31 Aralık 2012 Pazartesi

Bütün gün 2 çiftle beraberdim. Gün içinde "ya keşke sen bufalo avlasan ben de ateş yaksam :))" cümlesine bile şahit oldum. Aslında cognitive çalışacaktık. Sanki her şeyi biliyor gibiydik. Bütün suçu çiftlere atmayayım yani. Çalışmalar yalan oldu, dolan oldu. 12'de kütüphanedeydik. Biraz çalıştık. Sonra stalkinge başladık. Sonra molalar. Sonra webcam toy ile oynamalar. Sonra akşam kütüphaneden G binasına geçtik. Pizza söyledik. Sonra Ahmet "yemek yedikten sonra 1 saat çalışmamak gerekiyormuş." dedi. Sonra mızıka çaldım. Sonra videolar izledik. Sonra çiftler tamamen kendi aralarında muhabbete daldı. Arada beni yokladılar. Ben kafamı masaya gömüp Bowerbirds dinledim. Sonra saat 00:00 oldu. 2012'nin son gününe G binasında 2 çiftle oturarak girdim. Oradan yurda geldik. Çiftler kayboldu. Ben de Ege, Mutlu ve Ali'ye bilendim. Bir çocuk bize balon vardı. Balonu şişirip şiririp "iiyykkkk" sesi çıkartarak indirdim. Oda arkadaşlarım yoklar. Gün içinde aklıma odadaki balık geldi. Sabah yemini vermediydim. Odaya yeni geldim, hemen suyunu değiştirdim, yem verdim. Ne güzel de çalışmadım. Ne güzel de eğer İstanbul'a gidersem çalışamam, 1 hafta erken gideyim dedim de çalışmadım. Olsun. Napalım. 2. midterm'e bir sürü de çalışıp 37 alınca buna da az çalışarak gireyim bari. Bu gerizekalı düz mantığa bulaştığıma inanamıyorum lan. NEYSE. Bakalım neler olacak-tı.

Yarın akşam ne yapacağımızı bilmiyoruz. Sena yurda gelcek. Biraz burda takılırız. Sonra Ezel'in DEFOL 2012 temalı home party'si bana çok cazip geliyor mesela. Çünkü ev partisi en sevdiğim şey. Ama Ezel'in evi de yalnızca zeginlerin bildiği bir yerde. ARABA LAZIM. Ayrıca Sena dışarda olmak istiyor fakat lakin ki normal zamanda bile yer bulamadığımız Bestekar 31 Aralık'ta efendime diyeyim bir ET PAZARI olur. (BESTEKAR'DAN BAŞKA YER BİLMİYOR) Her neyse böyle böyle şeyler.

-ne güzel dertlerim varmış benim be.


29 Aralık 2012 Cumartesi

Bir tarafta çocukluğunuzun kahramanı olan babanızın doğruları, diğer tarafta kendi doğrularınız varken hayat o kadar ağır geliyor ki, bir kaldırıma oturup saatlerce ağlayabiliyorsunuz. Çünkü babam nasıl yanılmış olabilir? Bu nasıl mümkün olabilir? Seneler önce fark etmeye başladığım bu şey, ilk defa bugün bana bu kadar gerçek geldi. Hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Çok canım yanıyor.
Bu seneye kadar yılın bu zamanları içimi bir heyecan kaplar, böyle bir kıpır kıpırlık, bir biten yılla ilgili hüzün, yenisiyle ilgili sevinç... Bu yıl hiçbir şey ifade etmiyor. Benim hislerime ne oldu amınakoyayım ya? Ne oldu? Bilemiyorum vallahi ne oldu. Hacer büyüyorsun dedi. Beğenmedim. Bilemiyorum vallahi ne oldu. 2012'yi şöyle bir düşünüyorum.. Normaldi yani sanırım. Beni çok üzen bir şey olmadı. Çok sevindiren bir şey de olmadı. Nankörlük etmeyeyim, çok üzen bir şeyin olmaması o yılı iyi yapar. 

