30 Kasım 2013 Cumartesi

Sarhoş olmak ama öyle ne dediğini bilemeyecek kadar değil, mantıklı ama normalden farklı olarak günlük hayatta kullanmadığın kelimelerle bezeli cümleler kurduracak kadar. Sonrası zaten selamet.


26 Kasım 2013 Salı

Merhaba, merhaba!

Geçen ay antika pazarından Berk'in emrivaki temeline dayanan üstün pazarlık yeteneği ve benim "hocam f vermeseniz" bakışım ile 5tl indirim yaptırmayı başararak 5 tl'ye aldığımız küçük kutunun üzerinde ZEHRA yazdığına yeteri kadar üzülmemiştim, az önce oturup ona üzüldüm çünkü ders çalışmadan önce bütün her şeyi kontrol eder, duygular dahil, yarım bıraktığım her şeyin telafisini yaparım.

Fakat kutu şahane bence. Şahane kelimesini hiç kullanmam. Şimdi neden kullandım? Çünkü dediğim gibi ders çalışmadan önce her şeyi kontrol ederim. Kullanmadığım kelimeleri de. Fakat neler saçmalıyordum ben böyle? Aklımı mı kaçırmıştım? Balkona çiçek mi alsak? Balkonlara? Spotify'dan Jackson C. Frank'i buldum. Azıcık baktım. Üzüldüm. 9 yaşındayken okulunda çıkan yangında 15 arkadaşını kaybetmiş. Daha Jolene'e yalvaran kadına olan üzüntüm tazeyken üstüne bir de bu. Hatta hatta bugün Berk bana bir kere eyvallah bir kere de ok dedi. Ah ne kötü bir gün.
Yatmadan önce 200 kere fun run oynarsam kendime gelirim belki.
Şaka şaka oynamam.
Zehra kim ya ayrıca? Ya Zehra bu fotoğrafı görürse ve kutusunu geri isterse? Ders çalışmadan önce biraz da bunun için endişeleneyim.

Procrastination... Procrastination.. Proocraaastinaatioon.. Procrastionation is avoiding doing something. Procrastination is not being able to get started. Procrastination is spending thirty minutes looking for the right pen. 

-ekşi mandalinadan hoşlanmıyorum.


24 Kasım 2013 Pazar

Paperbirds 




























23 Kasım 2013 Cumartesi

Birkaç sene önce yaptığım ve en mantıklı alışverişim ilan ettiğim ve aşırı fazla bağlandığım kendinden ısıtmalı pijamalarımdan sıkılmaya başladığımı hissedince içimi bir korku sardı. Nankörlükte bir dünya markası mıydım yoksa? Sonra mesela, aylardır her sabah taze demlenmiş çay içerken geçen sene yurtta karton bardakla içtiğim poşet çayları özlemeye başlamama ne demeli? Plastik pıçakla bayat ekmeğe nutella sürmeye çalışıp çalışıp ekmeğin bütün parçalarının pıçakta kaldığı sabahlar. Neyse ne canım. Pıçaklar değişir, bardaklar değişir de parmak yaralarım değişmez nasıl olsa. Hüğ.

Berk'in yeni evi pek bir şeker. Paris caddesi, şehir olanına hazırlık için iyi bir başlangıçtır belki de. Bir balkonu güzel yapan manzarası mı, güvercin bokları mı, yoksa sigara içmeye yaraması mı? Cevap veriyorum: Hiçbiri. Balkonda dururken hissettiklerimiz tabii ki. Bu cümle blogumun arka planını siyah yaptırmaya yeter mi? Yeter. O yüzden hemen yazıyı bu cıvık melankoliden kurtaracağım. NE OLUYOR LAN? Bir şey olduğu yok. Balkon diyorum işte. Balkon gerekli bir şeydir. Sonra mutfak amerikan mutfağı değil ama salondan mutfağa geçebiliyorsunuz. Çünkü eskiden salon ve mutfak balkonu ortakmış sonra bu balkon kapatılmış filan. Kapatılan iki balkon olmasına rağmen hala hepimize yetecek kadar balkon var. Balkon gerekli bir şeydir. Bir ay boyunca hürriyet emlaktan çeşit çeşit ev baktık, bulduğumuz ev ecnebi emlak sitesinden bulundu. Hani Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktu? Varmış. Aslında ilanı veren kardeşimiz Türk ama bu konuya değinmeyeceğim. Başka da bir şey yok işte, hadi görüşürüz. Hehe.

