5 Aralık 2014 Cuma

Akşamki sınava girmemek için sabah rapor almaya hastaneye gittim. O kadar kolay hallettim ki işimi, dedim bugün şanslı günüm herhalde. Hani gezegenlerin çekim alanları filan oluyo ya, o şekil işler dönüyor sandım. Çünkü mesela hastane dönüşü nereden neye bineceğimi bilmeden birden bi tarafa saptım ve karşımda Bilkent dolmuşu belirdi. Daha ne olsun yani. Ama yok. Şanslı günüm filan değil. Bildiğin sıradan, salak bi gün. Eve gitmeye karar verdim. Okulda 10 dakika daha durmaya yetecek keyfim yoktu. Esra akşam Corvus'a gidelim diye çok ısrar etti, kıramadım. Şimdi odadayım. Kimse yok. Karanlık. Böğürerek ağlamanın tam zamanı ama ağlayasım yok. Sigara kağıdım bitti. Sena evinin/evimizin fotoğraflarını attı. Hemen ısındım. O kanepeye bir "battaniye. Lazım." Uyuyanın üzerine kar yağarmış. Üstümüze kar yağmasın. Böyle diyince aklıma Muhsin Yazıcıoğlu geldi. Öldüğü günün ertesi günü mü ne, Uykusuz imza günü vardı. Sena'yla dersaneden kaçıp gidecektik. Sekreterlikten kaçamadık. Bu, dersaneden önce bir yerde kahvaltı ederken aile kurumuna küfürler edip dinlere inanmadığımızı birbirimize itiraf edişimizle aynı güne tekabül eder. Sene 2009. Kendi adıma diyebilirim ki, 2009 ve 2010 önemli yıllardı. 2011'den beri de yokuş aşağı iniyormuşum gibime geliyor. Yokuşun da sonu yok sanki. Zaten çarpmak değil de, bir şeye takılıp düşme fikri keyfimi kaçırıyor. Yoksa yeterince hızlanırsam çarpmanın etkisiyle çarptığım şeyi kırıp içinden geçerek devam edebilirim belki.

Ben hiçbir şey yapmak istemeyen ama her şeyi bi şekilde -berbat- yapıp tıngır mıngır yokuş aşağı giden 23 senelik bir tekerlekli sandalyeymişim.

2 yorum:

  1. kendine haksızlık yaptığını düşünüyorum. sen sadece rötarlı kalkan bir uçak olabilirsin belki. ama her şeyi yoluna koyacağından ben burdan bile eminim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmem, teşekkür ederim. Uçak olmak güzelmiş.

      Sil