Dün ders bitince sınıftan takım elbiseli bir adam belirip ARKADAŞLAR WINSTON İÇEN VAR MI? dedi. Sonra Winston içen birine bir paket Winston attı. Sonra PEKİ LUCKY STRIKE VAR MI? dedi. Bir kişiye de ondan attı. Sonra gitti. Böylesi saçma bir şeye neden şahit oldum? Kelebek etkisi teorisine göre, bu olay hayatımı nasıl etkileyecek? Kesin yanlış bir hayatı yaşıyorum. Yani adamın elindeki paketlerden biri Camel olsaydı ve bana atsaydı belki bir paket bedava sigaram olacaktı fakat ben orada sadece figuürandım. Demek istediğim o ki, bütün günlerim figüranlıkla geçiyor. Sanırım hiç esas kız olamayacağım. En sevdiğim şarkı New Slang olabilir ama emin değilim.  Esas kız diyorduk. Bütün hayatımı romantik bir aşk yaşamaya adamışım gibi bir izlenim bıraktıysam allah da benim belamı versin. Aslında öyle değil. Yanlış anlaşılıyorum. Bir yıl daha bitiyor. Ve aslında dünya güneş etrafındaki bir tam dönüşünü tamamlıyor. Başka bir sikim olduğu yok. Fakat bu sırada bir sürü şey oluyor. Mesela mevsimler, gibi. Keşke şu an kafam güzel olsa. Yani, illegal güzellikler. 

Yani. 

Ruhum portakal posası gibi. 

27 Aralık 2012 Perşembe

Mısır gevreği, süt, şampuan ve el kremi almak için elektronik mühendisliğinin arkasındaki markete gittim. Kırmızı meyveli mısır gevreğinin büyük paketinden bulamadım, 2 tane küçük aldım. Odaya geldim. Azcık yiyeyim dedim. FARK ETTİM Kİ GEÇEN SEFER ALDIĞIMDAN FARKLI BİR MARKA ALMIŞIM VE BUNUN TADI BOK GİBİ. 

ama söylemek istediğim şey bu değil.
söylemek istediğim şey, keşke tek derdim bu olsa. baya güzel olurdu. bayaaağ. Bugün ders çalışmaya başlamam gerekiyor. Sonra. Yarın devam etmem. Ve cumartesi. Ve pazar. Ve pazartesi. Ve 11 ocağa kadar... Dün Esra'nın odasında kaçak kaldım. Yuçi manyak gibi ders çalışıyor. Kendimi kötü hissetmeme neden oldu. 

Ayrıca bizim odada bir japon balığı var. Ve ses çıkartıyor. Louie Anderson'ın balığı gibi konuşmaya başlayacak diye korkmaya başladım.

Eğer İstanbul'a geçen hafta gitmeseydim bu akşam gidecektim. KEŞKE GİTMESEYDİM. 

-geçenlerde aldığım naneli ayranın son kullanma tarihi geçmiş :(

25 Aralık 2012 Salı

Geçen gün Görkemlerde şarap içtiğimiz gece sarhoş olduktan sonra yatmaya karar verdim. Burak Bursa'da olduğu için onun yatağına yattım. Yatağı hem pencere hem kalorifer kenarındaydı. Pencereyi açtım. Biraz dışarıyı izledim. Perdeyi açık bırakarak uyudum. Uyandığımda uçan martılar gördüm. Huzurlu uyuyabildiğim evleri çok seviyorum. Bence dünyanın en güzel duygusu, güven.

Sanki hayatım boyunca bir daha kimse bana o tanıdık güveni vermeyecekmiş gibi.. Bunu sürekli düşünüp ve sonrasında da üzülüp duruyorum. Dinlerken birini düşünmelik şarkıların listesi gün geçtikçe kabarıyor, ama düşünecek adam bir türlü gelmiyor. İçimde vermeye hazır o kadar büyük bir sevgi var ki, bekledikçe çürüyecek diye çok korkuyorum.

