24 Ocak 2013 Perşembe

Ah şükür ki "Ankara'da deniz yekyyeaa" hainliğimi seneler önce atlattım da oturduğum mekanlarda sanki odamda oturuyormuşum gibi saçma bir huzur hissediyorum. İleride İstanbul'da yaşama hayalleri kursam da Ankara'ya olan sevgim gün geçtikçe artıyor. Kızılay-Tunus arasındaki yol benim için nasıl da keyifli. Hele bir de sevdiğim insanlarla buluşacaksam sanki bir müzikalin içindeymişim gibi neşe saçarak yürüyorum o sokakları. Yaşadığın şehri benimsemek pek şahane bir şey, keşke herkes bu duyguyu yaşasa. Ki öyle Ankara'nın her yerini de bilmem  Mesela Ulus çok güzeldir ama kırk yılda bir giderim, atıyorum. Yani Ankara'nın kullandığım yerleri biraz dar, ama benimmiş gibi işte, ne bileyim. Anlatamadım sanki. Olsun.

Şu sıralar çok sıkıldığım ve uslanmaz_romantiq_91'liğim alıp başını gittiği için kendime yeni bir korku edindim: Bir adama sırf True Blue'yu seviyor diye aşık olmak. Düşünsene. Kendi kendime oluşturduğum saçma sapan bir şablonum var ve bir şarkı her şeyin içine edebilir. True Blue'yu seven biriyle tanışma ihtimali çok heyecanlı pek şeker ama bir o kadar da korkutucu. Beni bu gerizekalılık öldürecek dostlar.

Biraz sonra misafir gelecek. Anasınıfı arkadaşımın ailesi. Arkadaşımla ilgili hatırladığım tek şey yeşil bir bisikleti olduğu. Bir de iyi biriydi sanırım. Kendisini bir daha görmedim. Ailelerimiz tanışıyormuş meğer. Hiç sanmıyorum ama belki kendisi de gelir de 6. yaşımızdan konuşuruz.

-Ben olsam gitmezdim.

8 yorum:

  1. Sulu han'a gittin mi hiç? İçinde takı malzemeleri satılıyor, incik boncuk. O kısım bahane tabii. Güzeldir o civarlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ankara'yı iyice keşfetmek lazım.

      Sil
  2. beni güldürüyorsun sen.

    iyi bişi dedim.

    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar
    1. Yaaaaaaaaaa SERHHHAAAAAAAAAAT <3

      Sil