20 Temmuz 2014 Pazar

Yeniden film izleyebiliyor oluşumu kutlayalım. Bugün Before Midnight'ı da izleyip seriyi tamamladım ve filmden sonra dedim ki gerçek dünyanın, sorumlulukların, egoların ve hoşgörüsüzlüklerin amınakoyayım. İlişkiler çok zor. Bir insanı anlamaya çalışmak, kendini anlatmak. Kendini anlatamamak. Karşındakini yanlış anlamak. Keşke ilişkiler sadece sevişmekten ve sabah kahvaltılarından ibaret olsa.  Neyse. Son olarak Alain de Botton-Aşk Üzerine'yi tekrar okuyup bu konulara daha fazla kafa yormamaya karar verdim çünkü delirebilirim. Onun dışında, geçen aklıma kuzenlerimle seneler önce izlediğimiz bir film geldi. Böyle izlerken "hasiktir" dedirten bir film. Büyük kısmını hatırlamıyordum ama kilit noktasını filan biliyordum da yine de bulup tekrar izlemek istedim. Başroldeki adamın Pearl Harbor'daki çocuk olduğunu anımsıyordum, iki tıktık'a baktı, Josh Hartnett'mış. Neyseciğime filmi buldum, izledim. Kesin izleyin lan. Baya sinirlenip üzülüp saçma garip şeyler hissedeceğinizin garantisini veriyorum. Adı Wicker Park.

-Ayrıca soundtrackleri arasında Mazzy Star ve Coldplay var.

1 yorum:

  1. kaç gündür oturup bütün jane austen filmlerini seyrettim. olaya bak ki yazarın karakterlerinin mutlu sonu onun hayatıyla bir kere bire uyuşmamış, ama o yine de mutlu sonları yazmış.
    özetle şöyle bişiler de çıkarabiliriz: "öyle şeyler ancak filmlerde olur" ve "erkekler unutuyor ama kadınlar, cık"
    neyse lanet olasıca evlilik kurumunun mantık hatalarıyla dolu olduğunu görmeme de yaradı bu filmler- en mantıklı olanlarının bile

    YanıtlaSil