-Birini en koşulsuz, en aptal gibi ve en her şeyimle sevebileceğim dönemde -hani böyle her şey en temiz haliyle havada asılı dururken, ne bileyim işte, evrende süzülürken- kötü bir şeyler olduğu için, şimdi kafamı kaldırmaya korkuyorum. Çürüyor muyum?

24 Aralık 2012 Pazartesi


Hayırlı geceler din kardeşlerim.
1999 yılında ud ile biten (ut da olabilir, hiçbir zaman emin olamayacağım) müzik kariyerim 2012'nin son günlerinde mızıka ile yeniden mi canlanacaktı? Göreceğiz...

Sabah ablamlar işe gittiğinden eniştemin annesi de akşamdan buraya geldiğinden kendisiyle baş başa kahvaltı ettik. Bana "Peki Bilge mesela karamsar ruh haline girdiğimizde nasıl çıkabiliriz?" dedi. 1buçuk yıllık psikoloji bilgim çok sevgili okulumun bilişsel sevdasından ötürü kendisine "Hmm.. Seratoni.. Yok... Şimdi beyinde hippocampus'un altında amygdala diye bi şey var tamam mı....... hehe şey ya. Çok düşünmiycen öyle Emine teyze. Çay?" demek durumunda kaldım. O da "doğru diyorsun..." dedi.

Sonra Taksim'e gittim. Sercan'la buluştuk. Mızıka almak istediğimi söyledim. Sonra Sercan "BENDEN SANA YILBAŞI HEDİYESİ OLSUN!" dedi. Sonra mızıkam oldu. Daha sonra Burak da geldi. Sercan ve Burak'la beni Osman tanıştırdı. Fakat Osman yoktu. İşte bu çok saçmaydı. Ama olsun, napalımdı. Sonra Mecidiyeköy'e gittik. Merve, Görkem ve Harika'yla buluştuk. Sonra ordan ben Bostancı'ya gelmek üzere çiftkatlı otobüse bindim. Çifkatlı otobüsün üst katına oturmadıktan sonra ona binmenin hiçbir anlamı olmadığı için hemen üst kata çıktım. Üst katta bi teyzenin yanı boştu. VE YANINA OTURMAMA İZİN VERMEDİ. "Hfff dizm ağrıo bnm bşka yre otr .s:S.:s.s.s" dedi. Cevab veremedim. Aşağı indim :(((8

Eniştem kuru fasulye yapmış. Zorla yedirecek sanırım.
Yarın Ankara.

-Gidemem çok soğuktur şimdi, Ankara.

23 Aralık 2012 Pazar

Planlarda değişiklik oldu ve perşembe günü okulda yemek yerken "Ben yarın İstanbul'a gitçem yae." dedim, geldim. Çünkü yılbaşında gelseydim, 2 ocak'ta finallerim başlayacağından kahırlı olacaktım. Kahırlı olmasam bile, 1 ocak günü hengovır hengovır yol gelip ertesi gün cognitive sınavına girecektim. Kısacası YEMEDİ arkadaşlar. Cuma akşam Merve'de kaldım. İnsanları Friends'e başlatma misyonumun Merve ayağını da tamamladım allağmabinşükür. Dün de Görkemlerdeydik. Şarap içtik. Bugün ablama geldim. Öğrenci evinden sonra normal evde kaldığımda kısa süreli bir adaptasyon sorunu yaşıyorum. NASIL YANI. ÇAYI ÇAY BARDAĞINDAN İÇEBİLİYOR MUYUZ? gibi.















































































Son zamanlarda sürekli çiftlerle takıldığım için bu durumu eğlenceli hale getirmekten başka çarem yoktu ve çift olan arkadaşlarıma yılın çiftini seçeceğimi ve buna hangi çiftin beni daha çok eğlendirdiğine ya da mutlu ettiğine bakarak karar vereceğimi söyledim. Mert ve Duygu beni sinemaya götürmüştü. Esra ve Tolga ise yemeğe. Melih ve Ece açık ara önde çünkü bana kahvaltı hazırladılar. Görkemle Merve İstanbul'da yaşadıkları için yarışmaya katılamıyorlar malesef. (YALNIZLIKTAN ÖLECEK)

