12 Ağustos 2014 Salı

Perşembe gecesi yola çıkacağımız için bugün dedim ki "du kendime seyahatlik şampuan tarak filan bişiyler alayım." Bu sırada ayaküstü bir şekilde Duygu'yla görüşmem, sonra Görkemle karşılaşmamız, bira içerken Melih'in belirmesi ve sigara almak için sokağı turlarken Barışla karşılaşmam gibi birtakım şeyler gerçekleşti. Ankara böyle bir şehir. Normalde uğraşıp bir araya getiremediğim insanlar sadece tek bir sokakta karşılaşarak bir araya gelebiliyor. Bir de Görkem'in Ankara, İstanbul ve İzmir tespiti var. İzmir'de herkes hareketli ve iletişim kurma halinde ve İstanbul'da eve nasıl döncez derdindeymiş. Ankara'daysa herhangi bir kafeye oturup bir şeyler yazıp kitap okunuyormuş. İşte bu yüzden bizim küçük not defterlerimiz varmış. Tam olarak doğru olmasa da Ankara'ya birkaç kere gelmiş bir insan için doğru denilebilecek bir tespit. Bu arada tespiti Görkem'den dinleseniz daha etkili olabilirdi. Yani anlattıkları bu kadar kısaydı ama bu kadar sığ değildi. Benim üslubum biraz şey. Kıt. Ve düz.

-Şimdi iki büyük derdim var:

 1) Ben Merve'yle nasıl vedalaşacağım?
 2) Eylül beni hayal kırıklığına uğratır mı ki?

2 yorum:

  1. Nasıl tarif etsem bilmiyorum Bilge ama senin böyle yazıların bayağıdır tanıdığım ama yüz yüze görüşmeye fırsat bulamadığım ama sürekli telefondan yazıştığım/konuştuğum yakın bir arkadaşla konuşmak/yazışmak gibi (Ay cümleyi toparlayamadım.) Bunun sebebi nedir bilmiyorum, o kadar blog da takip ediyorum bi değişik yahu.
    Neyse uzatmicam.
    Eylül kimseyi -burada bencillik yapacağım ama özellikle beni!- hayal kırıklığına uğratmasın. Bileklerimi dikine kesmek istemem çünkü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylediklerin güzel şeyler sanırım, teşekkür ederim. Belki dümdüz yazdığım için samimi geliyordur, ondan öyle hissediyorsundur.

      Bileklerimizi kesmeyelim, parfüm filan sıkalım.

      Sil