Öyle şeyler işte. Geçen sene amma da çok yazıyormuşum buralara böyle. Güzel, güzel, bence yazmak lazım. Sonra okuyunca çok eğlenceli oluyor. O yüzden yine yazayım. Sonra okuyunca eğlenceli olsun. 

Bu birkaç gün sınavmış rapormuş sunummuş, bir şey yok. Geçen akşam The Perks Of Being A Wallflower'ı izledim. Çok minnoş bir filmmiş. Benim yaptığım sinema yorumu da anca böyle olur. MİNNOŞ. Ama 1. sınıftayken Bir Zamanlar Anadolu'da ödevimi çok havalı yapmıştım. Ordan yırtıyorum bence. Ödevi hocadan başka kimseler okumadı. Ben de hatırlamıyorum. Hoca da biraz salaktı bence. Olsun. Neyse o filmi izleyin işte bence. 


14 Kasım 2013 Perşembe

Hazırlıktayken sandığımdan fazla devamsızlık hakkım olduğunu fark ettiğimdeki gibi bir mutluluk değil bu. Zorlasan elle tutulur hale gelebilecek türden bir şey. Saçlarıma, parmaklarıma kokusu sinen. Keşke soğuk havalarda mont yerine battaniyeye sarınıp çıksak dışarı mesela, bence. Onun gibi işte. Öyle bir mutluluk.İnsana kendini şizofren sandıran bir şey. Olduğu kalıptan çıkartıp karşına koyup izleyebilirim. Sonra geri yerine koyabilirim.Yanımda dolaştırırım, gece ayak uçlarımda uyur, -(hiç kedim olmadı) Bir gece kulaklarım yanar, bir gece gözlerim yanar, bütün bedenim yanar, saçlarım, serçe parmaklarım yanar. O boğazımdan gelen sızlamaya benzer hissin tadını çıkarmayı denerim, onu da somutlaştırırım mutluluğum gibi. Küçük bir kirpiyi canlı canlı yutmuşum gibi bir his. Kirpiler çok tatlı çünkü. O yüzden bahsettiğim, makul bir sızlama. Tamam dikenli, tamam boğazım onun için fazla dar, ama aşağıdan yukarıya, kulaklara da dokunarak ağızdan çıkmaya çalışan kirpiyi kussam bir dert, yutsam bir dert, ne yapacağım? Ne yapacağım? Kirpiyi seveceğim. Bedenim bir milli parka dönene kadar, kafamın içindeki yunus balıklarıyla, filiyle, kirpisiyle, bütün hayvanları seveceğim. Çünkü neydi? Ben balık değildim. Hayır. Ben balığım. Mek parmaklar da rakı sofralarından ibaretler. Nerede selametler?

10 Kasım 2013 Pazar

Ayağımın ağrısını daha fazla görmezden gelemeyeceğim galiba. Yarın sağlık merkezine gideyim. Düzeltin şu ayağımı diye haykırayım.

8 Kasım 2013 Cuma

Dün Duygu'yla Çocuk ve İnternet kongresine gittik. Ankara tıp morfoloji binasında. Morfolojinin kantininin adının Morfo Mola olması bence çokkomik. Kongrede edindiğimiz en ilginç bilgileri sıralayacak olursam;

1) Dünyada deviant facebook'tan daha çok kullanılıyormuş.
2) İnternet kafecileri esnaf odası diye bir şey varmış.