17 Aralık 2012 Pazartesi

"Neden hepiniz aynı anda oje sürüyorsunuz? BİR ŞEY OLSA NE YAPACAĞIZ?!"  dedi Dila. Bugün en çok buna güldüm. Bir de cognitive quiz'imin çarşamba değil bugün oluşuna, çünkü zaten çarşamba cognitive dersi olmayışına ve biri quiz çarşamba dediğinde hemen inanmış olduğuma. Bi de bi de şeye güldüm. Barış'tan istatistik ödevi geçirirken ad-soyad kısmıma Bilge Barışınsoyadı yazmış olmama. Yani bu kadar gerizekalı olabilmem bence çok komik lan. Sonra 3-4 gibi Esra ve Tolga beni alıp gezdirdiler. Çiftlerle takılmaya tüm hızıyla devam ediyorum. Adeta onların çocuğu gibiyim. Arabada arka koltuğun ortasına oturup trollükler yapıyorum filan. Böyle şeyler. Dönerken kampüsün dışındaki Starbucks'ta oturuyorduk. Türk olmayan iki çocuk taksiye bineceklerini ve 5 liraya ihtiyaçları olduğunu söylediler. Tolga inanmadı. Sonra ben düşündüm. Lan ben yaban ellerde parasız kalsam, birinden para istesem ve vermese NEYAPARIM? diye. Sonra verdim 5 lira. Yalansa da günahları boynuna....... dedim. AKABİNDE, 15 dakika sonra bu çocuklar geri geldiler. Para istemeli muhabbet hiç yaşanmamışçasına Starbucks'a girip kahve içip şen kahkahalar attılar lan! Şen kahkaha kısmını uydurdum, çünkü biz dışarda oturuyorduk ama NASIL YANİ YA? OF İNSANLAR NEDEN BÖYLE, AKLIM ALMIYOR!

Temsili "i'm kepçe and i know it" temalı fotoğrafım. Kulağıma estetik yaptırmak istedim bağam "şükret" gibi bir şeyler söyledi. Asırlardır aile büyüklerimiz isteklerimize şükür temalı argümanlarla gelince söyleyecek bir şey bulamıyoruz lan. Artık bu gidişe bir dur! Neyse. Quiz'de nedense pek haz etmediğim yan dalcı kız yanıma oturmuş idi ve beni boş boş oturur görünce birden dirseğiyle dürttü ve "bakbak :))99" gibi bir şeyler yaptı. Önce şöyle bi baktım. Sonra insan 20'sinden sonra kopya mı çeker lan? dedim. Sonra bir daha baktım. Sonra vazgeçtim. İnsan 20'sinden sonra kopya çekebilir bence arkadaşlar EĞER KOPYA ÇEKTİĞİ ŞEYDEN BİR SİKİM ANLAYABİLİRSE TABİİ. Yarın akşam Yüzyüzeyken Konuşuruz konseri var. Çokeycanlı. Heyecanlı olan bir diğer şey, konserin 12'de bitmesi. Son servisin de 12'de olması. İşte bunlar hep seks diyor, illa ki bir çaresi bulunur, ne sıkıcam canımı yyeaaee diyor, bu yazıyı burada sonlandırıyorum.

-webcam'toy fakirin instagram'ı :(((8

16 Aralık 2012 Pazar

Dün sinemadayken yangın alarmı çaldı ve salonca hiç oralı olmadık. Demek gerçekten yangın çıksa hepimiz öleceğiz. Çok saçma. Çarşamba günü cognitive quiz'im varmış ama hiç neşemi bozamam arkadaşlar. Salı akşamı düşünürüz.

-Eve geldiğimde karnım doymak bilmiyor.


