9 Temmuz 2014 Çarşamba

Müjgan milyonuncu kez bindiği Çukurambar dolmuşunun camından Orhan'la bakışırken onun bir şeyler söylediğini gördü ama dudak okuyamadığı için anlamış gibi yapıp ama yalan da olmasın diye anlamamış da gibi de yapıp o da o sırada dinlediği şarkıyı söyledi, ama Orhan da onu anlamadı. "I forget to pray for the angels and then the angels forget to pray for us." Dolmuş şoförünün koltuğa oturması, dudak okumaya / okutmaya çalışmalara son verecek ve Müjgan buruk bir şekilde elini sallayacak, Orhan sigarasından bir nefes çekip kısık gözleriyle veda edecekti. Dolmuş hareket edince Orhan Müjgan'ın görüş alanından çıktı, Müjgan önünü döndü, bütün bu vedaları düşünmeye dalmıştı ki, arkadan kendisine uzanan bir el, sonra bir kol, sonra sanki hiç son bulmayacakmış gibi ardı ardına gelen sesler: Şurdan bi kişi uzatır mısınız? Şurdan da bir. Şurdan iki. Müjgan bulunduğu hüzünlü anın içinden bu şekilde çıkacağını tahmin etmemişti. Hele ki arkadan kendisine uzatılan paraları o anlık ayılmanın etkisiyle yanlışlıkla yerlere saçacağını. Tanımadığı insanlardan özür dileyeceğini. Elalemin yere saçılan parasını eğilip toplamaya mecali olmadığından öylece insanların suratına bakacağını. Gerçek dünya böyle işte, diye düşündü. Kitaplar romantik ya da hüzünlü ya da aşırı mutlu anlarla doluydu ama yazarlar en hisli vedalaşmaların bile sıradan vatandaşın şoföre parasını uzatma talebiyle bozulduğundan bahsetmiyordu. Ve fakat samimiyetler hakkında sayfalarca yazabilirlerdi. Zaten Müjgan da paralar etrafa saçıldıktan sonra "sen Müjgan değilsin ki Bilge." dedi, "oturduğun semt bile kitap karakteri olmana uygun değil."

4 yorum:

  1. Allaaam sen ne tatlı bir kadınsın yahu! hep yaz, bizim için yaz hatun :)

    YanıtlaSil
  2. Bir Barış Bıçakçı romanı karakteri olmana gayet uygun aslında. Hem de Bilge adınla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu Barış Bıçakçı'yla görüşeceğim.

      Sil