29 Mayıs 2013 Çarşamba

24 Mayıs 2013 Cuma

3-4 sene önce ne kadar akıllı bir insanmışım. O anlıkları seneler sonra bunu söyleyebilmek için yazmamıştım. Planlarım vardı. Kişiliğimin oluşmaya çalıştığındaki hali, oluştuktan sonraki halinden çok daha başarılıydı. Halimden memnun değilim. Olduğum insandan. Memnun değilim. Bu birkaç yıl müdehale edemeden geçip gitti. Büyük bölümünde uyudum. Geri kalanında seyrettim. Sustum. Bazen sayıkladım. Konuşmadım ama. Ah tüh aman, dedim. Dinlemedim de.

Dün gece kendimi iyi hissetmek için gözlerimi kapatıp "şu an nerede, hangi anımda olmak isterdim." diye düşünüp cevap bulamamak kendimi daha kötü hissetmeme neden oldu. Cüzdanımda 30 lira olsaydı, ufak bir tura çıkacaktım. Yoktu. Onun yerine zamanımı havasız bir salonda defalarca uykuya dalmak üzereyken uyandırılmamla geçirdim. Köklea, amygdala ve kalp arasındaki bağın kısacık oluşuna şahit olduktan sonra, Brain and Behavior dersinin çok anlamsız olduğunu düşündüm.

"Ölmek için her yer kötüdür. Ama tanıdık duvarları ve tozlu lambaları olan sarı bir oda daha iyi, onun için." demiş Charles Bukowski. Ölmek için iyi bir yer biliyorum.




















18 yaşımdayken istediklerimi yapabilseydim, şimdilerde bir uzay gemisiyle dünyaya veda ediyordum. Bunun için kendim dışındaki herkesi suçlayabilirim. Herkesi. Ama herkesi. Kendim hariç.

Eskiden özgüvenli olmamı sağlayan bir aklım vardı. Bir şeylere karşı tutkum vardı. Sonra tutku, aklımı da alıp gitti. Artık birilerinin bana ne kadar güzelleştiğimi söyleyip durmasıyla avunuyorum. Oysaki bu şekilde övülmek ne kadar acı, bilseler. Ne bileyim, sanki saçlarımın uzaması çok büyük bir başarı öyküsüymüş gibi. Hayatta en başarılı olduğum alan iyi bir arkadaş olmak-tı. Şimdilerde onu bile beceremiyorum. Çünkü kendi samimiyetimden şüphe etmeye başladım. İyi bir arkadaş olmayı, iyi arkadaşlarım olsun diye mi sürdürüyorum yoksa? Kimseye hayır diyemeyişim, kimsenin bana hayır dediğini duymak istemeyişimden mi?

Bazen aklıma ablamın 23 yaşında ölen arkadaşı geliyor. Ben 18'dim. Kendimi onun yerine koyuyorum. 1 yılım kalmış, diyorum. Yapacak çok işim var. Yetişmeyecek.






Hepsihepsihayatnasılolsa.

17 Mayıs 2013 Cuma

En son ne zaman yurtta uyuduğumu hatırlamıyorum. Bu gece uyuyacağım. Yarın 9'da istatistik finalim var. Kalacak mıyım derken final report ile birden finale girmesem bile kalmıyorum durumuna gelmem hoş oldu. Kafam rahatladı. Fakat lakin ki yazınki Avrupa planı yalan oldu gibi bir şey. Çünkü yaz okulu. Çünkü fuck you, that's why.

Geçenlerde doğum günümdü. Çok güzeldi. Doğum günlerimi çok seviyorum. Hiçbir şey yapmadığım, sadece doğduğum için herkesin benimle ilgilenmesi. Güzel. Aslında annemle ilgilenilmeli. Babamla da. Bilmiyorum ki.

Geçen hafta topukluyla 4 saat geçirdim. Benim için bir rekordu.