15 Aralık 2012 Cumartesi

Sena'yla iki gün konuşmuyoruz, çağ atlıyor.
Sınavların bitişiyle algılaırmın kapanması aynı döneme denk geldi. Bir de o kadar pms o kadar pms olmak ki, sosyal psikoloji ödevim için reklam bakarken Coca Cola'nın geçen sene yılbaşı zamanı yayınladığı yeni umutlar temalı reklamını bulup ağladım. ÇOK FENAĞ.

Sonra dün Duygu'yla alışverişe çıktık. Kendime kocaman bir baba kazağı alacak iken son anda almadım niyeyse. Ama alıcam onu ve bütün kış üzerimden çıkarmayacağım. Büyük kazakların daha sıcak tuttuklarına inanıyorum. Bir kazağın içinde yaşayabileceğime de.

Akşama doğru da Mert geldi. Sonra üçümüz Hobbit'e gittik. Çiftlerle takılma hobim nereye kadar devam edecek bilmiyorum. Yanlışlıkla çiftlerle takılma hobit nereye kadar devam edecek yazsaydım gülüşürdük ama olmadı. Neyse işte, ortalarına oturacaktım, kıyamadım. Ordan da beni okula bıraktılar. Sonra ben Harry Potter gecesi bıdısına gittim. Çok kalabalıktı lan. 9'da başladı ama 2. film bittiğinde saat 3 idi. Sikerler. Diyip kalktım gittim yurda. Sonra bir de ne göreyim.. Merve duvarımda bunu paylaşmış; bi de "YATAĞI ISITTIK BEKLİYORUZ ;))" yazmış.



















ŞUNLARIN GÜZELLİĞİNE BİR BAKAR MISINIZ? BEN NASIL DAYANAM ŞİMDİ İKİ HAFTA? NAPAM, BAŞIM ALIP NERE GİDEM?

12 Aralık 2012 Çarşamba

12.12.12'de ne yaptım?

8buçuk gibi kalkmam gerekirken 10buçukta kalktım. Hemen bir şeyler yerken bir yandan da How I Met Your Mother'ın son bölümünü izledim. Sonra cheat sheet'e abandım. Kendisi saat 2buçuk gibi bitti. Hazırlanıp odadan çıktım. İstatistik quiz'ine girdim. Hiçbir şey yapamadım. Sonra istatistik lab'ına girdim. O bittikten 15 dakika sonra biyoloji sınavına girdim. 7'de odama geldim. Duş aldım. Friends izliyorum.
Sınavlarım bitttiiiieeeeeeeeeeeeeeeeğ



















Sadece cuma gününe bir tane ödevim kaldı. Çogmutluyum. Günlerce hiçbir bok yapmayacağım laylağalalay!

11 Aralık 2012 Salı

Ders çalışmak için derslere girmedim, saatlerdir sabahlığımla oturmuş Bowerbirds'ün aynı şarkısını dinliyorum. Dışarı çıkmayı hiç ama hiç ama hiç istemiyorum çünkü kesin bok gibi soğuktur. 3buçukta sosyal psikoloji sınavım var. Her şeye bir isim bulmuşlar. Mesela babanızdan izin isterken asıl istediğinizi sona bırakma taktiğinizin bile psikolojide bir adı var arkadaşlar. Yani sanmayın ki o taktiği siz buldunuz. Dün gece yatağa girdikten 1 saat sonra filan anca uyuyabildim. Normal şartlarda ben, 1 ila 3 dakika arasında uykuya dalabilen bir insanım. NEDEN BÖYLE OLDU? Cuma günü Harry Potter film gecesi var. Rüyamda da cuma günü bir kuzenim evleniyormuştu. BEN GELEMEM filan dedim insanlara. Her şey çok saçma lan. Bir de Harry Potter hayranı olmayışım var mesela. Ne bileyim. Zaten o film geceleri hep yalan oluyor. Çünkü birileri şarap getiriyor. Anlatabildim mi. Öyle.

-Koskoca yurtta bir tane kahve falı bakabilen kadın yok mu ya?!




