

Kendimde olmasını istediğim özellikler ise şöyle;
1) Erken kalkmak gerektiğinde bile geç yatabilmek.
2) Kahve içmekten hoşlanmak.

Bu ne kadar bütünlüğü olmayan anca dert yanmalı bikbik bir yazı oldu ya? Olsun. Şu günler yalnızlık çekiyorum. Pms de değilim üstelik.

Liseden arkadaşlarıyla hala görüşen insanları biraz kıskanıyorum. Daha doğrusu hala görüşüyor olmaları değil de, lisede yakın arkadaşlıklar kurmuş olmaları güzel. Lise hayatımı çekilir kılan 2-3 insan vardı. Her şey bok gibiydi ve şu an o 2-3 kişiyle sadece like'lar üzerinden iletişim kuruyoruz. Hani like'ladım seni, konuşmamıza gerek yok, takipteyim, gibi.

AY İÇİM ŞİŞTİ.

Romantik komedi izleyip beynimi boşaltayım mademse biraz.