Rüyada dişlerin dökülmesi özgüven eksikliği anlamına geliyormuş. Freudyen. Freud'a inanmıyorum ama dişlerim fena döküldü. Ben ölüm anlamına geliyor sanıyordum. İslamik olanı bu. Ama onu da yanlış biliyormuşum. Başka bi şeydi ama şimdi unuttum.

Bugün yumurta, ıspanaklı börek, peynirli poğaça, dondurma, cips, kola, albeni tane tane, erik ve bolca sigara tükettim.

Geçen gün beyin kestik. Yalan söyledim. Hoca kesti biz baktık. Elimizde ameliyat eldiveni vardı ve beyinleri mıncırdık. Ben çok mıncırınca hoca kızdı. Arkadaşların da bakacak dedi. Bu hoca bana kredi borcu olan ama derdimi anlatamadığım bölüm başkanı. Aynı zamanda kazağının üzerine burma bilezik takan da kendisi.

Bugün Ahmet biri Alman diğeri Amerikan olan iki hocanın dersinin kataloglarından bahsederken Alman olanı için NAZİ KATALOGU dedi. Baktım, Amerikan olandan pek bi farkı yokmuş. SİYASİ GÖNDERMEMİ NASIL BULDUNUZ? Ben bi sik anlamadım da. 

Bayadır kitap okumuyorum.

Sırf yazmış olmak için yazdığım çok mu belli oluyor? Oda arkadaşlarım neredeler? Brain and Behavior'a nasıl çalışacağım? Yazın neler olacak?

Bir tane kaplumbağam var. Gece olduğunda etrafa yıldızlar saçıyor. Bu yüzden yeterince güzeliz.

2 Mayıs 2013 Perşembe

Hayatta 2 problemim var;
Birincisi; akademik yaşantımın bir türlü belini doğrultamaması.
İkincisi; tırnaklarımdaki yara bereler.

Bu 2 problem ben kendimi bildim bileli peşimi bırakmıyor. Geçen gün hayatımın ne kadar sorunsuz gittiğini düşündükten sonra hiç utanmadan "kesin ip var kehkehkeh" bile dedim. İnsan geriliyor. Korkuyor. Sonra işte aklıma bu iki problemim geliyor. Bunlar olmasaydı diyorum, herhalde birinin elinden kaçırdığı bir uçan balon gibi süzülürdüm. Hiç kimsecikler de indiremezdi. Sonra bir yerlerde söner giderdim. Öyle düşünüyorum. Bu aklileştirme. Biliyorum. Belki de değildir. Belki de haklıyımdır. Çok önemsememeye çalışıyorum. Ah ben olmak ne kadar zor. Mesela tırnaklar çok acıyor. Ojeler çirkin görünüyor. Sevgilinin ellerinize baktığını fark ettiğinizde parmaklarınızı avuç içlerinize kıvırmanız gerekiyor. Hergün birkaç kere "bugün tırnaklarımın etrafındaki derileri koparmayacağım. Minik yaralar hemen geçiverirler." dersiniz ve bunu dedikten 1 saniye sonra o şeytan tırnağını oradan söküp atmak için dayanılmaz bir arzu duyarsınız. Bir psikolog bu durum için öfkeyi kendinden çıkarmak demişti. Öfkeli değilim. Bence bunlar stresten oluyor. Gerginlikten. Stresli veya gergin değilim. Akademik başarısızlığımı kafaya takmıyorum. Sosyal ilişkilerim desen gırla gidiyor. Ben şımarık bir sefa pezevengiyim. Benim paşa gönlüm hepinizin ırzına geçer. Akşamına da şeytan tırnağı yeriz.

Herkes benim için var. Herkes beni çok sevsin. Bana iyi davranıp ne kadar tatlı göründüğümden söz etsinler. Saçlarımın nasıl da uzadığını, ne kadar güzelleştiğimi, dinlediğim müziklerin ne kadar güzel olduğunu, kepçe olan sağ kulağımın bana ayrı bir hava kattığını da söylesinler. Ne kadar eğlenceli bir insan olduğumu da , beni hep çok özlediklerini de.

Ama olmaz ki.

Paşa gönlüm doymaz ki.