10 Aralık 2012 Pazartesi

+Sena ya.. Çalışmak istemiyom.
-Ben de. O yüzden süper arkadaşlar ve bölümden sevgili buldum.

Yukarıda görmüş olduğunuz şeyin psikolojide kızların teklif ediyor oluşuyla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Alain de Botton'un Aşk Üzerine'sini tekrar okuyorum ve bu adamın mütemadiyen haklı oluşuna akıl sır erdiremiyorum. Akşam odaya gelince 3 saat uyudum. Sonrasında ders çalışacağım uykulara uyumak kadar da huzursuz çok az şey vardır herhalde. Bunu öss'ye hazırlanırken neredeyse her akşam yaşıyordum. Hoş değildi.



























-Bir süre bununla besleneceğim.

9 Aralık 2012 Pazar

15 saattir ders çalışıyor gibiyim oysa daha 5 saat bile olmamış amk. Çarşamba gününden sonra kafam öyle bir rahatlıyor ki, baya rahatlıyor. Ondan sonraki 2 hafta paşa gönlüme dokunan olursa allah onun belasını versin.














 -mandalina yiyem de yatam bari.

Sevdiğim insanları sevmediğim insanların yanında görünce çok üzülüyorum.
Sevdiğim insanları sevmediğim insanların yanında görünce "CANIM NE OLDU, RAHATSIZ MI EDİYOR SENİ BU GÖT?" diyesim geliyor.
Sevdiğim bir insanın sevmediğim bir insanı sevdiğini fark ettiğimde uğradığım hayal kırıklığının tarifi yok.
Sevdiğim insanları sevmediğim insanların yanında görünce, sevdiğim insanları sevmediklerimden çalmak istiyorum. 
Sevdiğim bir insan ve sevdiğim bir başka insanı severken, sevdiğim o bir başka insanın sevdiğim insanı sevmediğini öğrendiğimde sanki sevdiğim bütün insanlar beni sevmiyormuş gibi üzülüyorum.
Sevdiğim bütün insanları bir araya toplamaya çalıştıkça boka batıyorum.
Sevdiğim bütün insanlar birbirini çok sevsin istiyorum ama öyle bir dünya yok galiba lan.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Benim bu filmi bi daha seyretmem lazım.

Please don't wake me, no 
don't shake me,
 leave me where I am, 
I'm only sleeping...


Az önce oda arkadaşım canının ayran istediğini söyledi. Ben de "insanın canı ayran mı çekermiş.." dedim ve kendimi bir reklamın içinde buldum. Birden "evet ama bu NANELİ!" diyip hemen bir bardak çıkarıp ayran doldurdu.

