24 Eylül 2013 Salı

Tam şimdi şu anda Mart-Nisan-Mayıs aylarından birine dönmek için neler vermezdim..

18 Eylül 2013 Çarşamba

Ders programımdaki bu boşluklar, ilk hafta hocaların 15 dakka sonra salıvermesiyle 3 katı büyüdü. Hep yaşadığım bir şey tabii. Birinci sınıfın ilk dönemi haftada 2 kere 5'er saat boşluklarım vardı. GEL DE MOTİVE OL. Sabahın köründe gelip Peter beyin dersinde sigaranın ve fastfood'un zararlı hakkında boş boş konuşup sonraki ders için 5 saat bekliyordum. Sonra beklememek için girmemeye başladım. Girmedikçe de işler karıştı filan. Bahaneler bahaneler. Problemin aslını kurcalamak işime gelmiyor pek. Sonra o zamanlar derslere gitmeyerek bölümümden arkadaş edinme fırsatımı depikledim. O zaman 3. sınıfta ola Duygu ve arkadaşlarıyla takılıyordum. Sonra ikinci dönem onlar erasmusa gidince kat aralarında tek başıma TAVUKPİLAV yedim. Suç ve Ceza'yı nasıl bitirdim sanırsınız? Yalnızlıktan bitirdim. Raskolnikov'a aşık oldum filan. Bu süreç biraz daha uzasaydı Tutunamayanlar'ı da yarım bırakmazdım belki. Az daha sosyal fobi geliştiriyordum ki okul bitti. Şimdi niye bunları anlatıyom? Bilmiyorum. Okul bi garip. İnsanlar da. Hava garip. Bir ara kendimi buraya fotoşopla sonradan eklenmiş gibi hissediyordum. Ona benzer şeyler yine.

14 Eylül 2013 Cumartesi

12 Eylül 2013 Perşembe

Artık fil değil.
Nefes alsam dünya yörüngesinden çıkacakmış gibi.
Dünya yörüngesinden çıksa kimler tutacak dünyayı?
Hiç. 
Eylül beklediğim yumuşaklıkta gelmedi. Ankara çok soğuktu. Çok fazla soğuk ve karanlık gibiydi. Biraz gerginceydi. Ama olsundu. Cumartesi sabah 6'da kalkıp Berk'le İstanbul'a geldik. Molasız otobüste çişim geldiğinde şoför kenara çekip yola işemem gibi bir şeyler önerdi. Hayır dedim ya. Hayır, benim için durmayınız. Ankara çok soğuktu ya. Hava durumu İstanbul'a da soğuk demişti. Yağmurlu. Gök gürültülü. Tam en sevmediğimden. Korktuk biz. Hele Rock'n Coke'ta donmaktan, çamurlara bulanıp bir köşeye pısmaktan filan. Dedim ki bot giyelim. Biz bot giydik gittik. İstanbul günlük güneşlik. Ama şortlarımız vardı. Sıtaylamız gereği öyleymiş gibi davrandık. Konudan uzaklaştım. Neden bot giydiğimizi bütün dünyaya açıklama gereği duyuyorum da. Neyse. Kadıköy'de bişiyler yedik. Vapurla karşıya geçtik. Sonra Taksim'e. Gezi'ye gittik. Orda oturduk. Ordan da İstiklal'de yürüdük. St. Antuan'ın avlusunda Hristiyanlığa sövdükten 10 saniye sonra ayağımı burktum. Yere uçtum. Kalktığımda artık Hristiyan'dım. Gerçekten ibret verici bir olaydı. Oradan Galata'ya gittik. Çok şeker bir yerde bira içtik. Ordan Galata Köprüsü'ne gittik. Orda da balıkekmek yedik. Sonra geri dönmek için o yokuşları çıktıkçıktıkçıktık. Görkemlere gittik. Burak karşıladı bizi. Çok güzel ağırladı. Sonra Bursa'ya gitti. Evde tek başımıza kaldık. Berk yabancı evde tek başımıza olduğumuz için gerildi. Her seste aslan görmüş geyik misaaali kafasını kaldırdı. Sonra sabah oldu. Sabah Breaking Bad izlerken her Los Pollos Hermonos muhabbetinde olduğu gibi canımız durup dururken tavuk çekti. Kahvaltıda. Hığhım. Sonra bulamadık tavuk. Mc Donalds söyledik. Hayvanlar gibi onu yedikten sonra hazırlanıp çıktık. Rock'n Coke otibisine bindik. Sabah Osman arayıp ÇOK KÖTÜ YAĞMUR İNDİRECEK, BUNLAR YAĞMUR BULUTLARI dediği için iyi ki botla gelmişiz diye düşünüp baya mutlu oldum ama bil bakalım ne? BULUT MULUT YOKTU? Sonra orda japon balıklarımla bir araya geldik. Oynadııık, dans ettiiiik. Bu arada bileğim fenalarda olduğu için ordaki revire gittik. Doktor bana "buz bulabilir misin?" dedi. BEN NİYE BULUYOM YA? Sonra da ayağıma jel sürüp sardı. Üstüne basma dedi. Festivale gelmişim nası üstüne basma? Sonra ben üstüne bastım tabi. Ondan sonramacığıma akşam Yasemin Mori dinledik çogzeldi. Sonra da Teoman. Yoksa biz Berk'le Teoman için mi gelmiştik? Olabilir miydi? Olabilirdi. Sonra da Camiryo çıktı. Baya dans ettik. Hopladık filan. Bu sırada hava baya serinlemişti tabii. Sonra da amınakoduğumun Prodigy'si çıktı. WHERE'S MY FUCKING PEOPLE? WHERE IS MY PRODIGY PEOPLE? diye bağırıp durdu. Hiç hoşlanmadım kendilerinden. Sonra da saat 2 gibi döndük. 3buçuk gibi de evdeydik. Ayağım şişmiş ve evde buz yok idi.

Ertesi günler Beşiktaş'ta kahvaltılar ve dolaşmalar şeklinde geçti. Mecidiyeköy'den Hisarüstü'ne kadar yürümek mesela. Sonra bir akşam Risk oynadık. Berk çok heyecanlandı. Görkem SANSAR oldu. Dün akşam da ablamlara geldim. Annem MADEM AYAĞINI BURKTUN NEDEN GELMEDİN?? gibi saçma bir şey söyledi. Yazının içinde belirli aralıklarla ayağımdan bahsettim ve sonunda "ve öğrendik ki ayağım çatlamış" filan gbi bir şey olsun isterdim lan ama manyak olduğumdan ve ayağımın çatlamasını istediğimden değil, yazı baya vurucu olurdu diye. Arkağaşlar baya saçmalamışım. İki saat sonra annemle Ankara'ya dönüyoruz. Hadi bize iyi yolculuklar.