Onun dışında son zamanlarda her cuma "oha neçbuk geçti bi hafta" diyor, her akşam babannem, Hatun teyze ve annemle bir bardak çay içiyor ve düzenli olarak hürriyet emlak güncelliyorum.

Pinterest'teki do it yourself'lere bakıp bakıp "ya bu çokkolay yarın akşam bundan yapayım" diyip sonra vazgeçiyorum. Aslında bu küçük örneği hayatımın geneline de yayabilirim. Yayarım niye yayamayayım.YAYAMAYAYIM ne ya.

Ayrıca Oğuz Atay'la yeniden denemeye karar verdik.

Geçen kütüphaneden film aldım sonra hazırlıktayken sinema topluluğuna üye olup cuma günleri okul çıkışı film gösterimlerine gittiğimiz zamanları hatırladım. 5buçukta başlardı 8:50 servisiyle dağılırdık. Taxi Driver, The Big Lebowski bi de bişiy daha izlemiştim orda. (1 ay bile sürmemiş aslında) Hazırlıkta dersimiz erken bittiğinden merkeze gelip kütüphanede mal mal dolanıp filmlere filan bakıyoduk da o yüzden hatırladım bunları. Aslında güzel dertsiz ama çok sıkıcı günlerdi. Şöyle bir güzelliği vardı mesela; Friends'in 3. sezonunda filandım o ara.

-Yazmış olmak için yazdığımı belli etmemeye çalışıyom-

Dün kongrede problematik internet kullanıcısı teşhisi koydum kendime ve buralardaki bir çok kişiye. Ben kendimi internet bağımlısı olarak tanımlıyodum aslında, problematik hoş olmadı. Aslında şaka yapıyorum, sadece bazı maddelerini kendimle bağdaşlaştırdım. Örnek vereyim; dedi ki konuşmacı, biz internette hayatımızı sunarken bunu kontrollü bi şekilde yapıyoruz. Yani güzel fotoğraflar seçiyoruz; güldüğümüz, eğlendiğimiz, güzel çıktığımız.. Başkalarının da bunu böyle yaptığını bildiğimiz halde, takip ettiğimiz insanların hep çok mutlu, çok eğlenen ve çok güzel görünen insanlar olduklarını sanıyoruz. Bu herkes için geçerli sanırım. Bu kesinlikle çok doğru ve insanlarda mutsuzluğa neden olan bir şey. Aşırısı da ciddi sorunlara yol açabiliyor, özgüven eksikliği gibi. Aman neyse işte. Sonra akşam duş alırken kafamdan küçük analizler yapmaya çalıştım. Nerden başladı bu internet bıdısı. Nerden başladı yani. Tanımadığım insanlarla bir şeyler ve bazen çok şeyler ve hatta bazen baya çok şeyler paylaşma arzumun kaynağı nedir ki? Kesin sonuçlara varamasam da bi şeylere varabildim ama çok da önemli gelmiyor artık bunları düşünmek. Yani kendim için. Bu paylaşma isteği bi hep bi şekilde varolacak olsa da hayatın içindeki diğer bir sürü şeyin arasında küçücük kalıyor gün geçtikçe.

Dur aklıma gelmişken beni mutsuz eden ama yine de takiplediğim 2 örnek vereyim;

http://bleubirdvintage.typepad.com/ biri bu aşırı mutlu şık herkesin çok güzel/yakışıklı olduğu yavşaklar topluluğu

http://ohdeardrea.blogspot.com/ biri de bu aşırı tatlı kız çocuğu ve aşırı tatlı evleri olan godoş veganlar

LA NE KONUŞUYOM BEN YA?


4 Kasım 2013 Pazartesi

İçimden yapmak istediğim bir sürü şey geçiyor, ama yeterli enerjiyi neden bulamıyorum? Pinball'da bir türlü yeterince zıplayamayan top gibiyim. O kollar o topu zıplatmak için uğraştıkça uyuz bi ses çıkardı. O çınlanıyor kulaklarımda sürekli. Ama yok.