TADI ÇOK GÜZELDİ LAN!
Akşam dışarı çıktım. Duygu-Mert-Çağrı'dan oluşan grup ve bir de Neriman ve arkadaşlarından oluşan bir başka grubu aynı çatı altına almaya çalışıp çok da çabalamadan bunu başardıktan ve iki grubu aynı masada birleştiremediğimi gördükten sonra iki masada da biraz biraz oturuyordum (adeta sünnet düğünü sahibi gibi) ki Neriman ve arkadaşları kalktı ve diğer masada kaldım. Bununla beraber rahatladım tabii. Aslında olaylar dün herkese "yarın çıkçaksan görüşelim" dememle başladı. Herkes de kesin cevablar vermedi ve ben nasolsa herkesten birileri dışarda olur diye düşünerek çıktım. Ve herkes de dışardaydı ve herkese de görüşelim dediğim için herkesle görüşmem gerekiyormuş gibi oldu. Aslına bakarsanız gerekmiyordu. Duygu'yla ne zamandır dışarı çıkamıyorduk. Ama Neriman da dün çok kahırlıydı ve birileri ona sarıldığında çok iyi geldiğinden bahsetmişti. Sonra bir de Ezgilerle yeni açılan Tektekçi'ye gitme planları yapmıştık ama o da kesin değildi. Böylece aynı saatler içerisinde 3 farklı grupla mesajlaştım ve hepsiyle de görüştüm inanır mısınız? Böyle anlatınca ortamların paylaşılamayan insanıymışım gibi oldu fakat lakin ki alakası yok. Her şey benim "hof çok cooluz illaki biyerlerde karşılaşır görüşürüz, bu planlı yaşam neden tanraşkına?" havalarına girmiş olmamdan kaynaklanıyor. Peki kendi halinde bir yaşam süren ben neden böylesi triplere girdim? Çünkü yarın, hatta bundan tam 12 saat sonra matematik sınavım var. Konunun bununla bir ilgisi olabilir. Tam emin değilim. Umrumda da değil. Bütün bunların yanında, servis beklemem gereken gecenin son yarım saatini, yani saat 1'e yaklaşırken ve servis 1buçukta kalkacağından, Underroof denilen erasmusların takıldığı mekanda Ezgilerin yanına uğrayarak geçirdim. Yani servisi Underroof'ta bekledim. Ve içeri girdiğimde bana el sallayıp şuh kahkahalar atan adam tam olarak geçen seneki Eng102 hocamdı. Hani şu ilk dersinde Geneology of Morals'ı okutan, research paper diye götümden kan aldıktan sonra yaz tatilinde benimle tetris oynayıp duran adam. Kafası bir hayli iyiydi ve bana sarılıp halimi hatrımı sordu. Ben de ona baya kilo verdiğini filan söyledim. Yavşak yavşak sırıtarak "TAŞŞAKKURLLAAĞHR :d:dDDD" dedikten sonra kimseye hoca olduğunu çaktırmamamı, herkesin onu öğrenci sandığını söyleyip biraz daha güldü ve bi ara yine tetris oynamayı teklif etti. Çok eğleniyordu zaar, ben de "tmm cnm grşrs by" diyip uzaklaştım. Sonra bi bira aldım. Sonra Sean Paul çaldığında aklını kaybeden insanları biraz seyrettim. Sonra saat buçuğa yaklaştı. Sonra Ezgi dönmemem için ısrar etti fakat vicdanım beni rahat bırakmadığı için çıktım geldim. Böyle de sorumluluk sahibiyim.

-7. sınıftayken Sean Paul kasedim vardı.

7 Aralık 2012 Cuma

Sena'yla uzun uzun telefonda konuştuk. İntihar eden insanların hayat bitti sanıp intihar ettiklerini söyledi. Sonra intihar kelimesini kullandığı için rahatsız olduğumu fark edip hayatı ne kadar sevdiğinden bahsetti. Beni en iyi anlayan ve en iyi anladığım insana sadece "o kadar haklısın ki.." diyebildim. Çünkü Sena yine en haklı.

6 Aralık 2012 Perşembe

En büyük korkum/kaygım;

"ya bir daha hiç aşık olmazsam?" temalı.

5 Aralık 2012 Çarşamba


O PALYAÇO BENİM. demiş.
Anlayamadığım bir sürü şey, bir sürü insan, bir sürü davranış var. Emin olduğum şey ise, dünyadaki bütün psikanaliz kitaplarını yalayıp yutsam da, anlayamadığım insan davranışlarının sayısındaki azalmanın genele herhangi bir etki etmeyeceği.

Dün ekşi'den sınav kağıtlarına yazılan ilginç notlar gibi bir şey okudum. Sonra birinci sınıftayken açıklamam gereken "anal dönem" başlığına bebeğin kakasını vermek istememesiyle ilgili bir şeyler yazarken kaka'nın İngilizce'sini hatırlamayıp yerine "shit" yazdığım ve parantez içinde hocadan özür dilediğim not geldi. Kendimi tek ifade etme biçimimi bile yansıtamadığım için yabancı dilde eğitimin amınakoyayım bence. Mesela sınav kağıdına bok yazıp yazmamak değil elbette. Bunun daha bir sürü eksisi var. Fakat burada bunu tartışacak değilim.

Eskiden insanlar bana mail atardı. Şimdilerde atmıyorlar. Eskiden, eskiden insanların mektuplaştığı hatırlanıp üzülünürdü. Şimdi mail gelmiyor diye üzülüyoruz. Ya da bir tek ben üzülüyorumdur. Önemli değil. Gerçekten değil.

Lisedeyken Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi'ne giderdik. Çok yüksek tavanlı, kocaman avizeleri ve tavana kadar pencereleri olan, oturma düzeni ilk bakışta bir kiliseyi andıran, kasvetli bir kütüphaneydi. Hep aynı yere oturup koca koca kitaplar okuyup notlar alan yaşlı amcayı kütüphane görevlisi sanırdık. Sonradan kendisinin hobi olarak orada bulunduğunu öğrenmiştik. Fransızca çeviriler yapıyormuş. Orada bulunduğum saatler içerisinde ders çalışmak yerine genelde insanlar hakkında düşündür, film gibi hayaller kurar, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlardım. Yanımda burnunu çeken bir gençle ilgili onu ne kadar iyi anladığımı anlatan sayfalar dolusu bir yazı yazdığımı hatırlıyorum. Daha sonra Milli Kütüphane'ye gitmeye başlamıştık. Orası üniversite öğrencileriyle doluydu. Milli Kütüphane Adnan Ötüken'in zibilyon katı büyüklüğünde. Bir çalışma salonunda yaklaşık 400 çalışma masası var. Büyük bir bahçesi var ve kütüphanenin Bahçelievler'de olması mola verdiğinizde verdiğiniz mola saatini 3 ile çarpmanıza neden olur. İşte o zamanlar, havalar ısındığında kimsenin girmediği ağaçlarla kaplı alana girip orda yatardık. Mayıs ayı gibi ağaçlarındaki erikler yenilecek kıvama gelirdi ve hava karardığında ağaçlara dalardık. Evdeki erikleri yemezdim çünkü ben meyve sevmem. Ama işte o kütüphane bahçesindeki erikler çok güzeldi. Kütüphaneler o öss stresiyle dolu, boğulup ölemediğimiz zamanları yaşanabilir kılan yerlerdi. Üniversiteye başlayınca da birkaç kere gittim ama eski sıcaklığı bulamadım. Şimdi okul kütüphanesindeyim. Cumartesi sınavım var. İnsanlar hakkında düşünüp, film gibi hayaller kurup, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlamaya devam ediyorum. Değişen tek şeyin yaşımdaki rakamlar olması beni mutlu ediyor.

2 Aralık 2012 Pazar


Dün akşam, yarın sınavım olduğu için çok dışarı çıkasım vardı. Akşam üzeri kuzenimin nişanında, 4 yaşında obez bir çocuğa neler yediğini sorup "O kadar çok şey yedim ki hatırlamıyorum.. Sanırım hafızamı da yedim bence." cevabını alıp uzaklara dalmıştım. Daha sonra da Corvus'a gittik. Hepimizin hayatının aşkı olan hayallerimizi süsleyen pek şahane kardeşimiz Corvus'a bir kızla el ele girince içkimi döktüm hasjdk. Bir süre dedikodu yaptık. Sonra zenginmişiz gibi pahalı içkiler içip hesap öderken "hff fıstık da mı paralı :((" diye mızlandık. Saat 3 gibi gördüğüm öğrenci evlerinin en dağınık olanına gittik. Ben halıya yapışmış mandalinalı evi atlatamazken şimdi başıma bir de kirlilerini salonda yere atan bir ev çıktı. Sabaha karşı rahatsız gibi huzursuz gibi ama aynı zaman da rahat gibi de bir şekilde kıyafetlerimle uyudum. Yarın sınavım olduğu için bütün gün ders çalışmam gerekiyor ve bu durumdan hiç hoşnut değilim. Birazdan kütüphaneye gideceğim çünkü Barış'la İNEKLER GİBİ ÇALIŞIYORUZ TAMAM MMIIAA İNEKLLEERRR GİBİ içerikli bir konuşma yapmıştık.